Hangi yenilenme bir müceddid’in işi değil ki!

images
İsmet BERKAN

iberkan@hurriyet.com.tr

Dünyada beyin, insan beyninin çalışma biçimi ve son elde edilen gelişmeler konusunda ciddi bir kitap patlaması yaşanıyor.Bir yandan nörologlar yazıyor bu kitapları, bir yandan felsefeciler. Sayısız deney ve araştırma yapılıyor olmalı bu alanda.

Beyinle ilgili araştırmaların ve dolayısıyla yaşanan yayın patlamasının arkasında yeni tıbbi görüntüleme teknikleri yatıyor. Eskiden, nörologlar beyinle ilgili bilgileri yaşanan özel rahatsızlıklardan yola çıkarak derleyebiliyorlardı; deney yapılıyordu ama çok sınırlıydı. Beynin anatomisi ve beynin çeşitli bölgelerinin ne işe yaradığı bu yolla çıkarıldı, listelendi.
Ancak bu yine de eksik bir harita ve listeleme. Beyinle ilgili olarak hâlâ bildiklerimiz bilmediklerimizin yanında çok az.
Tam da bu sebeple herhalde, ABD Başkanı Barack Obama birkaç ay önce beynin tam bir haritasının çıkarılması için bir seferberlik başlattı, bu amaçla bir araştırma bütçesi ayrıldı.
Beynin sırlarının çözülmesi, insanlıkla ilgili pek çok sırrın da çözülmesi anlamına gelecek.
Dedim ya bir yayın patlaması var diye, daha önce bu köşede artık Türkçede de çıkan David Eagleman’ın The Incognito’sundan söz etmiştim. Bu sıralar, V. S. Ramachandran’ın ‘The Tell-Tale Brain – A Neuroscientist’s Quest for What Makes Us Human’ını okuyorum.
Ramachandran, kitabın alt başlığından da anlaşılacağı gibi, insanı diğer canlılardan ayıran temel özelliğin beynimizin geçirdiği özel evrimde olduğunu düşünüyor.
Bu düşüncenin ardında yatan ise antropolojik bir kanıt/gözlem: İnsan beyni bugünkü büyüklüğüne çok daha önce geldi ama ne olduysa bundan 70 bin yıl önce oldu; insanlık birden bire diğer canlılara göre büyük bir atılıma girdi.
70 bin yıl önce insan alet yapmaya başladı. Avlanmak için, yiyecek temin etmek için alet yapan tek canlı insan değil ama insanın farkı aynı aletten çok sayıda yapması.
Bu nasıl oldu? Ramachandran’a göre beynimizdeki ‘ayna nöronlar’ sayesinde. Görece yakın zamanda varlıkları keşfedilen bu özel nöronların pek çok işlevi var. Bunlardan en önemlileri, karşımızdakinin niyetini veya düşüncelerini hissetmemizi sağlamaları. Yani, empati duygusu buradan geliyor.
Limon yiyen birini gördüğünüzde sizin de dişlerinizin kamaşması, bir yerine iğne batan insanı görünce canınızın yanması, karşıdan size doğru gelenin size saldırıp saldırmayacağını hissetmeniz vs. bunlar hep ‘ayna nöron’ adı verilen nöronlar sayesinde oluyor.
Ayna nöronların bir başka özelliği, karşımızdakini taklit edebilmemizi sağlaması. Daha bebeklikten başlıyor bu taklitçiliğimiz. Bunu basit bir oyun sanmayın.
Taklit etmeseydik, ne o 70 bin yıl önceki aletlerin seri üretimini yapardık ne de aramızda haberleşmek için bir dil geliştirebilirdik. İnsanoğlunun yarattığı bütün kültür bu taklit yeteneğine dayanıyor.
Bugünkü uygarlığımızı birbirimizin yaptıklarını taklit edip yeniden yapmamıza ve onları geliştirmemize borçluyuz.

Otizmde ‘ayna nöron’ların rolü var mı?

Dr. Ramachandran, kitabının bir bölümünde, Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında çok sayıda insanı ilgilendiren bir konuya, otizme değiniyor.
Henüz otizmin tam olarak neden kaynaklandığını bilmiyoruz; başka pek çok zihin hastalığı gibi otizmi de semptomlarından tanıyoruz ama tedavisinin olup olmadığını da, tam olarak hangi sebepten kaynaklandığını da bilmiyoruz.
Otizmin en belirgin semptomlarından biri, kişinin sosyalleşmemesi, dış dünyayla bağ kurmaması olmasından hareketle Dr. Ramachandran bu hastalıkla ayna nöronlar arasında bir ilişki olabileceğini düşünmüş. İlk ve dar kapsamlı araştırmalarda bu ilişki bulunmuş, daha sonra başka pek çok araştırma da ilişkiyi doğrulamış. Bir biçimde ayna nöronların çalışmaması veya gelişmemesi otizmin sebebi olabilir mi? Sebep midir bir başka semptom mudur tartışması süredursun, ayna nöronlardan yararlanmaya çalışan erken teşhis yöntemleri geliştiriliyor. Çünkü başka pek çok hastalıkta olduğu gibi otizmde de erken teşhis önemli rol oynuyor. Çocuğa 3 yaşında otizm tanısı koymakla 1.5 yaşında aynı tanıyı koymak arasındaki fark, o çocuğun ve ailesinin yaşam kalitesini doğrudan etkileyecek bir şey.

Ayna nöron sadece insanda mı var?

Hayır, maymunlarda da ayna nöronların varlığı biliniyor, başka canlılarda da. Ama aradaki fark şu:
İnsanoğlunda ayna nöronların üstlendiği fonksiyonların fazlalığı ve genişliği ile beynin içinde ayna nöronların dağıldığı alanların fazlalığı insanı diğer bütün canlılardan ayırıyor.
Tabii en dramatik ayrılık bize en çok benzeyen canlı türleriyle bizim aramızda.

Check Also

fuar_16-1

Tüyap Kitap Fuarı 2016 – Enstantaneler

12 – 20 Kasım  3.HOL – 3512A İbrahim Kalın Mete Yarar Nedim Şener