Büyükanne/Babadan Geçen Genler

ZİKİR VE DUA İLE GENLERİNİZİ DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ:
genler

“EPİGENETİK” BUNUN KANITI! 

İkinci Dünya Savaşının sonlarına doğru, Naziler,Hollanda’daki tüm petrol ve gıda erzaklarına el koydular ve bu da kıtlığa- açlığa yol açtı. Bu kıtlık zamanında doğan pek çok bebek, kalp rahatsızlığı, obezite, glukoz intoleransı ve kapalı havayolları gibi çeşitli hastalıkları içeren uzun-süreli yüksek etkili durumlara maruz kaldılar. Bu ağır travma, kurban henüz doğmamış bile olsa, onların yaşam gen kodlarını değiştirdi.

 Ancak garip bir nokta var ki; bu etkiler bir çocuk ya da bir jenerasyon ile bitmedi.Savaş sonrası ve kıtlık sonrasından da sonra doğan çocuklar da bundan etkilendiler. Hattâ savaşın son bulduğu ve yiyeceğin bulunduğu zaman da bile, genetik hafıza halen devredeydi.

Ve bu uzun süre de devam ediyor gözükmekte. Takip eden çalışmalarda, 2.Dünya Savaşındaki kıtlıkla mücadele eden Hollandalı annenin kızlarının hamilelik sırasında bebeklerinin şizofreni olma oranı iki kat daha fazla olduğu ortaya çıktı. Bir başka deyişle, annenin savaş zamanı sıkıntısı mental rahatsızlık formunda kızlarına geçmiş ve onlardan da torunlarına aktarılmıştı: Genetik iz, pek çok bireye kollektif olarak en az iki jenerasyon boyunca gelen mirastır. Bir şekilde, kıtlıkla doğrudan teması olmayanların genleri bile değişmiştir.

Etrafımızdaki çevre yüzünden gen kodumuz gerçek zaman içinde değişebiliyorsa ve bu değişimler aktarılabiliyorsa o zaman uzun süredir itibarını yitirmiş olan biyolog Jean-Baptiste Lamarck, belki de %100 hatalı değildir. 19. yüzyılın başlarında, Lamarck, evrimin bir jenerasyonda oluşacağını söylediği için biyoloji camiiasından dışlanır; O, zürafaların daha üstteki dallara uzanmak için uzattıkları boyunlarının uzayacağını ve  bu yararlı özelliği de nesillere aktarılacağını savunmuştur. Bir başka deyişle, Lamarck, evrimin yavaş olmayacağını savundu ve bu görünüşte Darwin’in tarif ettiği proses de rastgeleydi.

Bugün, tabii ki, AP Biyoloji, “Lamarck’ın teorisinin yanlış olduğun biliyoruz” gibi ifadeleri yeniden inceliyor. Nedenini şöyle ele alırlar: “elde edilen değişimler, (somatik hücrelerdeki “makro” seviyedeki değişimler) üreme hücrelerine aktarılamaz!”. Bu sıradan bir yaklaşımdır ve olay kapanır. Ancak Hollanda’daki kıtlıkla ilgili durum bu iddialarla çelişmekte.

Vudu Domatesleri Vakası 

genler2

Çok kısa bir süre öncesine kadar, “transjenerasyonel-arakuşak kalıtım-miras” tüm nazik genetikçilerin sohbetlerinden tipik olarak kaldırılmış bir kavramdı. Fakat sonra, bilim insanları bazı deneyler yapıp ve nazik hilelerle ve yaptıkları hız müdahelelerin neticesinde, çeşitli bakterilerin yeni çevreye adapte olmalarını gözlemledikten sonra oluşan şüpheler, onları içten içe kemirdi.

Deneyler onlara iki şeyi fark ettirdi: İlk olarak, ani adaptasyon, rastgele, faydalı mutasyonlardan dolayı meydana gelme ihtimali oldukça düşüktü. İkinci olarak, antibiyotiğe dirençli olmak gibi bir özelliği bir türe ve mikroplar üzerinden pek çok türe ne kadar hızlı aşırlarsanız aşılayın, bazı gerçek-zaman evrimsel ayar mekanizması olması gerekliydi. Dolayısıyla,bir kaç cesur yürek “epigenetik” adlı bir terim ortaya koydu. Bunu ilk sunan da 1942 yılında İngiliz Bilim insanı Conrad H. Waddington’dır.

İlk epigenetikçilerin çoğu ya da görmezden gelindi, onlara itibar edilmedi ya da “vuducu biyologlar” diye adlandırıldılar. Onlara şu vaazı verdiler; bu, genetiğin özünden radikal olarak farklı bir disiplin olsa da, bakterilerle sınırlı olduğu sürece, sonuçlar ve etki şekilleri “tesadüf” olarak kabul edilmelidir.

Ancak, sonra bilim insanlarının, susuzluğa, aşırı soğuk ve sıcağa maruz kaldığı gözlemlenen ve anneden kızına ve oradan torununda ortaya çıkan transjenerasyonel-arakuşak değişimlerin niceliğini ölçüldüğü domatesler ortaya çıktı. Bu konuda keşifler yığılmaya devam etti; 2013 yılında, Cornell’dan bir ekip, domateslerin ne zaman ve neden olgunlaştığını tespit ederken, buna gen kodunun  değil de epigetiğin kritik bir faktör olduğunu gösterdiler.

Benzer epigenetik etkiler, solucanlarda, meyva sineklerinde, kemirgenlerde de keşfedildi; yaratıcı ve azcık kötü niyeli bir deneyde, farelere bademi koklatırlar ve sonra da onların ayaklarına elektrik şoku verirler. Bundan hemen sonra fareler bademin kokusundan dehşete düşerler. Bu fareler ürediğinde, onların yavruları daha önce elektrik şokuna uğramamış olmalarına rağmen, aynı kokuyu kokladıklarında korkarlar ve torunları da aynı şekilde davranır. Bu 3 jenerasyonun beyinlerinin M71 glomerülleri–o tarz kokulara hassas olan belirli nöronlar– modifiye olmuş, değişmiştir. Epigenetik etiketli kaç nesilin kurtulabileceğini henüz bilimiyoruz. Solucanlarda, epigenetik kontrol mekanizmalarını bozmanın, 70 nesil devam edeceği sonucuna sahip olabiliriz.

Bu şu anlama gelmekte; bir çevresel uyarıcı (örneğin; açlık,kıtlık, stres, toksinler, hastalık) her bir hücredeki DNA’ya  sinir, endokrin, ya da bağışıklık sistemi yolu ile aktarılabilir ve böylece de belirli bir durumda kalıtsal kodu aktive etmek ya da susturmayı gösteren düğmeler oluşur. Bazı istilacılar tarafından kuşatma mı? Bununla başa çıkmak için bir kaç düğme çevirin! Güz hasatı çok mu verimli? Metabolizmadaki yağı depolamak, üretimi artırmak için bir kaç düğme çevirin! Yörede bir salgın mı var? Direnci geliştirmek için bir kaç düğme çevirin! DNA genomunuzun, “epigenom düğmeleri” diye bilinen, açma/kapama kimyasal düğmeleri vardır. Dolayısıyla, sizin epigenomunuz özgündür ve her seferindeki değişimlerde bir düğme çevrilir. Çünkü, sizin epigenom düğmeleriniz, ebeveynden çocuğa geçtiğinde çevrilebilir kabul edilir. Pek çok bilim insanı bunu “yumuşak evrim” olarak inceler.Yani, bunun, çekirdek-öz DNA genomunda açığa çıkan mutasyon zamanındaki kadar kalıcı olması garanti edilmemektedir.

genler3 Epigenom bazen aktarılabilir, bazen çevrilebilir, bazen de güçlendirilebilir. Klasik Mendel Genetiğinden farklı olarak, bunu tahmin etmek ve ölçmek zordur. Dolayısıyla, bu değişikliğin deneysel sonuçlarının, DNA kodun, kalıtımın en gerekli, en önemli şeyi olduğuna inanan pek çok dikkatli, geleneksel bilim insanını nasıl tamamen çıldırttığını tahmin edebilirsiniz; tüm değişkenleri elemeyi deneyebilirler, genetik olarak özdeş, tıpa tıp aynı olan fareleri kullanabilirler ve bazen tamamen farklı sonuçlar alabilirler. Bundan dolayı, fon sağlayanların, kıdemli, yaşlı biyologların ve bilim dergilerinin on yıllardır epigenetiği görmezden gelmelerine ve  küçümelerine şaşmamak gerek. Bu hızlandırılış olayını izlemenin güvenilir bir yolu yoktu ve gelecek nesillerdeki hangi bireylerin etkileneceğine dair kolay bir tahmin yolu da bulunmuyordu.

Dolayısıyla, özellikle de bir fetüsün epigenomu ya da henüz bir çocuğa hamile kalmadan, etrafımızdaki yaşam hakkında epigenomlarımız nasıl bilgilenmiş olmakta? Bilimin çoğu nöral, endokrin ve bağışıklık sistemlerimize işaret etmekte. Beyinlerimiz, endokrin bezlerimiz ve bağışıklık hücrelerimiz dış dünyayı algılarlar ve salgılanan hormonlar hormon, büyüme faktörü, nörotransmiterler ve diğer biyolojik sinyaller veren moleküller, bedendeki her organa, bedenin değişen bir dünyaya adapte olmasını söyler.

Stres, aşk, yaşlanma, korku, haz, enfeksiyon, acı, egzersiz ya da açlık deneyimlediğimizde, bedenimiz içinde çeşitli hormonlar, bunlara karşı çeşitli fiziksel tepkiler ayarlar. Hormonlar kan yoluyla kabarır; kortizol, testesteron, östrajen, interlökin,lekptin, oksitoksin, tiroid hormonu, büyüme hormonu ve farklı yollardan bizim davranışımızı oluşturan ve gelişitiren adrenalindeki değişimler. Ve onlar epigenomlarımıza sinyal yollar: “Bazı düğmeleri çevirme zamanı!” diye. Etrafımız değiştikçe, genler kapanır ya da açılır!

DNA kodunun özünde herhangi bir değişim olmadan, hızlı, ani, kalıtsal epigenetik adaptasyonları eklemenin çoklu  yolları var. Bir temel ve yaygın mekanizma; DNA metilasyonu: Hücrelerimizdeki enzimlerin DNA’mızdaki bir CpG dinükleotidindeki Sitozinin 5-karbonundan yapıya  eklenerek,metalitatlanmış bir ada oluşturur. Bu olay, sonrakini takip eden gene şunu söyler: “Şşş, kendini ifade etme!”

İnsan çeşitliliğin ana nedenlerinden bir tanesi de; genlerimizin yaklaşık %70 oranında ya da kabaca 14.000’ini, etraflarında artan rastgele mutasyonlara karşı açma/kapama düğmelerine sahip olmalarıdır, dolayısıyla, bu düğmelerin değiştirildiği insan nüfusunda sayısız  kombinasyonlu yollar vardır.

Sperm ve yumurta neredeyse taze bir başlangıç yapar: Gebe kalma olayı daha olmadan, bu düğmelerin tahmini %90’ı silinir. Bu da şu demektir; çoğu epigenetik anılar kaybolur. Ama nesilden nesile yeni pek çok data aktarılmaktadır. (Sperimi, kuyruğu olan sadece basit bir DNA torbası olarak tarif edenler, sadece doğrudan üreme değil ayrıca leptin, obezite genlerinden bir tanesi, 19 büyüme faktörü, sitokiler ve nörotransmitterlerin de içerdiği pek çok hormon için pek çok reseptöre neden sahip olduğunu hiç bir zaman açıklayamazlar.) genler4

Epigenetik düğmeler, spermde, yumurtada ya da embryoda açılıp, kapanabilir dolayısıyla, çocuklarınız ve torunlarınız aynı çevresel deneyimleri ve bilgiyi paylaşabilir ve yakında içerisine dahil olacağı çevre için daha iyi hazırlanabilir. Örneğin; eğer siz, sigara içen bir erkekseniz ve erkek kardeşiniz de içmiyorsa, sizin sperminizdeki 28 epigentik sinyal onunkinden farklı olacaktır. Spermler dinliyor! Döllenmede, sizin torunlarınız ilgisiz, uzak hikayeler dinler, ve bazen onlar onlara aktarılır.

Çeviren: AylinER
http://www.wired.com/2015/03/fat-sick-blame-grandparents-bad-habits

Check Also

Yaşamın 3 Altın Gerçeği – Ahmed Hulûsi

Yaşamın 3 ALTIN GERÇEĞİNİ göz önüne alarak, günlerinizi #huzur içinde de geçirebilirsiniz; ya da hiç ...