Tanrıyı Beyinde Aramak …

Araştırmacılar; dinî değerlere önem veren, bir tanrı’nın tecellisine inanan rahibeler, Budistler ve diğer inançlara sahip insanlarla birlikte nöral karmaşadaki dinî duygunun kökenlerini keşfediyorlar.

Donat (yağda kızarmış halka şeklindeki tatlı çörek) şekilli makina, her zaman giydiği kahverengi elbisesi ve uzun peçesi yerine sade bir tişört ve bol hastane pantolonu giymiş olan bir rahibeyi içine alıyor. Rahibe, bir jet motoru kadar gürültülü olan aletin gürültüsünü azaltmak için bir kulak tamponu takıyor ve başını köpük yastıklara dayıyor. Bu yüksek teknoloji denemesinde süper-serinletilmiş dev mıknatıslar, rahibe tanrı’yla konuşurken onun zihnini okumak için rahibenin başının etrafındaki yoğun alanları meydana getiriyorlar.

Karmel tarikatına mensup bir başrahibe ve onun 14 Katolik hemşiresi; dinî deneyimlerin oluştuğu tahtadan dua bölmesiyle veya bölmeli olan bir odayla çok az benzerliği bulunan bu klostrofobik mavi tüp için manastırdaki hayatlarını geçici olarak terkettiler. Bu rahibelerin her biri, ‘’tanrı’yla yoğun birleşim yaşamış olan gönüllülerin çağrısını yanıtlamayı ve Montreal Üniversitesi’nden nörobilimci Mario Beauregard tarafından tertiplenen bir deneye katılmayı kabul ettiler.

Fonksiyonel manyetik rezonans imajlama (fMRI) kullanarak; Beauregard, rahibeler hayatlarının en kuvvetli dinî tecellisini anımsadıklarında, o ilahî güçle derin bağlantıyı deneyimledikleri anda aktif olan beyin bölgelerinin kesin yerini araştırmaktadır.

Soru şudur: Acaba beyinde bir tanrı noktası var mıdır?

Dinî araştırma insanlığın kendisi kadar eski olabilir, fakat şimdi araştırma yapmak için yeni bir yer var: Başlarımızın içerisi. Araştırmacılar;  fMRI ve modern nörobilimin diğer araçlarını kullanarak, insanlar dua ederlerken veya meditasyon yaparlarken veya dinî şevkle ilhamlandıkları zamanlarda oluşan sözleri söylerlerken onların beyinlerinde neler olduğunu saptamaya teşebbüs ediyorlar.”Nöroteoloji” ve ” Dinî Nörobilim” başlıklı yeni bilim dalı gibi ilahî gücün nöral bağlantılarını ortaya çıkarmak için yapılan çabalar; din ve bilimi yalnızca uzlaştırmakla kalmayıp, zevk veren diğer dünyevî  duygulara da sahip olmayan insanları ortaya çıkarma yollarını işaret edebilir veya bu duygulara sahip olmayan insanlara yardımcı olabilir.

Böyle deneyimlere sahip olan insanların üzerlerindeki pozitif etkiden dolayı; bazı araştırmacılar bu deneyimleri yapay olarak meydana getirme yeteneğinin insanları daha mutlu, daha sağlıklı ve daha iyi konsantre olan bir hale getirip, hayatlarını dönüştürebileceğini tahmin etmekteler. Her nasılsa, eninde sonunda nörobilimadamları bu soruyu çalışıyorlar; çünkü pek çok insanın hayatlarında oynayan merkezi rolün fenomeninin nöral temelini daha iyi anlamak istiyorlar. Beauregard, “Bu deneyimler, insanlığın doğuşundan beri varolmuştur. Onlar, bütün kültürlerde bildirilmiştir. Dinî deneyimin nöral temelini çalışmak; duygu, hafıza veya dilin nöral temelini çalışmak kadar önemlidir,”demektedir. Mistik Hedefe Ateşlemeler

Bilimadamları ve araştırma yapanlar, uzun zamandır dinî duygunun beyindeki belirli bir bölgeye bağlı olabileceği hakkında tahminlerde bulunuyorlardı. 1892’de, zihinsel hastalık üzerine olan ders kitapları, ‘’dinî duygusallık’’ ve epilepsi arasında bir bağlantı olduğunu farkettiler. Bundan neredeyse bir asır sonra 1975’de, Boston Deneyimliler Yönetim Hastanesi’nden nörolojist Norman Geschwind, ilk olarak kulakların yukarısında oturan, beynin geniş kısımları olan temporal lobların içerisinde elektriksel olarak ateş alamayan alanı ve krize neden olan epilepsinin bir türünü kliniksel olarak tanımladı.

Bu tür hastalığa sahip epileptikler; Geschwind ve diğerlerine ve Vanderbilt Üniversitesi’nden nöropsikiyatrist David Bear’a rehberlik ederek, beynin temporal lobunda yerleşmiş olan elektriksel fırtınaların bazen dinî veya ahlakî konulardan gelen saplantının temelinde yattığının tahminini doğrulamak için yoğun dinî deneyimlerini bildiriyorlar.

Bu analizi keşfederek San Diego’daki California Üniversitesi’nden nörobilimadamı Vilayanur S. Ramachandran; temporal lobunda epilepsi olan  birkaç hastasına cildin elektriksel direncinin dalgalanması olan ve galvanik cilt tepkisi olarak adlandırılan bir uyarma ölçüsünü kullanıp, onların duygusal reaksiyonlarının yoğunluğunu test ederken dinî, seksî ve nötr kelimeler karışımını dinlemelerini istedi.

1998’de, gazeteci Sandra Blakeslee ile beraber yazdığı  Beyindeki Hayaletler (William Morrow) adlı kitabında,  temporal lobunda epilepsiye sahip olan insanların hakikaten de dinî duyguya doğru daha fazla meyili olabileceğine işaret edip, ‘’tanrı’’ gibi olan dinî kelimelerin bu hastalarda alışılmışın dışında büyük duygusal tepkiye neden olduğu gerçeğini ortaya çıkardığını bildirdi. Ramachandran’ın tahmin ettiği gibi, anahtar; beynin iç bölgelerini içine kapsayan, onun duygu ve duygusal hafızasını (amigdala ve hipotalamus gibi) yöneten limbik sistem olabilirdi. Epileptik elektriksel aktivite, temporal lobu ve bu duygusal merkezler arasındaki bağlantıyı güçlendirip, dinî hissedişi harekete geçirebilir.

Temporal lobun ilişkisini onaylamak için, Kanada Ontario’daki Laurentian Üniversitesi’nden Michael Persinger, dinî duyguları yapay olarak yeniden yaratmak için beynin geniş altbölümünde bir elektriksel uyarıcı araştırdı. Böylece Persinger, beynin yüzeyindeki belirli bölgeler üzerinde odaklanan ve zayıf elektromanyetik alanlar üreten ‘’Tanrı miğferi’’ ni yarattı.Geçen birkaç onyıldan fazladır yürütülen çalışmalar dizisinde, Persinger ve takımı yüzlerce insanın temporal lobları üzerinde aygıtlarını çalıştırdılar. Araştırmacılar böyle yaparak, aslında pekçok insanda hissedilen bir kişinin veya bir ruhun kimse yokken odada olması, veya evrensel hakikati meydana çıkaran kozmik saf mutluluğun derin halinin deneyimine sebep oldular.  Uyarmanın üç-dakikalık patlamasında, etkilenen denekler bu ilahî gücün algılanışını (Bunu ister Tanrı, Buda, cömert bir varlık veya evren harikası olarak adlandırın) kendi kültürel ve dinî dillerine çevirdiler.

Böylece, Persinger dinî deneyimin ve tanrı’ya olan inancın ancak insan beynindeki elektriksel kural dışı şeylerin sonuçları olduğunu ileri sürmektedir. En yüce kişilere olan dinî eğilimlerin bile (Örneğin Aziz Paul, Musa, Muhammed ve Buda) böyle nöral acayiplikten geldiğini düşünmektedir. Persinger böyle deneyimlerin iyi olmasının popüler fikrini ‘’Tanrı İnançlarının Nöropsikolojiksel Temelleri’’ isimli kitabında (Praeger Yayımevi, 1987) dinî ritüellerin (âdetlerin) eğlenceli deneyimlerle eşleştiği psikolojik hallerin büyümesi olduğunu belirterek tartışmaktadır. Örneğin, yemekten önce dua etmek; yemek yemenin keyfini duayla birleştirmektedir. İddiasına göre de, bundan daha mistik olan birşey daha yoktur.

Genişlemiş Ufuklar Persinger’ın Tanrı miğferi bulgularını kopyalama teşebbüsü, 2005 yılında İsveçli bilimadamları tarafından başarısızlığa uğrasa da; araştırmacılar, dinî deneyimin bazı hallerindeki temporal lobun rolünü henüz gözönünde bulundurmuyorlar. Neticede, buna benzer bütün deneyimler aynı değildir. Bazısı, belirli dinî geleneği takip etmekten ortaya çıkar, tıpkı sakin Katoliklerin tesbih çekerken dua okudukları zamanda olduğu gibi. Diğerleri ise ilahî güçle kontaktlarında algıladıkları kişiyi getiriyorlar. Fakat üçüncü kategori ise normal bilince şeffaf olmayan temel gerçekleri meydana çıkaran mistik hal olabilir.

Öyleyse, farklı dinî duyguların beyindeki ayrı yerlerden ortaya çıkması mümkündür. Kişisel farklılıklar da varolabilir. Bazı insanlarda, dinî duygunun nöral koltuğu, temporal lobda yeralabilir; oysa diğerlerininki ise başka bir yerde olabilir. 

Hatta; Pennsylvania Üniversitesi nörobilimadamı Andrew Newberg ve onun son çalışma arkadaşı Eugene d’Aquili, bazı insanlarda bazı durumlarda oluşan diğer beyin bölgelerinin ilişkisine işaret etmişlerdir. Yapay dinî deneyimi meydana getirmektense, Newberg ve d’Aquili, geleneksel uygulamalar esnasında nöral makinada gizlice bakılan beyin imajlamayı kullandılar. Bu durumda, bilimadamları evrenle birlik olma gibi olan tanımlanmış dinî halleri başarmaya yönelip, set halindeki bir çeşit biçimlendirilmiş ayinler olan Budist meditasyonu üzerinde çalıştılar.

Budist denekler kişisel-rapor verdikleri meditasyonlarının zirvelerine, yani “ayrı bireyler olarak varolduklarının fikrini kaybetme haline ulaştıklarında“, araştırmacılar kan tarafından aktif beyin alanlarına taşınan radyoaktif izotopları onlara enjekte ettiler. Araştırmacılar daha sonra izotopun dağılımını özel bir kamerayla, tek foton emisyonu hesaplanan tomografi denilen bir teknikle (SPECT) fotoğrafını çektiler.2001 tarihli yazıda da tanımlandığı gibi; derin düşüncelere dalma, kendinden geçme halinin zirvesi hem beynin üst arka kısmını kapsayan paryetal lobun bir kısmında yeralan aktivitedeki büyük düşüşle ve hem de alnın arkasında yeralan sağ prefrontal korteksdeki aktivitedeki artışla alakalıdır. Çünkü paryetal lobun etkilenmiş olan kısmı, normalde gezinim ve uzamsal yönlenme ile yardım almaktadır. Nörobilimadamları, meditasyon esnasındaki anormal sessizliğin, onun fiziksel sınırlarını algılanan ayrılma ve evrenle bir olma hissiyle altını çizdiğini tahmin ediyorlar. Diğer tarafta, prefrontal korteks, diğer görevlerin yanısıra dikkat ve planlamadan da sorumludur.

Onun algılama ve idrake ait görevlerinin yanısıra, meditasyonda zirve halinde olan takviyesi, bir kişinin   derin bir düşünce veya bir nesne üzerine yoğun bir şekilde odaklanmasını gerektirdiği faktörünü de yansıtabilir.Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden nörobilimadamı Richard J. Davidson ve çalışma arkadaşları, buna benzer birşeyi 2002’de dünyanın her yerinden olan birkaç yüz Budist’in beyinlerini onlar meditasyon yaparlarken fMRI’ı kullanıp, tarayarak yaptılar.

Fonksiyonel MRI, oksijeni-tükenen kandan farklı olan oksijenlenmiş akışın manyetik özellikleriyle izleri takip etmektedir. Çünkü oksijenlenmiş kan, yüksek istemdeki yere doğru tercihen akar. fMRI ise beynin alanlarının o andaki en aktif olanlarını ve hatta belirli görevde en meşgul olanlarının altını çizmektedir.Davidson’ın takımı, Budistlerin meditasyonlarının sol prefrontal korteksdeki aktivasyonla çakıştığını da bulmuştur. Belki de bu, meditasyonda uzman olan kişilerin dikkatlerinin dağılmasına rağmen, onların odaklanma yeteneklerini yansıtmaktadır. En deneyimli gönüllüler, daha az eğitimli olanlardan daha düşük bir aktivasyon düzeyi göstermişlerdir. Çünkü olası bir uygulama, görevi daha kolay hale getirmiştir.

Davidson, bu teorinin, ‘’efor harcanmadan olan’’ hale ulaştıklarını söyleyen Budist meditasyonunun tecrübelileri tarafından verilen raporlarla uyuştuğunu, söylemektedir.Daha da fazlası Newberg ve d’Aquili, 2003’te, birbiriyle uyuşan sonuçları Fransiskan mezhebine ait rahibeler dua ederlerken onların beyinlerini imajladıklarında bulmuşlardır. Bu durumda örnek, farklı bir dinî fenomenle alakalıdır: Beauregard’ın rahibelerinin tarif ettiği gibi, tanrı’yla yakın olma düşüncesi ve tanrı’ya karışma.  Newberg, “Üzerinde daha çok çalıştıkça ve farklı dinî uygulamaların temelini oluşturduğumuzda, bu deneyimleri daha iyi anlayacağız’’, demektedir. “Biz bu çalışmamızı İslamî ve Musevî dualarıyla meşgul olan kişileri toplayarak ve diğer Budist ve Hristiyan uygulamalarını tekrar araştırarak genişletmek istiyoruz.’’Newberg ve onun çalışma arkadaşları, diğer aktivite örneklerini beş kadın dinî hararetin anlık ifadeleriyle konuşurlarken taradıklarında keşfettiler. Araştırmacılar 2006’da, deneklerden o beş dinî insana nazaran, sadece ilahî söyleyen bir kişinin frontal lobundaki (beynin bütün önyüzü) aktivitenin düştüğünü açıkladılar. Çünkü frontal loblar, kişisel-kontrol için engin bir şekilde kullanılmaktadır. Araştırma takımı, aktivitedeki düşüşün, hararetli konuşmalar patlak verdiğinde  kontrol kaybına sebep olduğu sonucuna varmıştır. Dinî Ağ oluşturma

Ön lobun kontrolünün serbest bırakılması dinî deneyimle bağlantılıysa da; Beauregard böyle derin hallerin diğer çeşitli beyin fonksiyonlarını da davet ettiğine inanmaktadır. Böyle bir fenomenin temelinde neyin yattığını kesin belirlemek için, Kanada Quebec’li nörobilimadamı ve onun çalışma arkadaşları 15 rahibenin beyinlerinin üzerinde çalışmak için üç farklı zihinsel haldeyken  fMRI kullandılar. Hallerin ikisi gözleri kapalı olarak yapılan dinlenme ve yoğun sosyal deneyimi tekrar toplama halleriydi.

Üçüncü kontrol hali ise, tanrı’yla olan etkili bir deneyimin anımsanması veya yeniden canlanmasıydı.Her bir rahibe, teknisyenin yeniden canlandırmasıyla bu haller arasında aktarıldıkça, MRI makinası her üç saniyede bir rahibelerin beyinlerinin çapraz kısımlarını ve her iki dakikada bir de beyinlerinin bütününü genel olarak yakalayıp, kaydetti. Nöral aktivite hesap edilip, kaydedildikten sonra; deneyciler iki kontrol halindeki aktivasyon örnekleriyle dinî deneyim esnasında daha enerjik hale gelmiş olan beyin bölgelerini açıklayıp karşılaştırdılar.

Beauregard rahibeler tarayıcıdayken mistik kavuşum yaşamalarını umut etti, yapabilecekleri en iyi şey, tanrı’yla birleşmelerinin kuvvetli duygusal hatırasını hayal etmekti. (Montreal’daki Karmel tarikatının başrahibesi rahibe Diane, ona “Tanrı emirle çağrılmayı arzulamaz,” demiştir.)

Araştırmacılar, rahibelerin yalnızca tanrı’yla konuştuklarını anımsadıkları anda canlanan 6 bölgeyi buldular. Örneğin, dinî hafıza  bilimadamlarının öğrenme, hafıza, yakın zamanda da aşık olma rolünü verdiğini buldukları en küçük merkez beyin bölgesinde, kuyruklu çekirdek’te aktivite artışını beraberinde getirmişti. Nörobilimadamları bu ilişkinin rahibelerin ‘kayıtsız şartsız sevgi’ olarak bildirdikleri duyguyu verdiği ipucunu çıkarıyorlar. Bir diğer sıcak nokta da, beden duyularını monitörleyen ve sosyal duyguları yöneten, beynin en dıştaki katmanlarının içinde yeralan erik büyüklüğündeki bir doku olan insulaydı. Oradaki nöral canlılık, ilahî güce olan bağlantılarla ilgili iç organlara ait zevk verici duygularla bağlantılı olabilirdi ve uzamsal farkında olma rolüne sahip aşağı paryetal lobundaki artan aktivite, (Newberg ve Davidson’ın tanık olduklarının tam tersi) rahibelerin daha büyük birşeye doğru zihinlerini yönelttikleri duyguyu yansıtabilirdi. Bu bölgedeki çok fazla veya çok az olan bir aktivite; bazı bilimadamlarının da tahmin ettikleri gibi teoride böyle bir fenomenle sonuçlanabilir. Araştırmacıların Nörobilim Dergisi’nin 25 Eylül 2006 sayısında bildirdikleri gibi; altı çizilmiş olan bölgelerin kalanı da deneyimin memnuniyet verici oluşunu ölçen, bilinçli farkında olma duygusal halini yönetmeye yardımcı olan orta orbitofrontal korteksi de içine alır ve nihayet temporal lobun ortasını da kapsar.  Rahibelerin dinî deneyiminde alakalı olan beyin bölgelerinin sayısı ve çeşitliliği, manevî fenomenin karmaşıklığına işaret etmektedir. Beauregard, “İnsan beyninin temporal lobunda yegane yerleşmiş tek bir tanrı noktası yoktur,’’ diye sonuca varmaktadır. “Bu haller, beynin başından sonuna kadar iyi şekilde dağılmış bir nöral ağla birbirine haber götürmektedir.”

Her nasılsa, beyin taramaları bu mistik hali tümüyle tek başına tanımlayamaz. Çünkü fMRI, birkaç saniyede oluşan kan akışına dayanmaktadır. fMRI imajları, milisaniyeler içerisinde oluşan nöronların ateşlenmesindeki gerçek-zaman değişimlerini yakalayamaz. Bu sebeple Beauregard; daha hızlı olan ve niceliğe bağlı, milyonlarca nörondan gelen toplam cevapların voltajını ölçen ve onun gerçek- zamandaki dalgalanmasının izlerini takip eden elektroensefalografi tekniğine (EEG) dönmüştür. Takımı rahibeleri, nöronlardan elektrik akımlarını alan, elektrodlarla çivili  kırmızı banyo başlıklarıyla giydirmiştir. Bu akımlar değişik frekansların beyin dalgaları olarak birleşip, görünmektedir. Akımlar rahibeler bir diğer kişiyle yoğun deneyim ve tanrı’yla olan derin bağlantıyı anımsadıklarında değişmektedir.

Beauregard ve onun çalışma arkadaşları en sık rastlanan beyin dalgalarının uykuda üretilen uzun, yavaş alfa dalgaları olduğunu ve bu dalgaların rahibelerin rahatlamış hallerinde devamlı olduğunu keşfetmişlerdir. Daha henüz yayımlanmayan çalışmada, bilimadamları meditasyon ve kendinden geçme halleriyle bağlantılı olan daha da düşük frekanslı dalgaları prefrontal ve paryetal kortekslerde ve temporal lobda farketmişlerdir. Beauregard, “fMRI’ın gördüğü delta dalgalarını ve teta dalgalarını aynı beyin bölgelerinde görüyoruz,’’ demektedir.

Akılsızın İşi mi? Beyin; nefes almadan, tanrı’nın varlığını düşünmeye kadar her olan insan deneyimine aracılık eder. Nöral ağlardaki aktivite bu deneyimleri arttırdığına göre, nöroimajlama henüz böyle bir aktivitenin bireysel nöronlar düzeyinde yerini  tam kesin olarak belirtememektedir. Bunun yerine o; genelde dinamik veya uyku halinde gözüken geniş alan beyin dokusunu vurgulayıp, daha kaba olan anatomik bilgiyi sağlamaktadır. Fakat insan duygularını ve davranışlarını böyle belirsiz yapısal ipuçlarını kullanarak açıklamak belki de bir akılsızın işidir.

Brown Üniversitesi’nden nöropsikolog Seth Horowitz, “Beyinde bir grup yeri, birşeyi isimlendirme anlamanıza müsaade edermiş gibi  listelendirirsiniz’’, şeklinde fikir yürütmektedir. Beaureagard’la deneylerinde beraber çalışan Vincent Paquette; daha da ileri giderek   beyin fonksiyonuyla ilgili ipuçlarını ve kafatasının şeklindeki düzensizliklerden olan karakter özelliklerini sezen nöroimajlamayı, Kraliçe Victoria devri bilimadamlarının deneyip, uyguladıkları ve sonunda da başarılı olamadıkları frenolojiye benzetmektedir. Dinî nörobilim çalışmaları, dilin derin meydan okumasıyla da karşılaşmaktadır. İki mistik insan, deneyimlerini aynı şekilde tasvir etmez.  İster dinî olsun, ister geleneksel dinî olsun, dinî deneyimlerin çeşitli türlerini birbirinden ayırmak güçtür.

Buna belirsizliği de katarsak, bu şekilde olan duygular evrene veya doğaya duyulan haşyeti de kapsamaktadır. Beauregard, “Eğer bir ateistseniz ve belirli bir deneyim yaşıyorsanız, bunu evrenin ihtişamıyla ilişkilendireceksiniz. Eğer bir Hristiyansanız, bunu tanrı’yla ilişkilendireceksiniz. Kim bilir? Belki de ikisi de aynıdır,” şeklinde düşünmektedir.

Dinî deneyimi anlamayı tanımlamayı denemektense, bazıları, onun temel bileşenlerine kısaltılması gerektiğini söylemekteler. Davidson, “Bir fenomen hakkında dinî bir deneyimmiş gibi konuştuğumuzda ve dikkat, hafıza ve algılamadaki değişimlerden söz ettiğimizde daha kesin ve net olmaya ihtiyacımız var’’, demektedir. “Bizim tek umudumuz; aklın bilme ve idrak kabiliyeti ve duygu çalışmalarında da yapıldığı gibi, bu altsistemlerde neler olduğunu belirtmek.’’Diğer araştırma problemleri de çoktur.

Diğer tekniklerin hiçbirisi, belirli beyin bölgelerinin tam olarak şeklini çizebilir. Ve bu da esas itibarıyla, rahibelerin yakalamaya çalıştığı dinî deneyimle kıyaslayıp, aksini gerçekleştirip referans diye adlandırılan görevi bulmak adına imkansızdır.

Neticede hangi insan deneyimi, tanrı’nın huzurunda hissedilen haşyet ve sevgiden daha farklıdır? Huzura ErişmekRahibeler için huzur; beyinlerindeki tanrı düşüncesinden değil, onlarla birlikte olan dünyadaki tanrı bilincinden gelmektedir. Beauregard’ın yakalamak istediği hatta kopyalamak istediği bu huzur ve sakinlik, herşeyle birleşme düşüncesidir. ‘’

Eğer beyindeki elektriksel veya nörokimyasal fonksiyonları nasıl değiştirebileceğinizi bilirseniz; o halde prensipte insanlara, mistik bir şekilde değil; elektromanyetiksel veya ışıklarla ve seslerle beyni uyaran bir aleti kullanıp, dinî durumlarını ortaya çıkarmada yardımcı olabilirsiniz.

Gerçek mistik deneyimlere neden olmak, bir tür pozitif etkiye sahip olabilir. Yakın zamandaki bulgular, meditasyonun insanların dikkat etme yeteneğini geliştirebileceğini ileri sürmektedir.

Davidson ve çalışma arkadaşları, 3 aylık yoğun meditasyon eğitimine tabi olan 17 kişiye ve meditasyona yeni başlayan 23 kişiye bir harf serisinin arasına karıştırılmış iki rakamı seçmeleri gereken dikkat görevini başarıyla yapmaları istemiştir. Yeni başlayanlar çoğu insanın yaptığını yapmıştır. Araştırmacılar Haziran’da açıklamışlardır: Denekler ikinci rakamı kaçırmışlardı çünkü, onlar hâlâ birinci rakama-  yani dikkatin göz kırpması denilen bir fenomene odaklanmışlardı.

Mukayese edildiğinde, bütün eğitiImiş meditatörler tutarlı bir şekilde iki rakamı da bulmuşlardır; bu da meditasyon yapmanın odaklanmayı geliştirebileceğine işaret etmektedir.Harvard Üniversitesi’nden Sara Lazar ve çalışma arkadaşlarına göre; meditasyon, beyindeki yaşlanmanın bazı işaretlerini bile geciktirebilir. Nöro Rapor’daki 2005 tarihli bir tez, 20 deneyimli meditatörün meditasyon yapmayan 15 kobaya nispeten bazı beyin bölgelerinde artan bir kalınlaşma görüldüğüne işaret etmiştir. Özellikle, prefrontal korteks (alın korteksi) ve sağ öndeki insula, meditatörlerde dörtle sekiz bin inç arası daha kalındı.

Kobayların en eskisi, olağan yaşlanma sürecinin tersine kalınlıkta en yüksek artışa sahip olmaktan gurur duydu. Newberg şimdi meditasyonun stresi ve kanser hastalarındaki üzüntüyü azaltıp azaltamayacağını veya erken hafıza kaybına uğramış insanların bilmeye veya kavramaya ait kapasitelerini genişletip genişletemeyeceğini araştırmaktadır.Yapay kopyalama, meditasyona hazırlık halleri, kendinden geçme halleri veya diğer dinî haller birbirine benzer bir şekilde zihne, beyine ve bedene faydalı olabilir.

Örneğin, Beauregard ve diğerleri böyle mistik hallerin bağışıklık sistemi fonksiyonunu geliştirebileceğini, depresyonu kesebileceğini veya kesinlikle hayata dair daha pozitif bir bakış açısı sağlayabileceğini iddia ediyorlar.

Değişiklikler uzun süreli ve dönüşebilir olabilir. Paquette, “Sağlıklı, optimal beyin şablonu oluşturabiliriz. Eğer birisi kötü bir beyne sahipse, iyi bir beyine nasıl sahip olabilir? Bu gerçekten de beynimize yeniden ağ döşemenin bir potansiyel yolu,’’ demektedir.

Tabii ki dinî inanç, doğasında dünyevî ödüllere de sahiptir. O; gönül rahatlığı, huzuru getirir ve böyle bir inançla motive edilmiş hayırseverlik işleri diğer insanlara da mutluluk getirir.

İnsanlar dinî uyanışa olan eğilimlerinde farklılık gösterebilirler. Sonuçta, herkes tanrı’yı ‘’Tanrı miğferiyle’’ bulmaz. Böylece, bilimadamlarının hastaya verdikleri tekniği uyarlamaya ihtiyaçları olabilir ve sonunda bazı insanların beyinleri o tanrısal, ilahî güce direnmekten vazgeçecektir.Üstelik, bilimadamları ne kadar nöral ilişkiler bulurlarsa bulsunlar, sonuçlar tanrı’nın varoluşunun doğru olduğunu veya olmadığını tespit edemez. Ateistler beyinde ruhaniliği bulmanın, dinin ilahî bir yanılgıdan öte bir şey olmadığına işaret etseler de; rahibeler, beyin taramalarının bunun kesinlikle aksini gösterdiğini öğrendiklerinde çok heyecanlanmışlardır: Tanrı’nın onlarla etkileşiminin teyidini sağlamış gibi gözüktüler.

Sonuçta dinî deneyimler için beyinsel bir kaynak bulmak, tanrı’nın insanlığa ulaştığı vasıtayı tespit etmeye hizmet edebilirdi.Böylece, rahibelerin boru şeklindeki beyin tarayıcısına girmeleri, onların inançlarını zayıflatmadı. Bilakis tam tersine, bilim onlara inanmak için daha büyük bir sebep verdi.

Yazan: David Biello  (Scientific American Mind Dergisi, Ekim 2007)
Çeviren: Esin Tezer

Check Also

mars1

Peki ya Mars’a Koloni Yerleştirirsek

Yıl 2066. Güneş, kızıl gökyüzünde belli belirsiz yükseliyor, hidroponik(suda bitki yetiştirme) arazilerini aydınlatıyor. Mars’taki ilk ...