Kimsin Sen ?

kimsin_sen0

Yeni araştırmalar kişisel özelliklerin beynimizdeki değişiklilerin yansıması olduğunu göstermektedir. Bu değişiklikler sizin kim olduğunuzu tarif etmekte. Kişiliğinizi değiştirmek için beyninizi yeniden şekillendirmeye ihtiyacınız var!

İyimser bir kişi misiniz, diğer insanların iyiliğini ve duygularını önemsiyor musunuz ya da bazen geri çekilip, dünyada kötü şeylerin olup bittiğini mi fark ediyorsunuz?… Hepimizin “iniş ve çıkışları, iyi ve kötü zamanları” vardır ve hayata karşı takındığımız tavrın şekli bizim kişliğimizi tanımlar. Ancak tam olarak bu kişilik nedir ve değiştirilebilinir mi?

Şu anda siz  bunu okurken, sizin dış dünyayı değerlendirmeniz beyniniz tarafından gerçekleştiriliyor ve filtreleniyor. Beyin çoğu zaman bilgisayara benzeltilse de aslında software-yazılım programına sahip değildir. Dışarı dünyadan edindiğiniz, kullandığınız ve kategorize ettiğiniz çoğunlukla ne varsa, hardware’in-donanım sisteminin (nöronlar ve onların kısımlarının yeniden düzenlenmesi) fiziksel sonucudur.

Bunun anlamı, şu anda sahip olduğunuz kişilik çeşidi beyninizin içindeki belli benzersiz bir konfigürasyonu, biçimlenimidir. Evet, kişiliğiniz zamanla değişebilir ve değişiyor da. Ama bunun için beyin yapınızdaki değişimlere ihtiyacı var. Umarım bu makale ile bunun nasıl başarıldığını size gösterebilirim…

Kişilik gerçekten de nedir?

Psikologlar onyıllar boyunca kişiliği ölçmek için ölçümler yapmışlardır. En fazla ortaya koyduğumuz davranışa “özellik” adını veririz ve yıllarca duyguları anlatmada ne kadar çok niteleme sıfatı kullanılıyorsa, bir o kadar da özellikleri tarif etmek için kullanılmaktadır. Ama bu şimdi değişti. Kişiliğin ne olduğunu anlamaya yönelik bu yeni yaklaşım- kişiliğin “beş özelliği” ile beynin belirli bölgelerinin bağlantılı olduğu noktasına gelindi.

Kişilik Özelliğinin Büyük Beş’lisi:

  • Dışadönüklük— (dışadönük/ enerjik karşıt kelimeler: utangaç / içine kapanık). Enerji, olumlu duygular, coşku ve başkaları ile arkadaşlıkta teşvik edilmeye eğilim.
  • Nevrotizim— (hassas / gergin karşıt kelimeler: güvenli/kaygısız). Kolaylıkla öfke, endişe,depresyon,incinebilirlik gibi tatsız deneyimleri tecrübe etmeye eğilim.
  • Uyumluluk-Uzlaşmacı olmak— (samimi/ sevecen karşıt kelimeler: rekabetçi / lafını sakınmayan). Diğerlerine karşı sevecen ve yardımsever olma yerine şüpheci ve muhalif olma eğilimli.
  • Dikkatlilik-itinalılık-özenlilik — (etkili,işbilir/ dertipli,düzenli karşıt kelimeler: rahat/dikkatsiz). Özdisiplin, görev duygusu ile davranan ve başarmayı hedefleyen, planlı olmak yerine anlık, içinden geldiği gibi davranış ortaya koyma eğilimli.
  • Açıklık — (yaratıcı/ meraklı karşıt kelimeler: tedbirli /tutucu). Sanata eğlimili, duygu,macera, olağandışı fikirler, merak ve deneyim çeşitliliği

Kung Fu Psikolojisi

Dövüş sanatlarında “kas hafızası” diye bir fenomen vardır.Belirli bir hareket önce yavaş çekimde daha sonra ışık hızında tekrar tekrar pratik yapılır.Neticede karmaşık vuruş ya da savunma hareketi, bedenin kaslarında bilinçsizce ortaya konan düşüncelerden meydana gelen kodlanmış tam ve kesin adımları içerir.Bizim davranış ve duygularımız da bu şekildedir. Bizler dış dünyaya nasıl davranacağımızı , bilinçli kararlar vermeden öğreniriz.

Ama ya tepkilerimiz bizi, örneğin, canı sıkkın ya da kendine zarar veren bir duruma sokar ve bu çeşit problemler yaratırsa? ya kişiliğimiz kendimizi yalnız   hissetmemizi neden olup,ya da bizi ailemizle, arkadaşlarımızla ya da kanuna karşıkışkırtıcı yaparsa? Peki buna yönelik herhangi birşey yapılabilir mi?

Geçenlerde Steven Seagal’ın bir filmini seyrediyordum.Filmdeki düşmanlardan bir
tanesi Seagal’ın Kung Fu karakterine şunu sordu:

“İçimde iki tane köpek var. Bir tanesi kötü ve şeytan. Diğeri ise iyi. Kötü köpek her
zaman iyi köpekle kavga ediyor. Köpeklerden hangisi bu kavgaları kazanır?

Bu soruya Seagal şu cevabı verdi: “En fazla beslediğin!”

Bu bilmecedeki bilgelik son zamanlarda bir çift bilimsel çalışma ile gösterilmiştir. Bence bu çalışmaları bilmenizde fayda var…

Dinamik Beyin

Minnesota Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden  Colin G. DeYoung ve meslektaşlarıkimsin_sen2
ile bağlantılı olduğuna dair bir çalışma yayınladılar. Bu çalışmada, araştırmacılar, beyin kısımlarındaki yükselmiş ya da alçalmış belirli volume korrelasyonu insan kişiliğinin    özellikleri olan “Büyük Beş’li” ile ilişkilendirdiler.

Bu çalışmada 116 yetişkine “Büyük Beşli” olarak bilinen kişilik karakter ölçümü için standart, ölçülendirilmiş test uygulanmıştır. Her bir deneğin beyinlerindeki
belirli alanlarının beyin taraması yapılır. Sonuçlar bir nörolog için sadece anlaşılır değil, buluşların her birimiz için de bir önemi olmalıdır.

Araştırma
Viewzone Dergisindeki “Sol BeyinSağ Beyin” adlı bir önceki makalede, aslında iki beyinin nöron bağları ile nasıl birbiri ile bağlandığını açıklamıştım.Her iki kısım da bilgiyi işlemede belirli özelliklere sahipler. Bu, baskın olan kısma bağlı olarak değişebilir ve her bir yarıküre bedenin karşıt, zıt kısmını kontrol etmektedir.

Konu böyleyken, De Young araştırmacıları deney için sadece sağlak olan, sağ elini genelde her iş için kullanan  denekleri kullandılar ve ayrıca denekleri herhangi bir psikiatrik rahatsızlık ya da beyin hasarına sahip olup olmadıkları ya da ilaç kullanıp kullanmadıklarına (bunlar ölçüm yaptıkları beyin bölglerinde değişikliğe sebep verebileceleri için) dair deney öncesi bir beyin taramasına soktular.

Deneklere kişiliklerini değerlendirmek için yeniden düzenlenmiş NEO Kişili Envanteri verilir. Daha sonra onlara beyinlerinin yüksek çözünürlü yapısal görüntüsünü elde etmek için 3D Allegra Sistemi (Siemens, Erlangen, Almanya) olan MPRAGE kullanılır.Herkesin değişik beyin boyutu olduğu için, her bir beynin (cinsiyet ve yaş ayarlamaları dahil edilerek) oranları dikkate alınmıştır.

kimsin_sen3

Dışadönüklük için, orta orbitalfrontal kortekste belirgin bir yoğunluk gözlemlenmiştir.
Nevrotizm için, sağ dorsomediyal PFC ve arka hipokampus, bazal gangliya ve globus palladius ve iki
taraflı subtalamik çekirdeklerde (talamusun altı ile ilgili ya da orta yerleşik) kısımların dahil olduğu ortabeyin dahil sol mediyal temporal lobun ksımlarında olmak üzere bu  iki büyük bölgede aktiflik gözükmektedir.

Her iki assosinasyon da negatiftir ve yoğunluk azalmıştır. İki taraflı olarak mod- singulat korteksten sinulat gyrusa, sol yarıküreya,kaudata kadar uzanan bir miktar artış, yoğunluk vardır. Daha önceden dikkate alınmayan ilave bölgelerde de belirgin bir şekilde yoğunluğun artttığı gözlemlenmiştir. Bunlardan bir tanesi  orta temporal kıvrımda ve bir tanesi de serebellumdadır.

Dikkatli-itinalı,özenlilik için, de lateral PFC bölgesinden çoğunlukla sol orta frontal kıvrıma uzanan olumlu yoğunluk gözlemlenmiştir. Dikkatli-itinalı, özenlilik ile ilgili beklenmedik bir olumsuz assosinasyon arka fuziform kıvrımında görülmüştür.

kimsin_sen4

Uyumluluk için, arka singulat korteksin retrospleniyal bölgesinde olumlu, üst temporal oluk ve bitişik üst temporal olukta negatiflik gözlenmenmiştir. Uyumluluk için beklenmedik olumlu ek assosinasyon
fusiform gyrusta bulunmuştur.

Açıklık için de, beyinde belirli herhangi bir bölgesinde artışa dair belirgin bir korelasyon göstemediği gözlemlenmiştir. Tüm diğer özelliklerin bu özelliğin işlevselliğine katkıda bulundukları düşünülmektedir.

Şimdi bunlar ne demek oluyor?

Bu çalışma,kişiliğimizin özgür irademize tamamen bağlı olmadan bir dereceye kadar bütünleşik, fiziksel bağlantılı olduğunu göstermektedir. Beynimizin belirli bölgelerinin yoğunluğuna bağlı olarak tepki veririz. Olumsuz, geri duran, karamsar  bir kişilik sadece değişmeye karar vererek kolayca iyimser ve dışadönük olamaz. En azından hemen değil. Ama bu kişiliğimizin değişemeyeceği anlamına mı gelmekte? Hayır. Aslında değişebilir. Bunu Dr. DeYoung’a sordum:

Dan Eden: Oldukça açık bir sorum var. Yumurta mı tavuktan yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar? beynin çeşitli bölgelerindeki aktivite artışı kişilik özelliklerinden mi kaynaklı yoksa kişilik özelliklerimiz beynin bölgelerindeki değişimlerin mi bir sonucu?

Dr. DeYoung: Bir açıdan  kişilik beyin tarafından kontrol edilmeli. Çünkü davranışları, duyguları, bilişi, motivasyonu kontrol eden beyindir ve kişilik basitçe bu fonkisyonların tutarlı kalıplarıdır. Ancak bizim çalışmamız, beynin bu bazı kısımlarındaki ölçünün kişilik oluşumunun başlıca nedeni olduğuna dair bir kanıt ortaya koymamaktadır. Doğumla birlikte daha geniş OFC’lere(Orbito-Frontal Korteks) sahip olmalarından dolayı dışa dönük olanlara göre, yıllar boyunca dışadönük davranış sergileyip ve  bundan dolayı kişilerin daha geniş bir OFC’lere (Orbito-Frontal Korteks) sahip olmaları kesinlikle olası bir durumdur.

Biliyoruz ki bu davranış beynin yapısını değiştirebilir, bu durum,aşağıdaki makalede hokkabazlık (juggling) öğrendikten sonra kortikal kalınlığın nasıl artış gösterdiği anlatmaktadır. Dolayısıyla bizim çalışmamız tavuk-yumurta sorusuna cevap vermiyor.

Dr. DeYoung tavuk-yumurta paradoksuna cevap veremezken, Onun yolladığı ve Hamburg Üniversitesi’nden Janina Boyke’nin yazdığı “ Egzersiz-Yaşlılarda Uyarılmış Beyin Yapısındaki Değişiklik” adlı bir makale buna cevap veriyordu. Bu makale bana daha önce bilmediğim konuda  oldukça fazla bilgi edinmemi sağladı.

Hokkabazlık (Juggling) ve Beyin
Yıllar önce biyoloji dersinde öğrendiğim şey, beynimizde sınırlı sayıda sinir hücresine sahip olarak doğmamızdı. Bence bu bilginin zihnimize işlenmesinin sebebi bizlerin yasadışı ilaçları-uyuşturucu maddeleri (bu maddelerin beyin hücrelerini öldürdükleri ve bir daha yerine yenilerinin oluşmadığı düşünüldüğü için) kullanmamamız içindi. Beynimizin sınırlı sayıda nöron hücresine sahip olduğu ve yenilenme gerçekleştiremedikleri fikri şimdi yanlış bir fikir olarak kabul edilmekte.

Dr. DeYoung’ın bana söylediği: kimsin_sen5
“Öncellikle nöronların sayıca artmayacağı bilgisi yanlıştır. Bu eski bir hikaye ve günü geçmiş bir sanıdan ibaret. Şu an yetişkin insan beynin de bile nörojenez-hücre doğumu mevcuttur…”

Bu konu hakkında Janina Boyke’ın çalışmasında nöronları yeniden yaratacağı en düşük ihtimal olan yaşlı denekler kullanılmıştır. Her iki cinsten 93 yaşlı birey bunaklık, Parkinson, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon geçmişine sahip olup olmadığına bakılır. Denekler 3 boyutlu MRI taramasından geçirilir. İlk beyin taraması deneyin başında yapılır. Daha sonra bazı gönüllülere 3 adet jonglörlük-hokkabazlık topu verilerek,
3 topu ardı ardına atıp tutmanın nasıl olacağına dair bilgi verilir. Deneklerden oluşan bir kontrol grubuna da hiç bir eğitim verilmez.

Haftalar sonra, deneyim kazanan denekler bu beceriyi ortaya koyabilme yetisine sahip olmuşlardır ve ikinci bir MRI- beyin taraması hem deney grubuna hem de kontrol grubuna yapılır. Bunun üzerinden bir 3 ay geçer bu süre zarfında da topları havaya atıp tutmayı öğrenen deney grubu bunun alıştırmasın hiç yapmaz ve bu konudaki becerileri kaybolur ve hem deney grubunun hem de kontrol grubunun son bir MRI’ı çekilir. Çalışmanın tespit ettiği sonuç: Topları havay atmayı ve tutmayı öğrenen deney grubunun, bu beceriyi kazanması ile birlikte beyinin gri maddesinde belirgin bir artışın olduğu ve bu becerinin kaybolması ile birlikte de beyinin gri maddesinde bir düşüş olduğudur. Bu değişimler, sol frontal kortekste, singulat kortekste, sol hipokampusta ve sağ taraftaki gyrus precentralde dikkate değerdir.

kimsin_sen6

Buradaki ÖNEMLİ MESELE…
Yaşlı insanlarla yapılan bu çalışma, çevre ile başaçıkabilme becerisini işlemek için beynin nöronları yapılandırdığını kanıtlamıştır. Bu olay jonlörlüğün (havaya top atıp tutmak-hokkabazlık) ötesinde bir olaydır.beynimiz davranışlarımıza göre ağ bağlantılarını değiştirir ve neticede beyinde o yeni davranış
yerini alır ve bu bizim özgür irademizin daha az kontrolünde olan bir olaydır.

Bu demek oluyor ki; bizim dünyaya verdiğimiz tepki yani bizi biz yapan özelliklerimiz, kişiliğimiz, ilgili olduğumuz davranış çeşitlerine göre şekillenip, beyinde bir ağ oluşturur. Örneğin; sosyalleşmeden dolayı olumlu ödül veren durumlarla karşı karşıya kalmamız bizi dışadönük, iyimser bir kişi yapar.Bunun tam aksi, bizlerin korku, tehlike ve acı ile başa çıkma gibi durumlar içinde olmamız, bizlerin herşeyden geri duran, karamsar ve olumsuz bir kişilik oluşumu şekilde beyinde bir ağ bağlatısı kurulur ya da önceden plan yapmak ve düzeni sağlamak “zorunda” olmamız gibi bir durumun içindeysek, bu bizim ya gereğini yapan, kendini gösteren ya da öz-disiplinden eksik ve tepkisel bir kişi oluşturmamıza neden olacak ağ bağlatılarının kurulmasına neden olur. Aynı şey şefkat-sevgi’ye /rekabet içinde geçerlidir.

“En çok beslediğin”…

Davranışın insan beyni üzerinde etkilerini inceleyen en etkili araştırma, Daniel G. Amen’ın yazdığı “Beyninizi Değiştirin Hayatınız Değişsin” adlı kitabında yer almaktadır.Belirli  sayıdaki bağımlılık, depresyon, takıntı, öfke, ve fevri davranışlar ortaya koyan hastaların özenle incelenmiş beyin taramaları neticesinde, şüpheye gerek olmayacak bir şekilde, Dr. Amen bu davranışların beynin belirli bölgeleri ile bağlantılı olduğunu kanıtlamıştır.

Ancak Dr. Amen’in keşfettiği şeyin hepsi bu değil.Dr.Amen,başarılı bir terapinin beynin o bölgelerinin yeniden şekillenmesi için davranış geliştirmekten geçtiğini belirtmektedir. O halde bu, zihinsel hastalıklar için biyolojik “tedavi” tanımıdır.Terapi, sadece hayat tarzları ve kalıplarının nasıl değişikliklerini içermiyorsa da, Dr. Amen beynin gerçek ile hayal arasında ayrımı yapamadığını da keşfeder. Hatta, hayalinde canlandırma-görselleştirme tekniklerinde olduğu gibi bir davranışı hayal etmek, hastalığı tedavide ve bazı kişilik bozuklarını değiştirmede etkili bir iyileştirici metoddur.

2006 yılında herkesin konuştuğu bir kitap vardı: Adı “Secret”.Bu kitabın temel dayanağı;kimsin_sen7 görselleştirme-hayalde canlandırma. Yani kişinin arzu ettiği hedefi hayalinde canladırması ve bir şekilde bu amacın gerçekleşmesini anlatan bir çeşit meditasyona yönelik teknik.

Bu kitap, “zenginlik, aşk, mutluluk” kazanma üzerine pazarlanmıştır ve netice de eski inanç kalıplarına sahip kişiler  ve uygulayıcılar, bu kitaptan zenginlik ve mutluluk sağlayan sadece kitabın yazarı ve yayınevi olduğunu belirterek eleştirilerde bulunmuşlardır. Bu “görselleştirme”nin adını kötüye çıkarmıştır ve aslında haklıydılar da…

Bu kitap, açgözlülük, “ben” merkezcilik ve bencillik gibi olumsuz davranışlara insanları teşvik ederek, tamamen görselleştirmenin potansiyallerini yanlış tanıtmıştır. Ancak doğrusunu isterseniz, ”doğru görselleştirme” kişilik değişimi için başarılı bir metoddur.

Lynne McTaggart, “Niyet Deneyi” adlı kitabında EMG’ye (elektromiyografi-kas aktivitesine eşlik eden elektrik akımlarının yazdırılmasına) bakılarak, beyin bir hareketin düşüncesi ile gerçekten ortaya konması arasındaki farkı ayırt etmediğini belirtmektedir.Bir grup kayakçı ile yapılan bir araştırmada, Alp disiplini kayışını, sporcular zihinlerinde çalıştıklarında, kaslara giden elektrik sinyallerinin fiziksel olarak aynı şeyi yaparkenki durumla aynı olduklarını EMG tarafından tespit edilmiştir.

Psikiyatrist, beyin araştırmacısı ve eğitmen olan Dr. Srinivasan Pillay,görselleştirmenin beyin aktivitesi üzerindeki etkisinin, felç vakalarında çok iyi bir şekilde gösterildiğini ifade etmektedir. Felç geçirme anında, beyinde atardamardaki kan pıhtısı yüzünden oksijen ve besin ile beslenen atardamara kan ulaşamaz ve doku ölür. Doku ölümü, uzun süre kan ulaşmayan bölge etrafında yayılır. Ancak eğer hasta etkilenen organ ya da organların haraket ettiğini hayal ederse, beyindeki kan etkilenmiş alana doğru akar ve doku ölümü azalır.

Pillay, ayrıca bir faydanın elde edilmesi için kişinin kendisinin, ilk ağızdan görselleştirmenin önemi üzerinde de duruyor. Bu durum kişinin yarattığı karaktere bürünmesini sağlıyor ve dolayısıyla
bu da nöral yolları canlandırıyor. Şampiyon boksör Muhammed Ali, boks maçlarına sanki ringdeymiş gibi en ince detayına kadar  zihininde antreman yaparak hazırlanması ile biliniyordu. Lynne Mc Taggart’ın “Niyet Deneyi” adlı kitabında, yazar Muhammed Ali’nin, sağ yumruğunun Frazier’in sol gözü üstüne indiğini hayal ederek Joe Frazier ile yapacağı maça hazırlandığından bahseder.

Buradaki nokta: düşüncelerin gücü olduğudur.Düşünceler hakikatten beyin yapısını ve kişiliği değiştirebiliyor. Oysa refahı ve mutluluğu oluşturan bir “sihir” yok,görselleştirme ya da meditasyon
ile oluşan beyin yapısındaki olası değişiklikler, hayatlarımızı geliştiren değişikliklere yol açacaktır.

Aman tanrım! Çocuklarımıza biz ne yapıyoruz!

Düşüncelerin ve “sanal” gerçeklikle “gerçeklik”i aynı şekilde yorumlamasını fark etmişsek eğer,
şöyle bir soru sorabiliriz: Video oyunları ne oluyor o zaman?

Amerikan ordusu gerçek savaş simulasyonlarını, düşmanı öldürmenin stresi ve karmaşasını acemi askerlerin hissetmemelerini sağlamak için kullanırlar. Pek çok vakada Apaçi helikopterlerdeki ve uzaktan kumandalı uçaklardaki uzaktan kızılötesi görüntüleme ve hedef belirleme sistemleri bir video oyunundan farksızdır, ayırdedilemez. Geçenlerde yaygın olarak herkesçe seyredilen Amerikan Kuvvetlerinin Irak’ta sivilleri ve bir gazeteciyi öldürdüğünün gösterildiği videoda, subaylarla nişancıların arasındaki konuşmaları duyabilirsiniz ve bu onlar için gerçek bir katliam yerine sanki bir futbol oyunu gibi gelmektedir. Bunun sebebi o askerlerin video similasyonları ile eğitilmesidir.

Son zamanlarda çocuklarımızın oynadığı video oyunları da onlardan pek de farklı değil. Çocuklarımız oynadıkları video oyununda “düşman”larını kanları sıçrayan ve acıdan bağıran bir halde öldürürler ve bunu hemen olumlu bir ödüllendirme takip eder. Ya puanları yükselir ya da oyunu devam etme hakkı kazanırlar. Araştırmaya göre, beyin için bu “öğrenme”nin gerçek bir deneyimden hiç bir farkı yoktur!.

Araştırma için 9 ile 12 yaş arası 161 çocuk ve 354 kolej öğrencisi ile çalışılmıştır. Her bir katılımcıya ya şiddet içerikli ya da şiddet içeriksiz video oyunu oynatılmıştır. “Şiddet” oyunları şu şekilde tarif edilmiştir: Bir karaktere kasıtlı  olarak zarar verilir ve karakterin de bu zararı engellemesi motive edilir. Bu tanım grafiğin ya da oyundaki herhangi bir şiddetin kanlı doğasının bir belirtisi değildir. Araştırmacılar, bir şiddet içeriksiz çocuk oyunu (“Oh No! More Lemmings!”), iki şiddet içerikli neşeli bir müziği olan video oyunu ve karikatürümsü oyun karakteri (“Captain Bumper” and “Otto Matic”) ve iki tane gençler için uygun şiddet içerikli video oyununu(“Future Cop” and “Street Fighter”) araştırma için seçmişlerdir. Etik sebeplerden dolayı, T-rated oyunlar sadece kolej yaşındaki katılımcılara oynatılmıştır.

Katılımcılar daha sonra bir başka bilgisayar oyunu oynarlar. Bu video oyunu agresif davranışları ölçmek için tasarlanmıştır. Oyuna bu çalışmaya katılan diğer kişin de duyacağı şekilde gürültülü patlamalar halinde cezalandırma seviyeleri yerleştirilmiştir. Ayrıca her bir katılımcının şiddet içerikli davranış tarihçesi ve daha önceki şiddet içerikli medyayı seyretme alışkanlıkları da ek bilgi olarak elde edilmiştir.

Araştırmacıların bulduğu şey: Şiddet içerikli video oyunu oynamamış katılımcılardan şiddet içerikli video oyunu oynamış (hatta bu çocuk oyunları bile olsa) katılımcıların rakiplerini daha belirgin yüksek sesli gürültülerle dövemeleri, cezalandırmalarıydı.

Araştırmacıların bir diğer tespit ettikleri şey: Alışkanlık halinde seyredilen şiddet içerikli medya yayınlarının
yeni oluşmuş çok yüksek seviyelerde şiddet içerikli davranışlara neden olmasıydı. Hatta daha yeni olan şiddet içerikli “interaktif” video oyunlarının, televizyonlarda ve filmlerde “interaktif olmayan
şiddet içerikli medyaya göre, şiddet içerikli
davranışlarla bağlantısının çok daha kuvvetli  olmasıydı.

Kitapta detaylı olarak anlatılan bir başka araştırma da 189 lise öğrenci ile yapılan bir çalışmadır.
Bu çalışma neticesinde, araştırmacılar, araştırmaya katılanlar arasında daha fazla şiddet içerikli
video oyunu oynayanların, şiddete yatkın davranışlarda bulundukları ve çok daha
düşmanca kişilik sergilediklerini ve daha az affedici olduklarını ve günlük yaşantılarında da
şiddeti daha sıradan bir şeymiş gibi kabul ettiklerini, daha agresif bir hal aldıklarını tespit ettiler.

Araştırmada öğrencilerin şiddet içerikli TV, film ve video oyunlarına karşı kaldıkları maruzun boyutları incelenmiştir. İncelenen başlıca noktalar; öğrencilerin şiddete karşı tavırları, düşmanca tutum, affedicilik gibi kişilik özellikleri, şiddetin normları hakkındaki inançları ve çeşitli sözel ve fiziksel agresif davranışların frekansıdır.

Sonuç olarak, araştırmacılar şiddet içerikli video oyunlarının ilişkisinin oldukça güçlü olmasına çok şaşırırlar.
 “Cinsiyet ya da şiddet hakkındaki inançlarındansa, şiddet içerikli video oyularını oynamanın öğrencilerin ortaya koyabilecekleri şiddet içerikli davranışlarının nedeni olabileceğini tespit etmek bizi şaşırttı. Cinsiyet, agresif kişilik ve şiddet hakkındaki inanaçlar her ne kadar saldırganlığın ve şiddetin olası nedeni olsa da, şiddet içerikli video oyunları yine de fazladan bir fark yaratmaktaydı. Ayrıca bizi şaşırtan bir başka şey de; hali hazırda zaten agresif davranışlar ortaya koyan kızlar ve erkekler ya da gençlerle, şiddet içerikli videonun etkisine sahip olanlar arasında bariz bir fark olmadığıydı.” (Professor of Psychology Craig Anderson)

Şimdi de bir başka çalışmaya bakalım.

Psikologların Video Oyunlarından yararlanarak gerçekleştirdikleri
“Şiddete karşı Duyarsızlaşma” üzerindeki İlk Çalışması

Iowa Üniversitesi’nden bir çift psikoloğun öncülüğünde yapılan araştırma, ilk defa olarak  şiddet içerikli video oyunlarının oynayan kişileri gerçek-hayattaki şiddete karşı duyarsızlaştırabildiğini kanıtlamıştır.
Bu araştırmada, Iowa Eyaleti psikoloğu ve araştırma asistanı olan Nicholas Carnagey ve ISU’nın saygın Psikoloji  Profesörü Craig Anderson, eski Iowa Eyaleti Psikoloji Profesörü olan ve şimdi Michigan
Üniversitesi ve Vrije Universiteit, Amsterdam’da
çalışan  Brad Bushman’a eşlik etmişlerdir.
Onlar, araştırdıkları konuda “Gerçek-hayattaki Şiddete karşı oluşan Fizyolojik Duyarsızlık üzerinde Şiddet İçerikli Video Oyunlarının Etkileri” adlı bir makale yazmışlardır. Bu makale “Deneysel Sosyal Psikoloji” adlı derginin son sayısında yayınlanmıştır. Bu makalede, yazarlar şiddete karşı duyarsızlığı şöyle tarif ediyorlardı: “gerçek şiddete duygu bağlantılı fizyolojiksel reaktivitedeki bir azalma.”

Makalede kendi çalışmaları da dahil geçmiş araştırmaların, şiddet içerikli vidoeo oyunlarının agresif düşünceleri, öfke dolu duyguları, fizyolojiksel uyarılma ve agresif davranışları arttırdığı ve yardımsever, faydalı davranışları azalttığının belgelendiği açıklanmaktadır. Daha önceki çalışmalar ayrıca video oyunlarının %85’den fazla video oyunları epey şiddet ve video oyunlarının yaklaşık yarısı ise ciddi anlamda şiddet sahneleri içerdiğini tespit etmiştir.

Metodoloji: En son çalışmada 257 kolej öğrencisini (124 erkek-133 kız) tek tek incelenmiştir. Kalp atışı hızı ve galvanik deri tepkisi üzerine temel fizyolojik ölçümler yapıldıktan ve şiddet içerikli oyunlar konusunda onların tercihlerini ve genel olarak saldırganlıklarını  kontrol etmek için sorular sorduktan sonra, katılımcılar rastgele seçilen 8 şiddet içerikli ya da içeriksiz oyundan bir tanesini 20 dakika oynadılar.
4 şiddet içerikli video oyunları: Carmageddon, Duke Nukem, Mortal Kombat ya da Future Cop;
şiddet içermeyenler de: Glider Pro, 3D Pinball, 3D Munch Man ve Tetra Madness.

Bir video oyunu sonrasında 5-dakikalık süre içinde kalp atışı hızı ve deri tepkisi ölçümleri yapılır. Katılımcılara daha sonra 10 dakikalık gerçek şiddet içeren sahnelere sahip TV programları ve
piyasada yayınlanmış filmler, 4 içerikte (mahkeme salonundaki taşkınlık-öfkeli sözler, polisle
karşı karşıya gelme-polise meydan okuma, ateş etmeler ve hapishane kavgaları) gösterilir. Araştırmacıların seyrettikleri sürece kalp atış hızları ve deri tepkileri takip edilir.

Fiziksel değişklikler: Gerçek şiddet sahnelerini seyrederken, katılımcılardan daha önce şiddet
içerikli video oyunu oynayanların, oynamayanlara göre deri tepkimesi ölçümleri ve kalp
atış hızları  daha düşük çıkmıştır.

Carnagey araştırma için şunu ifade ediyor: “Sonuçların ortaya koyduğu şey; şiddet içeren
20 dakikalık bir video oyunu bile insanların gerçek şiddetten daha az fizyolojiksel
olarak etkilendiği, uyarıldığıdır.”

 Rastgele seçtiği şiddet içerikli olmayan bir videoyu oynayan katılımcıdan dövülen, bıçaklanan ya da vurulan insanların olduğu rastgele seçilen şiddet içerikli video oyunlarını oynayan katılımcı daha düşük kalp atış hızına ve galvanik deri tepkisine sahip.

Görünen şu ki; şiddet içerikli video oyunu oynayan bir kişi, tüm şiddeti kanıksıyor, alışıyor, “alışkanlık haline” getiriyor ve netice de fizyolojiksel olarak buna karşı hissiz kalıyor!”

Şiddet içeren ya da içermeyen oyun şartları,hemen ilk başta katılımcıların kalp atış hızında ya da deri tepkilerinde bir farklılık yaratmadı. Ancak, gerçek hayata dair şiddet içerikli sahnelere gösterdikleri fizyolojik tepkiler belirgin bir şekilde farklılık gösterdi. Araştırmacılar, ayrıca şiddet içerikli video
oyunları için saldırganlık özelliği ve tercihleri de kontrol ettiler.

Araştırmacıların ulaştığı sonuç:Mevcut video oyun sistemi, eğlence medya içeriği ve bu medyayı pazarlama ile birlikte “golabal bir boyutta güçlü bir duyarsızlaşma girişimi” yaratmaktadır.

Anderson şöyle diyor: Video oyun medya pazarlanması öncellikle tehtitkar olmayan, tamamen kanlı olmayan bir şekilde mesela, şirin bir  karikatürümsü karakter kullanarak ve tüm bu deneyimi zevkli
bir şeymiş gibi paketleyip, sunuyor.Bu şekilde şiddete yönelik hiç de uygun olmayan olumlu
duygusal tepkiler uyandırıyor. Büyük çocuklar korkutucu ve gerçekçi şiddeti artan bir şekilde
tüketiyorlar ama bu artış derece derece ve her zaman da eğleceli bir şekilde oluyor.

Anderson: “Kısacası, modern eğlence medyası, tam olarak “etkili sistematik şiddete karşı duyarsızlık aleti” şeklinde tanımlanabilir. Modern toplumların bunun devam etmesini isteyip istemeyeceği,bilimsel bir şey olmaktan çok, tamamen bir toplumsal bir meseledir.”

Araştırmacılar bir sonraki araştırmayı , eğlence çeşitlerinin (şiddet içerikli video oyunları, şiddet içerikli TV porgramları  ve filmler) arasındaki farklılıkların şiddete karşı  duyarsızlığı  nasıl etkilediği hakkında yürütmeyi düşünüyorlar. Ayrıca araştırmayı umdukları bir başka şey de;şiddet içerikli video
oyunlarının neticesinde kimin daha çok duyarsızlığa sahip olacağı.

Carnagey: “Şiddet içeren video oyunlarının pek çok özelliğinin akla getirdiği şey, şiddet içeren TV programları ya da filmlere göre, kullanıcılar üzerindeki etkilerinin daha fazla konuşulması olabilir.”

[“The Effects of Video Game Violence on Physiological Desensitization to Real-Life Violence,” Journal of Experimental Social Psychology (July 2006).]
BÜYÜK BEŞ’LİYİ Kullanmak
Yazan: Herando FuentesBüyük Beş’li Kişilik Özelliklerine tekrar bir göz atalım ve nerelerde değişiklik yapmak isteyebiliceğimizi inceleyelim…
Daha fazla dışadönük olmak—Dışadönük olmanın pek çok olumlu yararları vardır.Çok daha fazla sosyal  ve mesleki olanaklar mevcuttur ve diğerleri ile haşır neşir olmak ve tüm dikkatini fazlaca kendine vermemek her zaman daha sağlıklıdır. Dışadönük “olmak” için önce dışadönük biri gibi davranmalısınız.
Bir kulübe ya da derneğe üye olmak iyi bir başlangıç olur. Ayrıca,pek çok insanın bulunduğu yerlere gitmek bile yararlıdır.Beyniniz bu durumda sizin davranışınıza uyum sağlamaya ve bu yeni davranışı yerleştirmeye bakmakta ve hemen sizin birileri ile sohbete başlamanızı, diğer insanların hayatları ile ilgili olup, bu çeşit aktivitlerden olumlu uyarıcılar bulmayı sağlayacak kalıplar geliştirmeye başlar.
Kendinizi yabancı birisi ile bir sohbete başlamaya zorlayın, ya da kalabalıkta rahat hissetmeye çalışın.
Bir oda dolusu insanla bir arada olduğunuzu ve onlarla sohbet etmekten çok memnnun olduğunuzu
ve dışadönük olduğunuzu hayal edin.
Nevrotizm için bir tedavi—Karamsar bir dünya görüşüne sahip olmak ile kendine eziyetin bir şeklidir.Çoğunlukla bu davranış bazı geçmiş acıların sonucudur ve anlamsız korkularla beslenir.Beyin yapısının bu davaranışın sorumlusu olduğunu bilirseniz eğer, bunun da değiştirilebileceğini anlamalısınız. Çoğunlukla karamsarlığa içedönüklük eşlik eder. Bunun çözümü değişimi başlatmak için sizi mutlu yapacak olumlu takviyeleri, destekleri aramaktır.
Mutluluk bireysel bir fenomendir.Bir hobi ya da bir aktivite ya da bir arkadaşalık mutlu yapabilir kişiyi… hatta bir evcil hayvana sahip olmak pek çok nevrotik kişiyi yıkıcı davranışlarından uzaklaştırmış ve bir kedi ya da bir köpek ile ilişki kurulması ile beyinlerinin yeniden şekillenmesini sağlamıştır.
Hoş, keyifli bir tecrübeyi (bu gerçek ya da hayal olabilir) hayal ederek, bilincinizde o tecrübenin yerleşmesi için tekrar canlandırın ve bu yolla yeni nöral ağlar oluşturun ve olumsuz takıntıların azalmasına katkıda bulunun.
Uyumlu-uzlaşmacı olmayı öğrenmek—Psikolojide bir fenomen vardır. Buna “Zihin teorisi” denir. Zihin Teorisi, zihinsel durumları(inançlar, niyetler, roller, varsayımlar,bilgi…vs) kendine ya da diğerlerine yormak ya da bağlamak ve diğerlerinin inançlarnın arzularının ve niyetlerinin kendininkinden farklı olduğunu anlama becerisidir. Bu kulağa olukça basit geliyor. Ama pek çok insan bir dereceye kadar bu beceriden yoksundur.
Herkesin sizin hissetiğiniz ya da düşündüğünüzü gibi düşünemesini ya da hissetmesini düşünmek, tartışma ve çatışmaya bir davetiyedir. Aklınız ve hayal gücünüzü kullanarak, en zor olan bir insana bile ulaşabilme ve oların açısından bakarak, empati kurma olasılığı vardır. Uyumlu olmak Hıristiyanlık ya da Budizm gibi dinlerde öğretilen bir özelliktir. “Senin için yapılmasını istemediğini başkalarına yapma” şeklindeki bir felsefe, kişiliğinizi değiştirmeye ve sizi anlayışlı ve sevencen,şevkatli yapmaya  yetecektir.
Dikkatli-itinalı,özenli olmak— Bu özelliğin en büyük aktifleştirici ordudur.Haftalarca güdümlü bir programa bağlı kalmaya zorlanmak, ve emirlere uymak, neredeyse her askeri dikkatli-itinalı bir model yapar. Bu özelliğin eksikliği obeziteye (yiyecek seçeneklerine impulsif olma) yol açabilir ve hayatı kısaltabilir (gelecekle ilgili kötü seçimler yaparak örneğin; sigara içme ya da bağımlılık yapan madde kullanma) ve ayrıca ekononik başarısızlığa ( bir bütçe oluşturup, onu takip etmemek gibi) ve problem dolu bir hayata sebep verebilir.Bana göre bu değişmesi en zor olanı.
Ancak dikkatliliğin, itinalı ve özenli olmanın beynin bir konfigürasyonu (prefrontal korteks) ile bağdaştırıldığını öğrendiğimizden beri, fark ettik ki bu değiştirilebilinir.Acemi eğitim kampının oldukça etkili bir model olmasından dolayı, aynı yaklaşım beyin eğitiminde de kullanılabilir… Kendinize bir program yapın: Uyanış saati, hangi saatlerde yiyeceğiniz…bu organizasyona yatağınızı yapmak, etrafınızdaki herşeyi uygun olan yerlerine yerleştirmek, bir bütçe hazırlayıp, ona uymak (harcadığınız herşeyi bir yere yazmak) ve gün içinde ne yaptığınıza dair bir günlük tutmak gibi… Unutmayın, bu şekildeki davranış, sizin beyninizi ve kişiliğinizi yeniden şekillendiriyor!

Açıklık ve Akıl— Dr. DeYoung çalışmalarında beyinde açıklık ya da akıl ile ilgili belirli bir bölge bulamamıştır.Ancak, bu özellikler için, gerekli olan tam bir kişilik işleyişini sağlayan diğer özellikleri dengede ve belirli düzende tutan bir beceri olduğunu açıklamaktadır. Sosyal olarak dışadönük olmak, şefkatli, sevecen olmak  ve düzenli olma, estetik ve yeni fikirlere “açıklılığa” katkıda bulunduğu kolaylıkla görülebilir ve yeni fikirlerle de bilgi ve akıl artış gösterir.

Çeviren ; AylinER
Kaynak ; http://www.mondovista.com/big5.html

Check Also

rem

Yetersiz Rem Uykusu Yağlı Şekerli Gıdalar Tüketme İsteğiyle İlişkili

Rem uyku eksikliği sağlıksız gıdalar tüketme isteğini artırabilir. Uykunun, sağlıksız gıdalar tüketme isteğini kontrol eden ...