Ben tapınmıyorum kendime gidiyorum

Türk müziğinin güçlü seslerinden Ahmet Özhan, Son Nebi adlı arşivlik bir tasavvuf müziği albümü yaptı. Albüm vesilesiyle bir araya geldiğimiz usta sanatçı ile müzikten, aile hayatına, gezi olaylarından siyasete kadar pek çok şey konuştuk. Son iki yılda yaşadıklarını Allah’ın hikmeti olarak değerlendiren Özhan, “Olması gereken herşey hikmet dairesi içinde oldu. Hiç birinden gocunmadım. Herkes dersini aldı.” diyor.

Sanırım bir sanat müziği albümü hazırlıyordunuz. Ancak bir tasavvuf albümü ile çıkageldiniz…

Tamamen spontane olarak gelişen bir albüm süreci oldu. Ramazan’a bir şey yetiştirelim şeklinde düşük frekanslı bir düşüncemiz olmadı. Esen Müzik ile bir Türk sanat müziği için görüştük. Onun repertuar çalışmaları sırasında bir eser geldi. Sanat müziği albümüne bu eseri koysak Ramazan öncesi bir güzellik olur mu diye düşündüm. Arkadaşlar da o zaman bir tasavvuf albümü yapalım dediler. Ben de neden olmasın deyip stüdyoya girdim. Yıldırım hızıyla yaptık diyebilirim.

Albümün ismi Son Nebi. Daha önce hiç duymadığımız ilahiler var…

Evet, bu albüm daha önce hiç okunmamış ilahilerden oluşuyor. Son Nebi, Hakan Alvan isimli çok sevdiğim bir arkadaşımın eseri. Sahnede genelde bu ilahiyi okurum, ama o da diğerleri gibi hiçbir albümde daha önce yer almamıştı. Albüme isim konulması söz konusu olduğunda ilk aklımıza gelen bu isimdi.

Ramazan öncesinde birçok sanatçı ilahi okur ya da ilahi albümü çıkarır. Bazıları bunu ‘Ramazan fırsatçılığı’ olarak yorumluyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunlar hoş ve şık değil. Öyle bir şeyden hayır da gelmez. Tamamen nefsani bir düşünceyle meseleye eğildiğin zaman karşılığını da alamazsınız. Menfaat için yapılan hiçbir çalışmanın manevi bir karşılığı yoktur. Son Nebi, bir anda ortaya çıktı. Albüm adına en güvendiğim şey hesapsız kitapsız bir şekilde ortaya çıkmış olması. Bu şekilde ortaya çıkınca burada bulunan eserlerin manevi sahiplerinin talip olduğu bir çalışma olarak değerlendiriyorum.

Malum, albümler bu dönemde pek satmıyor. Bu tarz albümlerin ise hiç getirisi olmuyor neredeyse. Hangi düşüncelerle tasavvuf albümü yapıyorsunuz?

Daha önce de Ateş-i Aşk isimli 5 CD’lik, İrfan-ı Aşk diye 4 CD’lik çalışmalar yaptım. Bunlar arşivlik çalışmalardır. Biz bu eserlere çok zor ulaştık. Ben bu işlere başladığım zaman doğru dürüst on tane ilahinin notası yoktu. Şimdi binlercesi varsa hep bizim, özellikle Türk Tasavvuf Musikisi ve Folklorunu Araştırma ve Yaşatma Vakfı’nın çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Bu ‘Tasavvuf Musikisi’ ismini de biz icat ettik. Bizden önce ne adı vardı ne konseri. Cenab-ı Allah bize murat etti. Aktör olarak bizi yaratmış. Bu lütfu halkın hizmetinde kullanmak gerek. Biz bu eserlerin gün yüzüne çıkması için çok mesai harcadık. Benden sonraki kuşaklar bu kadar mesai sarf etmesinler. Bunlardan istedikleri zaman istifade edebilirler.

Tasavvuf musikisinin geleceği adına ümitli misiniz?

Genç nesilde çok önemli ve çok üretken arkadaşlar var. Bundan sonrası adına bir korkum yok. Allah’ın izni ile koptu gidiyor. (Gülüyor)

Kariyerinize sanat müziği ile başladınız ama sonra tasavvuf müziğine yöneldiniz. Bu yöneliş hangi duygularla gerçekleşti?

Bu müziğe başlarken bizim gayemiz sıfır menfaat, yüzde yüz hizmetti. Nereye çağırırlarsa gidiyordum.

Popüler müzikte daha çok para ve şöhret kazanabilirdiniz. Neden böyle bir yolu tercih etmediniz?

Allah bu, hem hizmet ettirir hem de rızkını oradan verir. Ben bu süreçte iki çocuk büyüttüm. Bu çocuklar ilahi paralarıyla büyüdü. Çok şükür, çocuklarım Allah, lillah sözlerinin getirisi olan hediyelerle büyüdüler. Onun için de son derece inançlı, imanlı gençler oldular. Hiçbir zaman şu kadar para vermezseniz ilahi okumam demedim. Ama sanat müziği konseri olduğunda farklı bir durum söz konusuydu. Söz konusu tasavvuf musikisi ise bunun pazarlığı olmaz. Karşı taraf yakışanı düşünmeli. İşimin vakarını kendi menfaatimin üzerinde tutarım. Bereket bir sırdır ve çoklukta gizli değildir.

Sadece tasavvuf değil, sanat müziği konserlerinizden de ilgi eksik olmuyor…

Allah’a şükür nerede ne yapsak insanlar teveccüh ediyor. Türkiye’nin her yerinde bu sevgiye mazhar oluyoruz çok şükür. Halkın da benim duruşumu net algıladığını ve değerlendirdiğini düşünüyorum.

Emel Sayın, bir söyleşisinde, “Bir Ahmet Özhan daha gelmedi.” demişti. Siz vâris olarak birini görüyor musunuz?

Hayır. Ahmet Özhan’ın yaşadığı ve yetiştiği bir dönem yok ki Ahmet Özhan olsun. O kültür altyapısı, o arz talep olmalı ki benim duruşumda birisi olsun. Sadece sesle olmuyor bu iş. Benim bulunduğum konum sadece sesimle ilgili değil. Eğitimim, yaşadığım sosyal ortam, feyz aldığım insanlarla ilgili. Bu faktörler yok ki Ahmet Özhan olsun. Bugünün şartlarının icap ettirdiği tipler çıkıyor ortaya. Siz de onlarla idare edeceksiniz.

Yaşadıklarım Allah’ın hikmeti

Son iki yılda bazı ailevi durumlar yaşadınız. Magazin basını sizin hakkınızda birçok haber yaptı. Sevenlerinizin size karşı olan duygularında bir değişiklik gözlemlediniz mi?

Çok şükür böyle bir şey olmadı ve beni seven hiç kimse bu duruma zerre kadar tepki göstermedi. Çünkü beni tanıyanlar eğer benden bir şey zuhur ettiyse o Allah’ın hikmeti diye bakarlar. Nefsimden dolayı bir şey yapmayacağımı bilirler. Bu bir hikmettir ve de hikmet sel gibidir. Karşısında duramazsın. Cenab-ı Hakk’ın her kulunu arıtmak için çeşitli yöntemleri var. Önemli olan, kulun arınması. Meseleye böyle bakmak lazım. Ama biz meseleye magazinsel ve maddeci bir dünya bakışı ile bakıyoruz. Her şeyin olmazsa olmaz sebepleri vardır. Halk da bunu biliyor. Ahmet Özhan yaptıysa bir sebebi vardır diye meseleye baktı.

Magazin basınında çıkan haberlerin tarzı  sizi rahatsız etti mi?

Maalesef buna yapacak çok bir şey yok. Magazin sektörünün tarzı bu. Milletin ağzına bant yapıştıramazsın. Ummadığın yerde çapraz ateş yapıyorlar. Şak şak fotoğrafını çekiyorlar. Yahu bir merhaba de, sormak istediğin bir şey varsa sor. Bir insan kancıklığı meslek edindiyse buna yapacak bir şey yok.

26 yıl süren bir evliliği nihayete erdirdiniz. Yeni bir sürece adım attınız. Şu anda mutlu musunuz?

Ben hayata, şahsımın mutluluğu olarak bakmam. Cenab-ı Hakk’ın bana yazmış olduğu kaderi metanetle yaşamak olarak bakarım. Beni Cenab-ı Hak bu dünyada benim kulluğum üzerinden kendi muradını açığa çıkarmak için yaratmış. Allah, bir kuluna, onun arınması için cehennemden önce yanması gereken yerlerinin yanması için deneyimler verir. Sen o deneyimlerle yakılması gereken yerlerini yakarsın. Ahirete temiz gidersin.

Bu süreçte sizi üzen şeyler oldu mu?

Hayır. Olması gereken herşey hikmet dairesi içinde oldu. Herkes dersini aldı. Hiçbirinden gocunmadım.

Popüler müziğin etkisi altında olan bir piyasa var. Bu piyasayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sadece müzikle ilgili bir şey değil. Türkiye’deki son olaylardan bir hafta önce bunların olacağı kimin aklına gelirdi? Bir anda patladı. Arka planına bakıyorsun kimlerin parmağı var. Zannediyor musunuz oluşturulan bu popüler kültürün ardında birilerinin parmağı yok? Koyunlaşıp güdülebilmen için ne gerekiyorsa yapılıyor. Beyin loplarının şartlandırılarak hakikatten uzaklaştırılması, mefkurelerinin yok edilmesi için programlar var. Bunlar kültürden sanata, yaşantımızın her alanına sirayet ediyor.

Türkiye’yi diz çöktürmeye çalışıyorlar

Gezi olaylarına birçok sanatçı destek verdi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben meselenin magazin tarafına hiç girmem. Yaşadığım süreç içinde Türkiye, hürriyetler, ekonomi ve konjonktürel duruş adına son on yıldaki kadar parlak bir dönem yaşamadı. Eksiklerimiz elbette var. Ama siz bugünkü dinamiği bombalarsanız eksiklerinizi kapatma şansınızı sıfırlarsınız. 60 ihtilalinden beri farkındalık sahibi bir insanım. Bütün yapılan hareketlerde Türkiye’nin ayağa kalkmaması gerektiğini düşünen güçlerin parmağı vardır. En fazla dizlerinin üstünde dursun kâfidir. Biz ayağa kalkma dönemindeyiz ama tekrar diz çöktürmeye çalışıyorlar.

İlk başta çevreci bir eylem olarak başladı bu hareket. Hükümetin tutumunu nasıl buldunuz?

Ben hükümeti gerekli yerlerde elbette eleştiririm. Ama yakarak yıkarak değil. İlk başta bunun çevreci bir eylem olduğunu kimse yadsımıyor. Oraya çevre için giden çocukların duruşunu zaten devlet büyüklerimiz de onaylıyor. Haklısınız, sizin yaprağınıza dokunmayacağız diyorlar. Dokunulamayacağını da gördüler. Hükümeti yönetenler, bu mesajı aldığını söylüyor. Yurtdışındaki Gezi protestolarının anlamı nedir Allah aşkına? CNN dokuz saat canlı yayın yapıyor. Suriye’de binlerce insan ölüyor ama bunları göstermiyorlar.

Ahmet Özhan, siyasete nasıl bakıyor?

Babam iktidar olmak istiyorsa ve ona inanıyorsam canım pahasına desteklerim. Koltuğa oturduğu an karşısındayım. Çünkü ondan sonra denetim başlar. Ben CHP’li bir evin çocuğuyum. Halk Partili bir babanın yönettiği, duvarlarında Atatürk resimlerinin olduğu bir evde büyüdüm. Bütün çocukluğum Atatürk profilleri çizerek geçti. Halk Partililiğin ne olduğunu bilirim. Babam adam gibi adamdı. Beş vakit namazını kılardı, hafızdı. Hayatı boyunca satılmadı. Ben Halk Partisi adına çok üzülüyorum. Baba mirasına iyi bakmadıkları için üzülüyorum. Sağlıklı bir CHP’nin sağlıklı bir muhalefet yaptığı yerde fayda olur ülke adına. Ama bu, sadece çete savaşına döndürülen bir siyasi anlayışla elde edilmez.

Check Also

fuar_16-1

Tüyap Kitap Fuarı 2016 – Enstantaneler

12 – 20 Kasım  3.HOL – 3512A İbrahim Kalın Mete Yarar Nedim Şener