TEKLİK ve Ölümötesi Yaşam Anlayışı

P.M. Magazin 
05/2007

Başlangıçta Kuantum Ruhu vardı
İnsanlığın problemlerini çözmek için hangi düşünceye sahip olmamız gerekiyor? Dünya görüşlerimiz halen mekanik/madde ağırlıklı, böyle olduğu için kısıtlı kalıyor. İnsani değerlerimiz her geçen gün biraz daha ezilmekte. Fizikçi Hans Peter Dürr geleceğin anahtarını Kuantum teorisin temelinde yatan yeni bir gerçeklik anlayışında görüyor.

Bizler için kuantum fiziği halen tam çözülmüş değil. Oysa tam olarak doğanın mantığına denk düşüyor!  Doğada, parçacıklar dalgalar gibi, dalgalar ise parçacıklar gibi davranıyor. Bu belirsizlik, bütün hayatın kaynağına işaret eden, bilgiden ibaret olan, orjinde var olan evrensel bir kod. Bazı kuantum fizikçileri tarafından savunulan bu teori yeni bir dünya görüşünden başka bir anlam taşımamakta. Bunu kabul etmek o kadar kolay değil. Eğer yaparsak gezegenimizde yaşayışımızla ilgili yepyeni imkânlar keşfedeceğiz.

Sayın Profesör Dürr, maddeyi nasıl tanımlarsınız?

Aslına bakarsanız madde diye bir şey yok. En azından bizim bildiğimiz şekliyle yok. Yalnızca ilişki yapıları, sürekli dönüşüm ve hayatiyet söz konusu. Biz bunu tasavvur etmekte zorlanıyoruz. Gerçekte maddesel temeli olmayan bir ilişki mevcut. Biz bunu ruh olarak da adlandırabiliriz. Bunu bizzat yaşarız ama kavrayamayız. Daha sonra madde ve enerji ortaya çıkıyor. Adeta katılaşan, pıhtılaşan bir ruh misali. Albert Einstein`e göre madde enerjinin seyrelmiş şeklidir. Maddenin alt yapısı gerçekte seyrelmiş enerji olmayıp tamamen kendine özgü bir canlılıktır. Biz bunu bilgisayardaki yazılıma benzetebiliriz.

Yani orjin temel bedensiz bir şekilden ibaret? Bize bu düşünce çok yabancı geliyor.

Evet, bu bizim dar düşüncemiz. Bizler ilk olarak, ilişkisel yapıları anlamamızdan önce maddeleri düşünmeliyiz. Sevgiyi ele alalım. Biz sevgiyi, örnek olarak iki insanın birbiriyle olan ilişkisi olarak tasavvur ediyoruz. Ama sevgi tek başına bizim tasavvurumuzda çok güç ele alınıyor. Seversek, o zaman durum ayrı tabi.

Kuantum fizikte tam burada söz konusu mu?
Bir bakımdan evet, fakat kavramlar bile bizi yanıltıyor. Bu dilin bir sorunu. Bizler beraberlerinde fiillerde kullanmak zorunda kaldığımız halis maddeleri konuşmalarımızda kullanıyoruz. Bu düşüncelerimizi baskı altına alıyor. Kuantum fiziği konuştuğumuzda fiiller dili kullanmak zorundayız. Atomaltı kuantum dünyasında maddeler, nesneler, duyularımızla kavrayıp algıladığımız şeyler yok. Yalnız hareketler, süreçler, bağlantılar, bilgiler söz konusu. Burada adlandırılan kavramları da bizler dilimize şöyle çevirebiliriz: Hareket ediyor, sona eriyor, birbiri ile ilişki içinde, birbirinden haberdar. Bu sayede hayatiyetin orjini hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse, biz tahmin ediyoruz ve hayatımıza geçiriyoruz.

Neden bunu kavramakta zorlanıyoruz?
Çünkü beynimiz kuantum fiziğini anlamak için eğitilmemiş. Beynim bana esas itibariyle beslenme ihtiyacım için ağaçtan elma koparmamda yârdim ediyor. Bizim güncel konuştuğumuz dil „elma koparma lisanı“.  Bu dil aşırı derecede hayatiyetimize hizmet için yapılandırılmış. Herhangi bir faaliyette bulunmadan önce, bizi arzu ettiğimiz hedefe vardırıp vardırmadığını düşüncelerimizden geçiririz. Bu iki yönlü mantıktır. Fakat bu iki yönlü evet-hayır mantığı doğanın mantığına uymaz. Kuantum fiziği doğayı daha iyi tanımlar, çünkü kuantum dünyasında daha fazla mantık değeri hüküm sürer. Evet – hayır haricinde, böyle de olabilir, fakat söyle de olabilir mantığı vardır. Bizler buna alışmalıyız.

Tam olarak ben bu tasavvura alışamadım.

Tamam, işte şimdi doğru yolda ilerliyorsunuz. Tasavvur ettiğiniz sürece yanılıyorsunuz demektir. Elektronları ele alalım. Yani bilebildiğimiz kadar, gerçekte var olmayan fiziksel bir tanecik. Aslında ortada daha çok büyük bir şey var. Islak karlı bir alanı değişken bir sistemi seklinde gözlemleyelim. Burada küçük bir ayak büyük bir çığa sebep olabilir. Eğer bir sarkaçi ters, yani kafasını üzerine koyarsanız yine öyle değişken bir sistem meydana geliyor. Orada dışardan gelen küçük bir etken sarkacı sağa veya sola düşeceğini belirler. Kafamızda şekillendirdiğimiz iki yönlülükte değişken bir sistemdir. Dışarıdan gelen çok küçücük bir etki bu iki yönlülüğün ya sağa ya da sola çevirir.

Elektronun var olmadığını mı söylüyorsunuz?

En azından bilebildiğimiz tanecik seklinde olmadığını söylüyorum.

Peki nasıl?

Kullandığım dilde ben tanecikleri eylem veya olaysı olarak adlandırıyorum. Herhangi bir tesir ve oluşum yapan gerçekliğin çok küçük bir telaffuzu.

Kuantum fiziği paradoks bir şekilde anlatıyorsunuz, böyle anlatımlar ancak mistik yazılarda görürüz.

Evet, eğer kuantum fiziğini günümüz konuşmasına çekersem bir çelişki oluşuyor. Eğer size belirsiz gibi geliyorsa tamamen haklisiniz. Gerçek bize belirsiz gelir. Çünkü bütün ifadeler sonsuz şekilde çok yönlüdür. Fizikte biz söyle deriz: Gerçeklik realite değildir. Gerçeklikten anladığımız nesnelerin dünyası, maddeler ve onların düzenleridir. Bu dünyayı eski fizik kendisindeki mekanik değerlerle tasvir eder. Bu yönüyle bakarsak eski doğa bilimleri yanlış değildir. Fakat bu kavram yalnızca günlük hayatta kullandığımız ve tamamıyla bize Yeten kaba duyular için geçerlidir. Bu da bizim günlük yaşantımız için oldukça yeterli.  Yeni fizikteki Gerçeklik bir potansiyellik arz eder,  yani çeşitli şekillerde madde-enerjisel olarak bedenleşebilen olabilirlikler dünyasıdır. Bu yüzden atom ve parçacık kavramlarını kullanmak istemiyorum, bunların yerine Eylemcik veya olaycık kavramlarını tercih ediyorum.  Eylemcik çok küçücük bir süreçtir.

Gittikçe artan bu belirsizliğe rağmen ne demek istediğiniz gitgide anlıyorum. Bu biraz coşkun ve ateşli bir anlatımı olan, toplumun ortak veya şairin kişisel duygularını yansıtan şiir (Lirik) okumak seklinde. Kesin olmayan, hareket alanı geniş olan şiir. Bana bunu çağrıştırıyor. Muhtemelen ne anlatılmak istediği hissediyorum.

Sezgi bunun için uygun bir kelime. Sezgi algılanabilirliğe işaret ediyor. Duygularımızla daha az zorlanıyoruz, çünkü duygularımız bu anlamda hep biraz belirsizdir. Onlar hep hareket halindeler, onların sınırları değişkendir.

Hislerimiz bu bağlamda biraz belirsizdir. Onlar eylemdir, sınırlarında cereyan ederler. Biz herhangi bir şeyi içimizde hissettiğimizde, biz bunu içimizde bir şey çağrışıyor şeklinde açığa vururuz. Buna bir çok yönlü rezonans olarak hissederiz. Kuantum fiziğindeki alanlar madde ötesi olmaktan ziyade ayni zamanda bizim inandığımız üç boyutlu alanlarla ilgisi olmayan tamamen faklı alanlarda tesir eder. Bu tamamen saf bir bilgi alanıdır, Kuantum kodu seklinde. Bunun kütle ve enerjiyle ilgisi yoktur. Bu bilgi alanı yalnız benim içimde olmayıp bütün evrene yayılmıştır. Evren tümeldir, çünkü kuantum kodu sinir tanımaz. Yalnızca Tek`lik vardır.

Bununla siz, tümel birlikten, Ben in hüviyetinden ve dış dünyadan söz eden Hint filozoflarına yaklaşıyorsunuz. “Tat tvam asi” klasik anlatımıyla: Sen O’sun.

Evet, aslında bu ifadeden de ötedir ve Sanskrit deki Advida ile daha iyi ifade ediliyor. Advida ikilik- olmayan anlama geliyor. Tam olarak ilk hece A bir yok olma ifade etmiyor, bu A bize bölmek veya parçalanmaktan konuşmanın uygun olmayacağını bildiriyor.

Bölünemeyen.
Nihayetinde tek yapıya sahibiz. Fakat bu tek yapı farklılaşmıştır. Ben bir resmi incelediğimde ve resimdeki güzelliklerden söz ettiğimde, bu tek resimdir. Eğer ben resimdeki ayrıntıları gösterdiğimde, örnek olarak Madonna`nın gözlerini, o zaman teklik içindeki farklılıklara, çokluğun içindeki bütüne ait olan tek bir öğeye değinmiş olurum. Madonna`nın gözü resimden bir parça değil, aksine yalnızca bir telaffuz. Ben gözü resimden kesip çıkarmıyorum, aksine dikkatimi resimin bir bölgesine veriyorum.

Bu, denizin su damlacıklarından oluşan bir ağ yapıdan fazlası mı olduğu anlamına geliyor?

Evet. Bir su damlası temel olarak denizin dışında oluşuyor. Ama denize düştüğünde su tanesi kavramı anlamını yitiriyor.

Eski mekanik doğabilimin günlük hayatımızda büyük bir itina ile isleyişini sürdürdüğünü söylerseniz, o zaman Kuantum fizik bütün bu tarif edilen anlayışlar ışığında maddesel hayatimiz içinde hangi anlama sahip olmalı?
Her canlılık dediğimiz şey de günlük yaşayışımızı da katarsak, bir anlam teşkil ediyor. Eski mekanik fizik ilk etapta belli doğa kanunlarıyla nesnelerin gerçekliğini ele alıyor. Bu aşamada yaşayan ve yaşamayan arasında fark gözetilmiyor. Ağaçtan bir elma düşürdüğünüzde, bunu yerçekimi kanunu izliyor ve elma yere düşüyor. Nesnelerin dünyası durağan sistemin dünyası oluyor. Bu sistem belirleyici ve önceden tayin edici oluyor. Mekanizma tamamen belirleyici anlamına geliyor. Fakat yasayan bir sistem için mekanikçi tanım yetmiyor. İnsan gibi yasayan bir yapı temel olarak değişken bir sistemdir. İnsan görülebilen durağanlığını dinamiksel dengeleme ile muhafaza eder. Bunun içinde sürekli bir enerji tedariki gerekmektedir.

Siz kuantum fizikçisi olmakla beraber ayni zamanda 1987 den beri görevli olduğunuz barış hareketi dolayısıyla alternatif Nobel ödülüne layık görüldünüz. Kuantum fizikçisi Dürr ne derecede politikadaki Dürr`ü etkiledi?

Kuantum fiziği bize gerçekliğin büyük akılsal bir bütünlük olduğunu, aynı zamanda dünyanın ve geleceğin parlak olduğunu söylemekte. Kuantum fiziği olasılıklarla doludur. Bu olasılıkların içinde fevkalade cesaretlendiricilik ve iyimserlik söz konusudur. Hepimizin genel olarak kabul ettiğinden daha fazla büyük olan bir dünyada yasıyoruz. Ve biz bu dünyayı şekillendiriyoruz. Bati tüketim kültürümüz, hayat sigortamızı oluşturan ekonomik dünya rekabeti bütün bu olasılıklarımız içinde küçücük bir hücreyi oluşturuyor. Buna rağmen birçok insan ekonomik gerekliliklerin doğa kanunları gibi olduğuna inanıyor. Hayır, aksine bunlar insanlardan kaynaklanan mecburiyetlerdir.

Bu yanılgıya nasıl gelindi?

Bu eğitimimizin bir parçası. Biz umudumuzu yitirdiğimizde, ekonomik ve teknik baskılar altında kaldığımızda, önemli bağlantıları dikkate almadığımız zamanlar ödüllendiriliyoruz. Ama böyle bir yasam bicimi hayata karşı bir düşmanlıktır. Benim kazancım aynı anda başkasının kazancı olursa, ortaya çıkan getiri bireylerin tek başına yaptığı kazancın toplamından daha fazla olur. Doğada uzun vadeli sadece böyle yasayanlar hayatta kalabilir. Günümüzde genç insanlar bunu yasayamıyorlar, hayatta tek başına mücadele ediyorlar ve beraberce bir gelecek inşa edecekleri yerde karşısındaki insanlarla mücadele etmek zorundalar.

78 yaşındasınız. Ölüm ötesi hayata inanıyor musunuz?

Çok enteresan bir soru. Biz sadece maddeyi ve dokunabildiklerimizi yaşadığımız hayat diye adlandırıyoruz. Ölüm ötesi hayat aslında, çok daha büyük olan, her şeyi kuşatan gerçekliktir. Bu hayat, ölüm ötesi hayatın içindedir. Yani şu andaki hayatımız ölüm ötesi hayat tarafından kapsanmakta. Buradaki hayatımda kendi küçük hard diskimi kayıt yapıyor aynı zamanda sürekli olarak kuantum alanlarına yani gerçekliğin internetine de kayıt yapıyorum. O zaman bu kayıtlar beden ölümümden sonra kaybolmazlar. İnsanlarla yaptığım her konuşmamda ruhsal bütünlüğün bir parçası oluyorum. Ben ne kadar sen idiysem, o kadar ben ve diğer her şey ölümsüzdür.

Check Also

işitme2

Şizofrenideki İşitme Eksiklikleri Belirli Beyin Reseptörüne Bağlı

  Özet: Araştırmacılar, işlevsel olmayan NMDA beyin reseptörlerinin, görünüşe göre şizofreni hastalarında yaygın olan işitme ...