Atom Altı !.

Atomlar eşit sayıda proton ve elektrona sahiptirler. Dolayısıyla, elektriksel olarak yüksüzdürler.
Öyleyse atomları molekül oluşturmak üzere bir arada tutan nedir?
Atonların yüklü bileşenlerden oluştuğunu hatırlayınız. Bir atomun yüklü bölümleri başka bir atomun yüklü bölümleri ile etkileşebilir. Artık elektromanyetik kuvvet olarak adlandırılan bu etki, değişik atomların bağlanmalarını sağlayabilir. Bu bilim adına bir çok olguyu açıklığa kavuşturan bir etkidir.
İnanılması güç değil mi? Şu çevrenizde gördüğünüz tüm maddesel yapılar, proton ve elektronların ters elektrik yüklerine sahip olmalarının sonucudur.
Atomun yapısında neler mevcut çok kısaca bahsettikten sonra devam edeceğim.
HADRON denen çekirdek yapı, mezon baryon vs içeren merkezil yapıdır. Kuark adı verilen daha temel yapılardan oluşmaktadır.
Şiddetli kuvveti oluşturan parçacıklar bunlardır. Spin sayılarına göre sınıflanırlar.
Mezon kütlesi elektronun kütlesi ile protonun kütlesi arasında olan parçacıklardır.Tüm mezonlar en sonunda elektrona, protona, nötrino ve fotona bozunur.
Pion, spini sıfır,kütlesi yaklaşık 140 MeV/c2 olan,bilinen en hafif mezondur.
Baryon ( eski Yunanca’da ‘ağır’) kütlesi protonun kütlesinden büyük veya ona eşittir.
Spinleri ise daima tamsayı olmayan (1/2 veya 3/2) değerlere sahiptir.
Proton dışındaki tüm baryonlar,en son ürünleri proton içerecek şekilde bozunurlar.

KUARK hadronların oluşturucu yapılarıdır.bu yeni parçacıklar, karakteristik olarak kararsız yarı ömürleri 10-6 saniye ile 10-23 saniye arasında değişen kısa ömürlü parçacıklardı.Proton ve nötronun kendi başına temel parçacıklar olmayıp kuarklardan oluştuğu anlaşıldı.
BARYON 3 kuarktan oluşur.
MEZON 2 kuark — bir kuark,bir karşı kuark —
LEPTON-
elektron, muon, tau zayıf etkileşimde bulunan parçacıklar grubudur.Tüm leptonların spini 1/2 değerine sahiptir.En hafif hadrondan daha hafif olan elektronlar, müonlar ve nötrinolar da bu grubun içinde yer alır.Hadronların büyüklüğü ve belli bir yapısı olmasına rağmen leptonlar herhangi bir yapısı olmayan (yani nokta gibi olan) gerçek temel parçacıklar olarak görünür.

Leptonların,hadronlarla benzeşmeyen yönlerinden birisi de bilinen lepton sayısının oldukça sınırlı olmasıdır. Şu anda bilim adamları,sadece şu 6 tane leptonun (herbirinin antiparçacığı da vardır) olduğuna inanmaktadırlar: elektron, muon, tau ve bu parçacıkların herbirine ait nötrinolar(Tauya ait nötrino laboratuvarda henüz gözlenememiştir). 1975 yılında keşfedilen (tau) leptonu protonun yaklaşık iki katı kütleye sahiptir.

DOĞANIN TEMEL KUVVETLERİ
Şiddetli Kuvvet, proton ve nötronları çekirdek içinde tutan kuvvetin adıdır.
Elektromanyetik kuvvet,şiddetli kuvvetin 0.01 katı kadar olup atom ve moleküllerin bağlanmasından sorumludurlar.

Zayıf kuvvet, çekirdekteki kararsızlığı (radyoaktifliği) üretmeye eğilimli kısa menzilli kuvvettir.

Gravitasyonal kuvvet (kütleçekim kuvveti), uzun menzilli,şiddeti,şiddetli kuvvetin 10-38 katıdır.

Gezegenleri,yıldızları ve galaksileri birada tutan ve hep çekici olan bu kuvvet, temel parçacıklar dünyasında önemsizdir.

Elektrik kuvveti, yüklü iki parçacığın birbirini ittiği (yükleri aynı işaretli ise) ya da bibrirlerini çektiği (yükleri zıt işaretli ise) kuvvettir.

Manyetik kuvvet, elektrik yüklü bir parçacığın manyetik alandan geçerken üzerine etki eden kuvvettir. Bir manyetik alan, bir sarmalin sarımlarında dolaşan elektron örneğinde olduğu gibi, elektrik yüklü parçacıklar hareket ettiğinde ortaya çıkar.

Bu kuvvetin taşıyıcısı, durgun kütlesi sıfır, 
spini 1 olan ve foton denilen bir parçacıktır. Fotonun kendisinin elektrik yükü yoktur..

Aynı işaretli kutuplar birbirini iterlerken, zıt işaretli kutuplar birbirini çekerler. İtme ya da çekme kuvvetleri kutup şiddeti ile doğru, aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılıdır.

Bir mıkantısın ikiye bölünmesi sonucu bölünen her bir parçanın K, G biçiminde yeniden kutuplaştığı görülür. Buradan çıkaracağımız sonuç, atomik boyutlara inildiğinde dahi tek kutuplu mıknatıs elde edilemeyeceğidir.
Biyolojik olarak bakmak gerekirse:

İnsanın fizik bedeninin tüm fonksiyonlarını, fizik yaşamını yürüten ve yöneten fizik beyin ile fizik bedenin organları ve diğer bölgeleri arasındaki biyolojik bilgi ve etki iletişimini sağlayan, fizik bedendeki sinirler boyunca akan ve “biyo elektrik” veya “hücre elektriği” denen bir elektrik akımıdır. İnsanın fizik bedeninin tüm fonksiyonlarının özetle, fizik yaşamının yürümesini ve yürüme şeklini sağlama görevi yapan söz konusu biyo elektriğin “gerilim”, “akım şiddeti”, “akım yönü” ve “akım frekansı” gibi elektriksel parametrelerinin aldığı her değer, insanın fizik bedeninde hemen, söz konusu elektriksel parametre değerlerinin karşılığı olan bir takım etkiler oluşturmaktadır. Diğer taraftan, insanın her düşünce içeriği, anlamına göre bir biyo elektrik akımı formunda, insanın sinirlerinde yer almaktadır. Başka bir deyimle, bir insanın sinirlerindeki biyo elektriğin elektriksel parametreleri, o insanın düşünce içeriklerinin anlamlarına göre değerler almaktadır. Böylece insanın düşünceleri, sinirlerindeki biyo elektriğe dönüşerek fizik bedeninin yaşamını yönlendiren etkin bir güç haline gelmiş olmaktadır.

Aslında insanın fizik bedeninin biyolojik düzeydeki düzenli çalışmasını yürüten insanın özbenidir. Bu işlemi özben, insanın fizik beyni ve ilgili fizik donanımı (sinirleri) aracılığıyla gerçekleştirmektedir. İnsanın özbeni önceden programlanmış haliyle, insanin fizik bedeninin biyolojik çalışmasını, hiç şaşmayan bir mükemmellik içinde yürütmektedir. Ancak söz konusu mükemmel çalışma, insanin buna düşünceleriyle müdahale etmediği sürece sürebilmektedir. Çünkü insanin yaşam sistemi ilkelerine göre,bir insanin özbeni o insanin devamlı olarak algıladığı düşüncelerinin gereğini yapmak zorundadır ve yapmaktadır da. Bu nedenden dolayı insan, fizik bedeninin sağlığı ile ilgili bir düşünceye girdiğinde, söz konusu düşüncenin veya çağrışım kanalıyla insana o anda ulaşan ayni konu ile ilgili düşüncenin içeriği, insanin sinirlerindeki biyoelektriğin elektriksel parametrelerinin normalde alacağı değerlerinin değişmesine yol açmaktadır. Bunun sonucunda, insanin fizik bedeninin biyolojik çalışma düzeni de değişikliğe uğramaktadır. Düşüncenin, insan bedeninin biyolojik çalışmasına yaptığı etkiye, düşüncenin biyolojik etkisi veya daha anlamlı bir deyimle, düşüncenin nöro-biyolojik etkisi denir. Söz konusu etki düşüncenin biyolojik boyutunu oluşturmaktadır.

Düşüncenin biyolojik etkisi, insan düşüncesinin, bedenindeki hücrelerinin faaliyetlerini denetleyebildiği, yönetebildiği anlamını taşımaktadır.

Günümüz tip bilimi, gelişmiş tip elektroniği sayesinde, insanin fizik bedeninin sinirlerindeki biyo elektriğin elektriksel parametre değerlerinin, insanin kendi düşünce içeriklerine göre nasıl değiştiğini gözlemleyerek saptama ve bu konuda ayrıntılı çalışmalar yapabilme ve böylece söz konusu durumu ispat edebilme olanağına sahiptir.
İnsanın fizik yaşamının yürümesini ve yürüme şeklini sağlama görevi yapan, insanin fizik bedeninin sinirleri boyunca akmakta olan biyo elektrik = hücre elektriğinden ve söz konusu biyo elektriğin insanin kendi düşünceleri tarafından nasıl etkilendiğinden, “Düşüncenin biyolojik boyutu” başlığı altında söz edilmektedir. Söz konusu duruma göre insanin fizik bedeninin her siniri, yaşamını yürütmekte ve yönetmekte olan biyo elektriği ileten birer elektrik iletkeni konumundadır. Diğer taraftan, ünlü BIOT-SAVART yasasına göre, içinden elektrik akimi geçen bir iletkenin çevresinde elektro manyetik alan oluşmaktadır. Bu ispatlanmış gerçeğe göre ise, insanin sinirlerinde akmakta olan ve elektriksel parametre değerleri insanin kendi duygu ve düşünceleri tarafından belirlenen biyo elektrik, insanin sinirleri etrafında elektro manyetik alan oluşturmaktadır. Söz konusu elektro manyetik alana biyo elektro manyetik alan demek uygun olur.

Yakından incelenip araştırıldığında görülür ki, yukarıda oluşumu açıklanan insanin biyo elektro manyetik alanı, kendisini oluşturan ve insanin düşünce içeriklerine endeksli biyo elektriğin dalgasal formlu karakteri nedeniyle dalgasal bir form arz etmektedir. Bu duruma göre, yukarıda açıklanan oluşum işlemi sonunda insan düşüncesi, biyo elektro manyetik dalga şeklindeki bir enerjiye dönüşmüş olmaktadır. Düşüncenin biyo manyetik boyutunu oluşturan bu önemli gerçek insana, kendisini kuşatan olayların oluşumunda, düşünceleri aracılığıyla rol alma (etkili olma) olanağı vermektedir. Çünkü düşüncenin dönüşerek oluşturduğu elektro manyetik dalga karakterindeki enerji, evrendeki diğer enerjilerle etkileşime girebilme özelliğine sahiptir.

İnsanda biyo elektro manyetik alanın varlığını, tip alanında insan beyninin elektro-ansefalografisinin izlenmesi olayında, söz konusu izleme cihazının elektrotlarının, (manyetik algılayıcıların) insanin kafa derisinin üzerine yerleştirilerek yapılabilmesi kanıtlamaktadır. Ayrıca söz konusu elektro-ansefalografinin verdiği şekil ise insanin biyo elektro manyetik alanının dalgasal formlu olduğunu ve insanin düşünce içeriklerine göre devamlı değişiklik gösterdiğini sergileyerek kanıtlamaktadır.

İnsanda biyo elektro manyetik alanın varlığını, dalgasal formlu olduğunu ve insanin düşünce içeriklerine göre değişiklikler gösterdiğini kanıtlayan diğer bir olay ise, Kirlian yöntemiyle çekilen bazı insan aurası fotoğraflarında insanin duygu ve düşüncelerine göre bazı şekillenmelerin oluştuğunun açıkça görülebilmesidir.
Bu da beynin dalgasal hareketliliğini inceleyen bilimin çeşitli frekanslara dalga boylarına denk düşen genel beyin durumlarından bahsettiği bir link
http://www.derki.com/sayfalar5/beyin.html

Check Also

mars1

Peki ya Mars’a Koloni Yerleştirirsek

Yıl 2066. Güneş, kızıl gökyüzünde belli belirsiz yükseliyor, hidroponik(suda bitki yetiştirme) arazilerini aydınlatıyor. Mars’taki ilk ...