İnsan-ı Kamil – 10. Bölüm (TENZİH)



                   İnsan-ı Kamil                                 Abdûlkerîm Ceylî

Bu eserden beklenen odur ki; 
Salik için , en yüce refikine ileten ola..
Ama, ince, düşünceli, nazik, kibar arkadaş gibi..

 

10. BÖLÜM

TENZİH


Başlıkta görüldüğü gibi,bu bölümde TENZİH, sıfatı anlatılacaktır.

TENZİH: Kadîm’in, isimleri ve sıfatları ile münferid bir vasfa bürünmesinden ibarettir.

 

Tıpkı: Zatının, kendisinden kendisi için, asaleten ve yücelik hakkını bulup aldığı gibi..
Sonradan yaratılmış ve benzeri şeyler gibi olmadan..

Zira, sübhan olan yüce Hak, bu gibi şeylerden tamamen ayrı bir durum taşır;
kadim münferiddir..

Aslına bakılırsa, elimizde; yapma bir tenzihten başkası kalmaz.. Buna da kadim
tenzihi katılır.. Bunu böyle kabullenmek gerekir..

Yapma bir tenzihin tarifini yapalım.. Bu, şu demektir:

–  Karşısında, kendi cinsinden bir şeye karşı yapılan tenzihtir..

Kadim tenzihi ise, şu şekilde anlatabiliriz:

–  Tek başına münferid kalan,kendisine denk olabilecek bir benzerinin, karşısında
bulunmaması..

 

İşte, bizim tenzihimiz bu ikinci şekilde anlatılan kadim tenzihidir..

Sebebine gelince: Yüce Hak kendi zatına zıd bir şeyi kabul etmez..

Durum, anlatıldığı gibi olunca, onun tenzihi nasıl olur?.. bilinmez..

Şu üstte anlatılan mana icabıdır ki:

–  Onu tenzih etmekten yana da aynı şekilde tenzih etmek gerekir..

 

Diyoruz.. Çünkü, zatında tenzihi nasıldır; kendisinden başkası bunun yolunu
bulamaz..

Durum yukarıda anlatıldığı gibi olunca; elimizde: Yapma bir TENZİH kalır.

Bu tenzihin manası, bize göre şudur:

–  Kendisine nisbet edilmesi mümkün olan her şeyin, hükümden çıkarılması ve
tenzih edilmesi.

Yüce hak için zatına bağlanacak bir benzer yoktur ki; ondan tenzih edilmesi gereksin..

Esasen, zatı kendi özünde münezzehtir.. Onun bu münezzeh oluşu, kibriya
sıfatının iktizasıdır..

Bu TENZİH ki, onun zatının iktizasıdır: İtibar edilen durumların hangisinde olursa
olsun; tecelli yolu ile zuhur edip meydana geldiği yerlerin hangisinde olursa olsun;
değişmez..

Şöyle ki:

a) Teşbih yolu ile gelebilir..
Bu teşbihi, Resulüllah S.A. efendimizin şu hadis-i şerifinde bulabiliriz:

–  “Rabbımı, taze bir delikanlı suretinde gördüm..”

 

b) Tenzih yolu ile gelebilir..
Bu tenzihi, Resulüllah S.A. efendimizin şu hadis-i şerifinde bulabiliriz:

–  “Nuranî bir varlıktır; onu görüyorum..”

Her iki halde de, TENZİH durumu değişmez..

Bu TENZİH; bir başka yönü ile: Zatî bir TENZİH olur.. Bu oluş, onun için
gerekli bir hükümdür..

Tıpkı: Bir sıfatın kendisi ile, sıfat almışa bağlanışı lüzumu gibi..

Bu, bir tecelli makamıdır ki: Onun hak ettiği şekilde olur.. Ve.. kadim TENZİH durumu ile
bu, öyle bir şeydir ki: Söz hakkı ancak O’nundur.. Başkası O’nun durumunu bilemez..

Çünkü: İsimlerinde, sıfatlarında, zatında, zuhur yerlerinde ve tecelilerinde
münferid bir varlıktır..

 

Onun münferid oluşu, sonradan yaratılmışlara nazaran, kadim bir varlığa sahip oluşudur..
Hiçbir şekilde, sonradan yaratılmışlara bağlanan şeylerle bir bağlantısı yoktur..

Yüce Hakkın TENZİH’i, halka bağlı tenzihlerden hiç birine benzemez..
Onun teşbihi de, bu manayadır..

Daha önce de, anlatıldığı gibi, o: Zatında, kadim sıfatında münferiddir..
Bazı zatlar, şöyle demişlerdir:

–  TENZİH, senin kendi mahallini temizlemendir.. Hakka ait bir şey değildir..

Bunda murad edilen mana:

–  Durum halka ait bir tenzihtir.. Çünkü, karşısında benzeri olan şeyler vardır..
Kendisini sarabilir.. Cümlesi ile anlatılabilir..

Bu durumda, kul için TENZİH şöyle olur: Hakkın sıfatlarından biri ile sıfatlandığı
zaman, kendi mahallini, temizlemiş olur..

İlâhi bir TENZİH yolu ile, gelen noksanlardan yana temizlenir..

Ne var ki, bu TENZİH, sonunda; yine Hakkın olur..
Kulun, sonradan olduğunu vehmettiği,noksan saydığı vasıfları silinince,
baki kalan
Hak olur..

 

Eşsiz, ortaksız durumunda TENZİH’i nasıl idi ise.. şimdi de öyle kalır..
Çünkü orada, halk için bir kıpırdama durumu, varlık gösterme durumu kapalıdır..

Bu durumda, mahluktan kasdım, bu TENZİH işinde mahluk yüzünün görünmeyişidir..
O TENZİH’teki yüz, teklik sıfatı ile Hakkındır..

Ama kendi zatında nasıl haklı ise.. öyledir..

İşaret etmek istediğimiz manayı anlamaya çalış..

Burada önemli bir noktaya işaret edeceğim..

Gerek bu kitabımda; gerekse diğer eserlerimde:

–  Bu iş Hakka aittir.. Orada, halkın nasibi yoktur..

Yahut:

–  Bu, halka mahsustur.. Hakka bağlanamaz..

Şeklinde sana anlattığım cümlelerden muradım:

–  İsim ve müsemma ile ilgilidir.. İsmin kendisi ile, onunla ad alan şey..
Demektir.. Zatla ilgisi yoktur..

Bunu da böyle bilesin; diye söyledim..

Zat meselesine gelince.. O, hem Hak yüzünü, hem de halk yüzünü kendine
döndürmüştür..

Hak sıfatında ise.. Hakka ait şeyler bulunur..Halkta ise.. halka ait olan işler
bulunur..

Zat bir beka üzeredir.. Onun bekası da, zatı neyi gerektiriyorsa.. o şekildedir..
Hem de, katıksız olarak..

Karışıklık, Hak ve halk durumunda olur.. Ama iki yüzden birinde, diğerinin hükmü
zâhir olunca; birbirini ifna edemez.. Her ikisinin de hükmü geçerli olur..

Bu mananın daha açık beyanı, teşbih babında geçecektir..
Yüce zatın cevher ve araz almadığı anlatılacaktır..

Ey cevher, iki araza ikamet olan;
Ey bir, ikiliği kendi hükmüne alan.

Üstün güzellikleri topladın bir oldun;
Muhtelif olsa da sensin zıdları alan..

O güzellikte birlik ancak senindir;
Kemâl onun için tam oldu, yoktur noksan..

İster zâhir ol, ister batın ol yine;
Senin hakkın olmuştur yücelikten sübhan..

   Münezzeh, mukaddes ve daima yücedir;
Hadis’ten geçip ceberutta aziz olan.

Mahluk ancak, bir benzerini idrâk eder;
Yüce Haktır, kâinattan münezzeh olan..

<– geriileri –>

Check Also

Ekran Alıntısı

İnsan-ı Kamil – 64 / 1. Bölüm (İbadetlerimiz)

İnsan-ı Kamil                               Abdûlkerîm Ceylî Bu eserden beklenen odur ki;  Salik için , en yüce refikîne ...