Zihin Kontrolü İle DNA’mızı Değiştirmek

Düşünüyorum öyleyse varım” belki de batı felsefesinin en bilindik sözüdür. Bir illüzyonda yaşadığımıza inanan felsefeciler, kuantum mekaniğine meyilli zihinseptikler-şüpheci kişiler haklı bile olsalar, bir kaç varoluşsal espiri, nükteli sözler derin ve yaklaşılabilir basitlikle bu düşünceye laf atmaktalar. Descartes’ın fikrine karşı gelinen isabetli nokta; “biz”in (bizim düşüncelerimiz, bizim kişiliklerimiz, bizim “zihnimiz”) çoğunlukla bedenden ayrı düşünülmesi.

Pek çok branşta bilgiye sahip olan bu Fransız adam ve diğer dualist felsefeciler, zihinin bizim dünya ile fiziksel etkileşimimiz üzerinde kontrolü ortaya koyamasına rağmen, beden ve zihin arasında net bir sınır olduğunu söylerler; bizim materyal formlarımız basitçe madde olmayan ruhlarımıza geçici olarak ev sahipliği yapmaktadır. Ancak, yüzyıllardır bilim, maddenin iflasına yönelik tartışır. Beden ve zihin ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlı gözükmektedir ve Cancer adlı dergide yayılanan Kanadalı bir grup tarafından yapılan yeni bir çalışmadan ortaya çıkan tespitlere göre; mental durumumuzun bizim üzerimizde özellikle de DNA’mız üzerinde fiziksel bir etkiye sahip olduğu.

Araştırmanın lideri Dr. Linda E. Carlson ve meslektaşları, göğüs kanseri hastalarında, destek grubunun katılımı ve farkındalık meditasyonunun (bu meditasyon Budist meditasyonundan adapte edilmiş ve uygulayan kimseler şimdiki andaki düşüncelere ve fiillere yargısız bir şekilde odaklanmış ve geçmişteki hınç ve kinleri ve gelecek endişesini de gözardı etmişlerdir) korunmuş telomer uzunluğu ile bağdaştırılmakta. Telomerler, kromozom uçlarında olan ve kromozom bozulmasını engellemeye yardım eden DNA’nın parçalarıdır.  Biyoloji profesörleri genellikle onları ayakkabı bağcıklarının ucundaki plastik uçlara benzetirler. Kısalmış telomerlerin belirli bir rahatsızlığa tek başına sebep olduğu bilinmemektedir. Ancak onlar yaşla beraber bir oluşma sebep olabiliyor ve telomerler kanser, şeker hastalığı, kalp rahatsızlığı ve yüksek stres seviyelerine sahip insanlarda daha kısa oluyor. Bizler tabii ki telomerlerimizin bozulmamasını isteriz.

Carlson’ın çalışmasında, göğüs kanserinden kurtulanları 3 ayrı gruba ayrırırlar. İlk gruba, rastgele 8 haftalık farkındalık meditasyonu ve yoganın içerdiği bir kanser iyileşme programı verilir. İkinci gruba, zorlu duygularını paylaştıkları ve sosyal destek aldıkları 12 haftalık bir grup terapisi yapılır. Üçüncü grup da kontrol grubudur ve sadece 6 haftalık bir stres yönetimi kursuna tabii tutulurlar. Birinci ve ikinci gruptakilerin telomerleri korunurken ve aynı kalırken, kontrol grubu olan üçüncü gruptakilerinki kısalır.

Daha önceki çalışma bu ilişkiye dokunmuştur. 2008 yılından Diyet ve yaşam koçu gurusu Dr. Dean Ornish’in yürüttüğü bir çalışmada, sebze kombinasyonlu bir diyet, stres yönetimi aerobik egzersizleri ve 3 ay boyunca destek grubunun katılımının prostat kanserli erkeklerdeki telomeraz aktivitelerinde artışla sonuçlanmıştır. Telomerazlar, telomerik DNA dizilerini, doğrusal kromozomların uçlarına ilave ederler. Yakın zamanda yapılan çok fazla çalışmalarda da meditasyonun benzer etkileri bildirilmektedir. 2013’de bu çalışmayı takip eden bir başka çalışmada da Ornish tekrar prostat kanserli hastaları incelemiş ve yaşam stiline yapılan müdahelelerin daha uzun telomerlerle ilişkilendirmiştir.

Meditasyonun biyolojik yararları telomerin korunmasının çok ötesine uzanmaktadır. Carlson tarafından yapılan daha önceki çalışmada, kanserli hastalarda, farkındalık sağlıklı stress hormonu kortizol ile ve enflamasyonu oluşturan bileşenlerin düşüşü ile ilişkilendirilmiştir. Daha da ötesi, Carlson; kontrol grubundakilere göre işe-dayalı farkındalık stres azaltma programına katılanlarda grip aşısına yüksek antikor titreleri ürettiklerini gözlemlenmiş ve HIV ve şeker hastalığı için de farkındalığın etkilerine dair umud vaadedici çalışmaların mevcut olduğunu söylemektedir. Önceki buluşlar ayrıca şunu göstermektedir ki; aşırı stres, soğuk algınlığını da içeren viral enfeksiyonun yanında depresyon ve kardiyovasküler rahatsızlık riskini de artırmaktadır.

Zihin-beden kesişmesinin tedavi potansiyeli çok iyi bilinmekte. Biyogeribildirim—sensörlerle kaplı , farkındalığı ve çeşitli fizyolojik fonksiyonları kontrol etmeyi  öğrenir—on yıllardır mevcut ve ağrıyı, baş ağrısını, yüksek tansiyonu ve uyku problemlerini ve pek çok diğer durumları tedavide kullanılmakta ve tabii ki, bir de plasebo etkisi var, karmaşık ama tedavinin kendisinden çok, hastanın tedaviden beklentisinden meydan gelen çok gerçek psikobiyolojiksel yarar.

Sadece psikolojik olarak iyi olmaya değil, ayrıca fiziksel olarak da iyi olmaya bir araç olan meditatif ve sosyal yaklaşımlara iyimser bakılsa da, Carlson haklı olarak temkinli ve şunu söylemekte: “Bu çalışmada telomerin uzunluğunun korunmasının anlamı bilinmiyor. Ancak, bana göre, zorlu duyguları proses etmek, hem duygusal, hem de fiziksel sağlık için önemli ve bu, hem duygusal ifadenin grup desteği ile hem de farkındalık meditasyonu yoluyla yapılabilir.”

Carlson, zihinsel kökenli telomerik değişimlerin, eğer aynı kalıpların diğer kanserlerde ve durumlarda da doğrulandığı takdirde, kalıcı olup olmayacağını ve bunların hastalığın teşhisinde ve tedavisi sırasında önerildiğinde, mental müdahelelerin ne gibi etkileri olacağını merak ediyor. Carlson tüm bu sorulara cevap bulmayı umud ediyor.

2011 yılında Harvard Tıp Okulu’nda yayınlanan bir rapora göre, 6.3 milyon Amerikalı, geleneksel doktorların önerisi üzerine zihin-beden terapilerini kullanmaktalar(bu ortaya çıktığından beri gözlemlenen şaşırtıcı derecede yüksek bir sayı)

Halâ reçeteli meditasyon– özellikle fiziksel sağlık yararına—Batı Tıp normlarından uzakta ve korunmuş telomerlerin  gerçekten de kanserli hastaların ya da herhangi birinin yaşamını uzatmada etken olup olmadığı halen belirsiz. Ancak, kromozik korunma ve diğer olası sağlık yararları için stresin azaltılması, 17. Yüzyıl dualist felsefecisinin bile gerisinde kalabilecek bir arayış gibi gözükmekte.

Çeviren: AylinER
http://www.scientificamerican.com/article/changing-our-dna-through-mind-control/

Check Also

Kuantum Fiziği ve Gerçeklik