Beynin Yapısı, Vilayanur Ramachandran: Zihin üzerine

Bu video http://www.ted.com/talks/vilayanur_ramachandran_on_your_mind.html’dençevrilmiştir.

çeviri: Esin Tezer
düzenleme: Hakan Cakmak
www.okyanusum.com

‘’Pekâlâ, Chris’in de belirttiği gibi, insan beyninin fonksiyonları ve yapısı üzerinde çalışıyorum. Ve bunun ne gerektirdiğini sadece bir dakika düşünmenizi istiyorum. Burada avucunuzun içinde tutabileceğiniz 3 pound jel kütlesi var ve o yıldızlararası uzayın engin genişliğini düşünebilir. Sonsuzluğun anlamını düşünebilir ve sonsuzluğun anlamını düşünüp taşınırken, kendi kendini de düşünebilir. Ve bu kendi kendinin farkındalığı olarak adlandırdığımız alışılmamış tekrarlanan özellik; benim fikrime göre nörobilimin, nörolojinin kutsal kâsesi ve umarım birgün onun nasıl olduğunu anlayacağız.

Tamam, bu gizemli organ üzerinde nasıl çalışıyorsunuz? Şunu demek istiyorum; 100 milyar sinir hücresi, birbirleriyle iletişim kuran ufak demetler var ve bu aktiviteden insan doğası ve insan bilinci olarak adlandırdığımız yetenekler spektrumunun tümü ortaya çıkmakta. Bu nasıl olur? Pekâlâ, insan beyninin fonksiyonlarına erişmenin pek çok yolu var. Genel olarak kullandığımız bir yaklaşım beynin küçük bir bölgesinde genetik değişim olmuş, beyinlerinin küçük bölgesinde uzun süreli zarar gören hastalara bakmak. Ondan sonrası tüm zihinsel kapasitenizde herşeyi kapsayan bir azalma değil; idrak etmeyle ilgili yeteneğinizin bir çeşit körelmesi. Elde ettiğiniz diğer fonksiyonlarla korunmuş, zarar görmemiş bir fonksiyonun yüksek derecedeki seçici kaybı. Ve bu da size beynin o fonksiyonunun bir şekilde beynin o kısmıyla bağdaştırmada âlâkâlı olduğunu ileri sürmenin güvenirliğini verir. Öyleyse, yapının üzerinde fonksiyonu haritalandırabiliriz ve daha sonra da o belirli fonksiyonu üretmek için devrenin ne yaptığını bulabiliriz. Bu bizim ne yapmaya çalıştığımız.

Bu nedenle, bunun çarpıcı örneklerini vermeme izin verin. Aslında bu konuşma boyunca size her biri altışar dakika üç örnek veriyorum. İlk örnek, Capgras sendromu olarak bilinen sıradışı bir sendrom. Buradaki ilk slayta eğer bakarsanız, onlar beyini oluşturan temporal lob, frontal lob, paryetal loblar. Ve eğer bakarsanız temporal lobların yüzeyinin içinde katlanmış olan—burada göremezsiniz—fusiform gyrus olarak adlandırılan küçük bir yapıdır. Ve o, beyinde yüz bölgesi olarak adlandırılır, çünkü zarar  gördüğünde insanların yüzlerini artık hatırlayamazsınız. İnsanların yüzlerini hâlâ seslerinden hatırlayabilirsiniz, ve ‘Oh, bu Joe’ diyebilirsiniz fakat onun yüzüne bakamazsınız ve onun kim olduğunu bilemezsiniz, tamam mı? Aynada kendinizi bile hatırlayamazsınız. Yani kendiniz olduğunuzu bilirsiniz çünkü siz göz kırparsınız, o da göz kırpar ve onun ayna olduğunu bilirsiniz fakat kendinizi kendiniz olarak gerçekten hatırlayamazsınız.

Tamam. Şimdi o sendrom, fusiform gyrus’a zarara neden olmasıyla iyi tanınıyor. Fakat ortada çok nadir olan, hatta nörolojistlerin bile duymadığı, birkaç doktorun duyduğu diğer bir sendrom var. Bu, Capgras Delüzyonuolarak adlandırılıyor. Ortada tamamen sağlam bir hasta var, başından hasar görmüş, komadan çıkıyor, annesine bakıyor ve diyor: ‘Bu kadın tamamen benim anneme benziyor fakat o bir sahtekar, benim annemin numarasını yapan başka bir kadın.’ Şimdi, neden bu olur? Bu kişi diğer yönlerden mükemmel şekilde aklı başında ve zekidir, fakat annesini gördüğünde delüzyon (yanılsama) gelir ve onun annesi olmadığını söyler.

Bütün psikiyatri kitaplarında bulduğunuz bunun sıradan yorumu Freud görüşüdür ve bu da (bu, kadınlar için de geçerlidir fakat şu anda yalnızca erkeklerden konuşacağım) siz çok ufak bir bebekken annenize karşı çok kuvvetli seksüel bir çekime sahip olmanızdır. Bu, Freud’un Oedipus Kompleksi diye adlandırdığıdır. Buna inandığımı söylemiyorum, fakat bu standard Freud görüşüdür. Ve daha sonra büyümeye başladığınızda, korteks gelişir ve bu annenize karşı olan gizli seksüel dürtüleri durdurur. Tanrıya şükredin, yoksa hepiniz annenizi gördüğünüzde seksüel olarak tahrik edilmiş olurdunuz !!! Ve daha sonra olan; korteks’e zarar veren, bu gizli dürtülerin ortaya çıkmasına izin veren, yüzeyi alevlendiren başınıza aldığınız bir darbedir ve aniden açıklanamayacak bir şekilde, kendinizi anneniz tarafından seksüel olarak tahrik edilmiş bulursunuz! Ve dersiniz ki, ‘Tanrım eğer bu benim annemse, ben nasıl seksüel olarak çalışır durumdayım? Bu başka bir kadın. O bir sahtekar.’ Bu, zarar görmüş beyninize anlam ifade eden tek yorumdur.

Bu tartışma bana hiçbir zaman çok fazla anlam ifade etmedi. Bütün Freud tartışmalarında olduğu gibi bu da çok yaratıcı. Çok fazla anlam ifade etmedi, çünkü aynı delüzyonu evcil fino köpeği hakkında olan bir hastada gördüm. O, ‘Doktor, bu Fifi değil, Fifi’ye benzeyen tamamen başka bir köpek’ dedi. Doğru mu? Şimdi burada Freud açıklamasını kullanmamaya çalışın. Tüm insanlardaki gizli hayvanlık hakkında konuşmaya başlayacaksınız veya ona benzer birşeyi. Bu da tabii bayağı garip, ipe sapa gelmez birşey.

Şimdi gerçekten neler oluyor? Bu ilginç rahatsızlığı açıklamak için beyindeki normal görsel yolların fonksiyonlarına ve yapısına bakıyoruz. Normal olarak görsel sinyaller içeriye, göz yuvarlaklarının içine gelir, beyninizin görsel alanlarına giderler. Aslında beyninizin arkasında sadece görmeyle âlâkâlı 30 alan vardır ve mesaj; hepsini işlemden geçirdikten sonra yüzleri algıladığınız, fusiform gyrus olarak adlandırılan küçük bir alana gider. Orada yüzlere hassas olan nöronlar vardır. Onu beynin yüz alanı olarak adlandırabilirsiniz, doğru mu? Onun hakkında daha önce konuştum. Şimdi, o alan zarara uğradığında yüzleri görme yeteneğini kaybedersiniz, doğru mu?

Fakat mesaj o alandan limbik sistemde beynin duygusal temeli olan, amigdala olarak adlandırılan bir yapıya dalga dalga dökülür ve o amigdala olarak adlandırılan o yapı neye baktığınızın duygusal önemini ölçümler. ‘Bu bir av mı? O bir yırtıcı hayvan mı? O bir arkadaş mı? Yoksa o tamamen iplik tiftiği, tebeşir gibi havadan sudan birşey mi?’ Buna işaret etmek istemiyorum ama, o bir ayakkabı mı, yoksa bunun gibi tamamen görmezden geleceğiniz birşey mi? Oldu mu? Öyleyse eğer amigdala heyecanlanırsa (bu önemli birşeydir) mesajlar daha sonra otonomik sinir sisteminin içine dalga dalga yayılır. Kalbiniz daha hızlı atmaya başlar, adalesel çabadan oluşan güç sarfettiğiniz ısıyı dağıtmak için terlemeye başlarsınız. Ve bu da şansdır, avucunuzun içerisine iki elektrodu koyabiliriz ve terlemeden oluşan cilt direncindeki değişimi ölçebiliriz. Öyleyse, birşey gördüğünüzde heyecanladığınızı veya tahrik edilip edilmediğinizi belirleyebilirim. Tamam mı? Ve ona bir dakika içerisinde geleceğim. Benim düşüncem şuydu: Bu adam bir objeye baktığında, objesine baktığı zaman, hangi obje olursa olsun, görsel alanlara gider ve her nasılsa bu fusiform gyrus’da işlemden geçirilmiştir ve siz onu bu yüzden bezelye bitkisi, masa veya anneniz olarak tanıyabilirsiniz. Tamam mı? Ve daha sonra mesaj amigdala’ya dalga dalga dökülür ve daha sonra otonomik sinir sistemine iner. Fakat belki bu adamda beynin duygusal temeli, amigdala’dan limbik sisteme giden tel kaza sonucu olarak kesilmiştir. Öyleyse, fusiform sağlam olduğundan o hâlâ annesini tanıyabilir ve ‘Oh, bu anneme benziyor,’ diyebilir. Fakat tel duygusal merkezlerde kesildiği için ‘Fakat nasıl olur, o benim annem. Bir sıcaklık deneyimlemiyor muyum?’ der. Veya belki de dehşet, durum nasıl olursa. Doğru mu? Ve bundan dolayı ‘Böyle anlaşılması zor duyguların eksikliğinin açıklamasını nasıl yapabilirim? Bu benim annem olamaz.O annem gibi davranan garip bir kadın,’ der.

Bunu nasıl test edersiniz? Pekâlâ, eğer herhangi birinizi buraya alsak, ekranın önüne koysak ve sizin galvanik cilt tepkinizi ölçsek ve ekranda resimler göstersek, bir masa veya şemsiye gibi objeyi gördüğünüzde nasıl terleyeceğinizi ölçebilirim. Tabii ki terlemezsiniz. Fakat bir aslan, kaplan veya duvara asılan kadın resmini size gösterdiğimde terlemeye başlarsınız, doğru mu? Ve inanın veya inanmayın, eğer size annenizin resmini gösterirsem—normal insanlardan bahsediyorum—Musevi olmak zorunda bile değilsiniz !!!

Şimdi, eğer bu hastaya gösterirseniz ne olur? Hastayı alırsınız, ona ekranda resimler gösterirsiniz ve hastanın galvanik cilt tepkisini ölçersiniz. Normal insanlarda olduğu gibi; masalar, sandalyeler ve iplik tiftiğinde hiçbirşey olmaz. Fakat annesinin resmini gösterdiğinizde galvanik cilt tepkisi düzdür. Annesine hiçbir duygusal reaksiyon ortada yoktur, çünkü duygusal merkezlerden görsel alanlara giden o tel kesilmiştir. Böylece görmesi normaldir, görsel alanları normaldir, duyguları normaldir. O gülecektir, ağlayacaktır, vesaire vesaire… Fakat görüşten duygularına giden tel kesiktir, böylece annesinin sahtekar olduğuna dair delüzyon’u vardır. Bu, yaptığımız şeyin güzel bir örneğidir. Korkunç, anlaşılamaz görünen, nöral, psikiyatrik sendromu alın ve standard Freud görüşünün yanlış olduğunu söyleyin, aslında beynin bilinen nöral anatomisi bakımından belirli bir açıklamayla gelebilirsiniz. Bu arada eğer bu hasta giderse ve anne onu bitişikteki yan odadan telefonla ararsa, o telefonu eline aldığında ‘Oh,annecim, nasılsın?’ diyecektir.Telefon aracılığıyla hiçbir delüzyon yoktur. Daha sonra annesi ona bir saat sonra yaklaştığında, ‘Sen kimsin? Tıpkı anneme benziyorsun,’ diyecektir. Bunun nedeni, beyinde duyma merkezlerinden duygusal merkezlere giden ayrı bir yolun bulunmasıdır ve o kaza yüzünden kesilmemiştir. Bu da telefon aracılığıyla neden annesini tanıdığını, hiçbir problem olmadığını açıklar. Annesini kişi olarak gördüğünde onun sahtekar olduğunu söyler.

Tamam, bu karmaşık devre beyinde nasıl kurulmuştur? O; doğa, genler veya büyüme midir? Ve bu probleme diğer ilginç Hayalet Bacak olarak adlandırılan sendromu (Fantom ekstremite sendromu) gözönüne alarak yaklaşıyoruz. Ve hayalet bacağın ne olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Bir kol veya bir bacak kesildiğinde veya kangren olduğunda veya bir savaşta kaybettiğinizde, örneğin Irak savaşında, bu ciddi bir problemdir. O kaybettiğiniz kolun varlığını canlı bir biçimde hissetmeye devam edersiniz. Ve bu da hayalet kol veya hayalet bacak olarak adlandırılır. Aslında bedeninizin herhangi bir bölgesinde bir hayalete sahip olabilirsiniz. İnanın veya inanmayın, iç organlarla bile. Ayın belirli zamanlarında hayalet menstrual sancıları da dahil, hayalet rahimleri olan, rahimleri rahim ameliyatıyla alınmış hastalarım vardı. Ve hatta geçen gün bir öğrencim bana sordu. ‘Hayalet PMS’e mi sahip olurlar?’ Bu konu bilimsel soruşturma için olgunluğa erişti, fakat daha henüz onun peşine düşmedik.

Tamam, şimdi bir sonraki soru deneyler yaparak bu hayalet bacaklar hakkında ne öğrenebildiğinizdir. Keşfettiğimiz şeylerden bir tanesi, hayalet bacağa sahip olan hastaların yarısının hayalet bacağı oynatabildiklerini iddia etmeleridir. Erkek kardeşine omuzundan vuracaktır, telefon çaldığında telefona cevap verecektir, allahısmarladık diye el sallayacaktır. Bunlar çok ilginç, canlı duyarlıklıklardır. Hastanınki yanılgısal değildir. O, kolunun orada olmadığını bilir, fakat tüm bunlara rağmen hasta için o, duyusal merak uyandıran bir deneyimdir. Fakat her nasılsa hastaların yarısı için bu gerçekleşmez. Hayalet bacak için ‘Fakat doktor, hayalet bacak felç olmuş durumda, o kenetlenmiş sabit bir spazma sahip ve katlanılmayan bir biçimde ağrılı. Eğer onu kıpırdatabilseydim, belki de ağrı dinerdi’ derler.

Şimdi, neden bir hayalet bacak felç olur? Bu tezat gibi gelebilir fakat durum kağıtlarına baktığımızda bulduğumuz şey, hayalet bacaklı bu insanların orijinal kollarının kolu tedarik eden sinirlerinin periferik sinir incinmesi yüzünden zarar görmüş olduğudur, diyelim, bir motorsiklet kazası sonucu kesildiğidir. Öyleyse hasta birkaç ay veya bir sene içerisinde askıya alınacak gerçek bir kola sahiptir, koldaki ağrıdan kurtulmak için olan yanlış bir harekette cerrah kolu keser ve siz aynı ağrılara sahip hayalet bir kola sahip olursunuz, doğru mu? Ve bu ciddi, kliniksel bir problemdir. Hastalar bunalımlı olurlar. Bazıları intihara kalkışırlar, tamam mı?

Öyleyse bu sendromu nasıl tedavi edersiniz? Ve neden hayalet bir kola sahip olursunuz? Durum kağıdına baktığım zaman onların gerçek bir kola sahip olduklarını, kolu tedarik eden sinirin kesilmiş olduğunu, gerçek kolun felç olduğunu ve kolun birkaç ay askıda kalmasının hayalet olarak addedildiğini keşfettim.

Ve bu neden olur? Kol sağlam fakat felçli olduğunda beyin kola emirler gönderir ’ Hareket et’ der, fakat o görsel geribildirimi alarak ‘Hayır’ der. Hareket et, hareket et, hayır, hareket et,hayır’. Ve bu beynin devresine tellenir, biz bunu öğrenilmiş paraliz olarak adlandırıyoruz.

Şimdi, bu hastalara nasıl yardım edersiniz? Hayalet kolunun kenetleyen, acı veren spazmından onu kurtarmak için öğrenilmiş paralizi nasıl öğrenilmemiş hale getirebilirsiniz? Pekâlâ, dedik ki şimdi hayalete emir gönderirseniz onun emrine uyan görsel geribildirimi de gönderirsiniz, doğru mu? Belki de hayalet ağrıyı, hayalet krampı ortadan kaldırabilirsiniz. Bunu nasıl yaparsınız? Hayalet virtüaliteyle (gerçeklikle). Ben bunu bir şekilde üç dolara yaptım, fakat bunu bana fon sağlayan kuruluşlara söylemeyin.

Tamam mı? Yaptığınız onu yaratmanız ve benim onu ayna kutu olarak adlandırmam. Ortasında ayna olan karton bir kutuya sahipsiniz ve benim hastalarımdan bir tanesi olan Derek geldi. Onun on sene önce kolu kesilmiş. Kolla ilgili avülsiyon’a sahip. Öyleyse, kol felç olmuş, bir sene kadar askıda tutulmuş ve kesilmiş. Korkunç ağrılı olan bir kola sahipti, kolunu hareket ettiremiyordu. O, felç olmuş bir hayalet koldu.

Buraya geldi ve ben ona kutuda aynaya benzer ayna kutu olarak adlandırdığım şeyi verdim, doğru mu? Ve hasta aynanın sol tarafında olan kenetlenmiş, spazmdaki  hayalet sol kolunu tutar ve aynanın sağ tarafında da normal elini ve o aynı duruşu, kenetlenmiş duruşu yapar ve aynanın içine bakar ve ne deneyimler? Yeniden canlandırılan koluna bakmaktadır, çünkü aynadaki normal kolunun yansımasına bakmaktadır. Ve bu hayalet yeniden canlandırılmış gibi durmaktaydı. Şimdi, ‘hayalet parmaklarını oynat veya gerçek parmaklarını oynat, aynaya bakarken gerçek parmaklarını oynat’ dedim. O, hayaletin oynadığının görsel izlenimini nasıl alacaktır? Bu belirgindir, fakat hayret verici bir diğer şey de hastanın, ‘Tanrım hayaletim yeniden oynuyor ve kenetlenen spazm ağrım kalmadı’ demesidir.

Ve hatırlayın, ilk hastam geldiğinde aynaya baktı ve ben dedim ki: ’Hayaletinin görüntüsüne bak. Ve o kıkırdamaya başladı. Hayaletimi gördüm’ dedi. Fakat aptal değildi. Onun gerçek olmadığını biliyordu. Onun bir ayna yansıması olduğunu biliyordu, fakat o canlı bir duyumsal deneyim değildi. Şimdi ben ‘normal elini ve hayaletini hareket ettir’, dedim. O, ‘hayaletimi hareket ettiremem. Acı verici. Bunu biliyorsun’ dedi. Ben ‘normal elini hareket ettir’ dedim. O, ‘Aman Tanrım hayaletim yeniden oynuyor, buna inanamıyorum. Ve ağrım dindi’ dedi. Tamam mı? Ve daha sonra ben, ‘Gözlerini kapa’ dedim. O gözlerini kapadı. ‘Normal elini hareket ettir.’ ‘Oh, hiçbirşey. Yeniden kenetlendi.’ ‘Tamam, gözlerini aç.’ ‘Aman Tanrım, aman tanrım o yeniden hareket ediyor. O hakikaten de şeker dükkanındaki çocuk gibiydi.

Bu şekilde, ben ‘Tamam, bu benim öğrenilmiş felç hakkındaki teorimi ve görsel girdinin kritik rolünü kanıtlıyor’ dedim. Fakat ben birinin hayalet kolunu hareket ettirmesinden dolayı Nobel Ödülü almayacağım. Eğer düşünürseniz, bu tamamen işe yaramaz bir yetenek. Fakat daha sonra düşündüm ki; belki nörolojide gördüğünüz diğer tür paralizlerde (felç, fokal distoni gibi)  ortada ayna kullanmanın basit aletiyle başa çıkabildiğiniz ‘öğrenilmiş bir unsur’ olabilir.

Bu nedenle ben: ‘Bak Derek’, pekâlâ, adam herşeyden önce bu ağrıyı dindirmek için ayna taşıyarak ortalıkta dolaşamaz. ‘Bak Derek, onu eve al götür ve onunla bir hafta veya iki hafta kadar pratik yap. Belki bir süre pratik yaptıktan sonra aynayı bırakabilirsin, paralizi öğrenmemiş olursun ve paralize olmuş kolunu oynatırsın ve kendini ağrıdan kurtarırsın,’ dedim. Bu sebeple bana tamam dedi ve eve götürdü. ‘Bak, herşeyden önce, o iki dolar. Eve götür’ dedim.

Bu nedenle onu eve götürdü. İki hafta sonra beni telefonla aradı ve ‘Doktor, buna inanmayacaksınız’dedi. Ben, ‘Ne?’ dedim. ‘O gitti’ dedi. Ben, ‘Ne gitti?’ dedim. Belki de ayna kutusu gitmiş olabilirdi. ‘Hayır, hayır, hayır’ dedi. ‘On senedir olan bu hayaleti biliyorsun değil mi? O ortadan kayboldu’ dedi. Ve ben tasalanmaya başladım. Aman tanrım bu adamın beden imajları, insan dürtüleri, ahlak sistemi, hepsine ne oldu? dedim. Ve ben ‘Derek, bu seni rahatsız ediyor mu?’ dedim. O, ‘Hayır son üç gündür hayalet kola sahip değilim ve böylece hayalet dirsek ağrısı, kenetlenme, bilekle dirsek arası kolumun ağrısı yok, bütün ağrıların hepsi gitti. Fakat problem, omuzdan asılı durup sallanan hayalet parmaklara sahip olmam ve verdiğin kutu da oraya erişmiyor,’ dedi.  ‘Bu sebeple sen dizaynı değiştirebilirsin ve onu benim alnıma koyabilirsin. Ve böylece ben bunu yapabilirim ve hayalet parmaklarımı ortadan kaldırabilirim.’ O, benim bir tür sihirbaz olduğumu düşündü.

Şimdi bu neden oluyor? Çünkü beyin muazzam duyusal karmaşayla yüzleşmiştir. Hayaletin geri döndüğünü söyleyen görmeden gelen mesajları almaktadır. Diğer yandan ortada hiçbir kabul, hiçbir kol yoktur, değil mi diyen hiçbir kas sinyali de yoktur. Ve sizin motor emriniz ortada kol olduğunu söylüyor. Ve bu karmaşadan dolayı beyin ‘Canın cehenneme, hiçbir hayalet yok, ortada hiçbir kol yok, doğru mu?’ der. Bir tür reddetmeye girer ve sinyalleri etkisiz duruma getirir. Ve kol yokolduğunda ödül, ağrının da yokolmasıdır. Çünkü orada uzayda değişen şekilendirilmemiş bir ağrıya sahip olamazsınız. Böylece de bu ödüldür.

Şimdi bu teknik düzinelerce hastanın üzerinde Helsinki’deki diğer gruplar tarafından denenmiştir. Böylece o, hayalet ağrısı için tedavi olarak değerli olabilir ve hatta insanlar onu felç rehabilitasyonu için denemişlerdir. Felci normal şekilde bir dokuya zarar veren olarak düşünürsünüz, bunun için hiçbirşey yapamazsınız. Felç paralizinin bazı unsurunun da öğrenilmiş paraliz olduğu ortaya çıktı ve belki o unsur ayna kullanılarak ortadan kaldırılabilir. Bu da pek çok hastaya yardımcı olarak klinik deneylerden geçmiştir.

Tamam, konuşmamın üçüncü kısmına, sinestezi olarak adlandırılan bir diğer garip fenomene geçeyim. Bu Francis Galton tarafından 19.yüzyılda keşfedilmiştir. O Charles Darwin’in kuzeniydi. Popülasyondaki başka durumlarda normal bazı insanların belirtilen tuhaflığa sahip olduklarına işaret etmiştir: Ne zaman bir sayı görseler, o sayı renklidir. Beş mavidir, yedi sarıdır, sekiz açık yeşildir, dokuz çivit mavisidir, tamam mı? Gözönünde tutun, bu insanlar diğer yönlerden tamamen normaller. Veya C barizdir. Bazen tonlar renge çağrışım yapar. C barizi mavidir, F barizi yeşildir, diğer ton sarı olabilir, doğru mu?

Bu neden olur? Bu, sinestezi olarak adlandırılır. Galton onu sinestezi olarak adlandırdı, yani duyuların karışımı (duyum ikiliği). Bizlerde bütün duyular ayrıdır. O insanlar bütün duyularını birbirine karıştırırlar. Bu neden olur? Bu problemin bir veya iki yönü merak uyandırıcıdır. Sinestezi ailelerde olur, bu nedenle Galton onun kalıtımsal dayanak, genetik dayanak olduğunu söyledi. İkinci olarak sinestezi– bu da konuşmanın ana konusu olan benim noktama, yaratıcılığa getiriyor. Sinestezi; artistler, şairler, yazarlar ve diğer yaratıcı insanlarda genel popülasyondan sekiz kat daha fazladır. Bu neden olabilir? Bu sorunun cevabını vereceğim. Bu daha önce hiç cevaplanmadı.

Tamam, sinestezi nedir? Ona ne sebep olur?  Pekâlâ, pek çok teori var. Bir tanesi onların çılgın olduğu. Şimdi bu gerçek bir bilimsel teori değil, öyleyse onu unutabiliriz. Diğer teori de onların dokunaklı bir uyuşturucu müptelası, esrarkeş oldukları, doğru mu? Bunda biraz doğruluk olabilir, o çünkü körfez biölgesinde San Diego’dan daha yaygındır. Tamam. Şimdi üçüncü teoriyi, peki şimdi kendimize sinestezide gerçekten neler olup bittiğini soralım.

Böylece beyindeki renk alanının ve sayı alanının birbirine fusiform gyrus’da bitişik olduklarını keşfettik. Bu nedenle beyinde renk ve sayı arasında bazı kazaen çapraz telleme olduğunu söyledik. Bu sebeple bir sayı gördüğünüz her an, ona benzer rengi görürsünüz, bu sinestezinin neden olduğudur. Şimdi hatırlayın, bu neden oluyor? Bazı insanlarda neden çapraz telleme olsun ki? Hatırlayın, ailelerde olduğunu söyledim. Bu size ipucunu verir. Ve bu da bu anormal çapraz tellemeye yolaçan anormal bir gen, gende mutasyondur.

Hepimizde sonuçlanmıştır ki, herşey herşeyle tellidir. Bu nedenle, her beyin bölgesi bir diğer beyin bölgesiyle tellidir ve bunlar yetişkin beyninin karakteristik modüler mimarisini yaratmak için işlenmiştir. Öyleyse işlenmeye yolaçan bir gen varsa ve o gen mutasyona uğradığında birbirine bitişik beyin alanları arasında yetersiz işlenmeyi alıyorsunuz ve o sayı ve renk arasında, renk-sayı sinestezisini alıyorsunuz. O ton ve renk arasındaysa, ton-renk sinestezisini alıyorsunuz. Şimdilik fena değil!

Şimdi eğer bu gen beyinde heryerde ifade edildiyse, öyleyse neden herşey çapraz bağlantılıdır? Pekâlâ artistlerin, yazarların ve şairlerin ortak neye sahip olduklarını düşünün. Mecazi düşünmeyle meşgul olma, birbiriyle âlâkâsız gözüken ‘Bu doğu, Juliet güneştir’ gibi düşünceleri birbirine bağlama. Peki, Juliet’in güneş olduğunu hiçbir zaman söylemezsiniz. Bu onun parlayan alev topu olduğu manasına mı gelir? Şizofrenler bunu yaparlar diye kastediyorum, fakat bu farklı bir hikayedir, doğru mu? Normal insanlar onun güneş gibi sıcak olduğunu, güneş gibi parlak olduğunu, güneş gibi beslediğini söylerler. Anında bağlantıları buldunuz.

Şimdi, bu daha büyük çapraz telleme ve kavramlarının beynin başka kısımları olduğunu zannederseniz, bu daha sonra sinestezili olan insanların mecazi düşünme ve yaratıcılığı doğrultusunda daha da büyük bir eğilim yaratacaktır.  Ve bundan dolayı sinestezi; şairler, ressamlar ve roman yazarları arasında sekiz kat daha yaygındır. Tamam, o sinestezinin çok frenolojik görüşü. Bu son gösteri. Bir dakikanızı alabilir miyim?

Tamam. Şu anda hepinizin sinestezili olduğunu göstereceğim.Siz şu anda onu inkârdasınız. Bu, Marslı alfabe olarak adlandırdığım. Sizin alfabeniz gibi. A A dır, B Bdir, C C dir, farklı şekiller için farklı fenomenler, doğru mu? Burada Marslı alfabeye sahipsiniz. Bir tanesi Kiki, bir tanesi Buba. Hangisi Kiki, hangisi Buba? Kaçınız Kiki, kaçınız da Buba olduğunu düşünüyor? Peki, bir veya iki  mutasyona uğrayan var. Kaçınız Buba ve kaçınız Kiki olduğunu düşünüyor? Ellerinizi kaldırın.Yüzde 99’unuz.

Şimdi hiçbiriniz Marslı değilsiniz, bunu nasıl yaptınız? Çünkü hepiniz çapraz model yapıyorsunuz—sinestezi soyutlaması—bu da şu manaya gelir, siz o bariz kıvrımı, Kiki’yi işitmeyle ilgili korteks’inizde söylüyorsunuz, saç hücreleriniz heyecanlanmış olarak. Kiki görsel, dik soyutlamayı taklit ediyor. Bu çok önemlidir, çünkü size söylediği şey beyninizin ilkelle çatıştığıdır, o sadece aptal bir illüzyon gibi görünebilir fakat gözünüzdeki o fotonlar bu şekli yapmaktadır ve kulağınızdaki saç hücreleri duyumsal modeli heyecanlandırmaktadır, fakat beyin sıradan bir isim koyanı aktarabilir. Bu, soyutlamanın ilkel formudur ve biz şimdi biliyoruz ki bu; beynin fusiform gyrus’unda olmaktadır. Çünkü o zarar gördüğünde bu insanlar Buba Kiki’yle meşgul olma yetisini kaybederler, mecazla meşgul olma yetisini de kaybederler.

Eğer bu adama sorarsanız ‘Tüm parlayan şeyler altın değildir. Bu ne manaya gelir?’ Hasta, ‘Pekâlâ, o metalik ve parlak, altın olduğu manasına gelmez. Onun belirli yerçekimini ölçmelisiniz’ der.  Bu sebeple, mecazi manayı tamamen kaçırırlar. Bu nedenle bu bölge daha yüksek primatlarda (özellikle insanlarda) daha alçak olanlardan büyüklükte sekiz kat kadar daha fazladır. Burada angüler gyrus’da çok ilginç birşey devam etmektedir çünkü o duyma, görme ve dokunma arasında çapraz yoldur ve insanlarda muazzam hale gelmiştir, çok ilginç birşey orada devam etmektedir. Ve onun soyutlama, mecaz ve yaratıcılık gibi pek çok eşsiz insan yeteneğinin dayanağı olduğunu düşünüyorum. Bin yıllık dönem için filozofların çalıştıkları tüm bu soruları biz bilimadamları beyin imajlaması yaparak, hastaların üzerinde çalışarak ve doğru soruları sorarak keşfetmeye başlayabiliriz. Teşekkür ederim. Özür dilerim.

Check Also

ben2

Ben – I am