Dengelemek

 

  • Semâyı (bilinci; Levvâme mertebesinden Mardiye mertebesine kadar) yükseltmiş ve mîzanı (vahdet – kesret değerlerini dengeli yaşama özelliğini) yerleştirmiştir.

  • Ki o mîzanda haksızlık etmeyesiniz (dengede biri ağır basarak diğerinden mahrum kalmayasınız).

  • Değerlendirmeyi (Ulûhiyet hükümlerine göre) adaletle yaşayın ve mîzanı dengelemede yanlış yaparak hüsranı yaşamayın!

  • Arz (Beden) ki, mahlûkatı (mikro evreni) onda oluşturdu!

  • http://ahmedhulusi.org/tr/kuran/055-rahman-suresi   –   (7 -8-9-10)

 


DENGE

Zor iş denge kurmak!..
Zor şey dengeli olmak!…
Çok zor şey dengeli düşünmek ve yaşamı dengeli değerlendirmek!…

Pek ender kişiler bu dengeli olma hâlini başarabilirmiş…

Uyanırken dengeli olmak…

Uyanıkken dengeli olmak!.

İşin hakkını verirken dengeli olmak…

Eşin hakkını verirken dengeli olmak…

Aşın hakkını verirken dengeli olmak!.

Dünyayı yaşarken dengeli olmak…

Dünyanı yaşarken dengeli olmak…

Dünyanla sistem ilişkisinde dengeli olmak!.

Bunu yapamadığın zaman şöyle etiketlerler:

“Dengesiz”!.

Yerdekiler böyle etiketlerler…

Semâdakiler böyle etiketlerler…

Fevkindekiler böyle etiketlerler…

Bana ne onlardan, dersen; gene dengesizlik etmiş olursun; kayıtlanır; sınırlanır; tâ şirke kadar uzanırsın!.

Elini uzatıp yakalayacakken, dalı kaçırmış; uçuruma yuvarlanmış olursun!..

Belki vız gelir, dersin ama; kaçırdıklarını bilemediğinden böyle demiş olursun!. Yaratılmış SİSTEM ve DÜZEN içinde varsın; sonsuza kadar da öyle kalacaksın!…

Ya SİSTEM ve DÜZENİN gereklerine uyup, dengeli olarak yaşayacaksın; dünyan, cennet bahçelerinden bir bahçe olarak; dem be dem, “Allah”ı seyredenlerden olacaksın!…

Ya da tepeceksin eline gelen nimeti… Şımaracaksın elindeki üç-beşle… Sonradan görmelerin etrafa para saçması gibi, dalaşacaksın etrafa üç kuruşluk bilgi ve yaşantınla; dengesizce

Bir gün gelecek, bildiklerin silinecek… Yaşı geçkin, beyni durmaya yüz tutmuşlar gibi, aynı şeyleri tekrar edip duracaksın… “Ben hak, sen hak, o hak!… Yok haktan başka bir şey…” Lak lak lak!.

Yaşamda, denge kurmak ve hazım sahibi olmak en önemli hususlardan ikisi…

İnsani ilişkilerde, hazımlı olmak…

İlimde, hazımlı olmak…

Dünyalıkta, hazımlı olmak…

Dünyanda, hazımlı olmak!.

Hazımlı insan, dengelerini iyi kurmuş insandır!… Her alanda…

Kendini göstermek, başkalarına kendini kabul ettirmek; kendi haklılığını ispat etmek gibi bir çabaya girmez; kendi düzeyinde olmayanlara karşı… Kendi ilmini paylaştıklarına da, haklılığının sistemini açıklar, kuru iddialar yerine…

Vahdet, semâda yaşanır!…

Arz, kesret mahallidir; sistem ve düzenin gereklerinin açığa çıktığı alandır…

Semâ, sonsuza dek Bakî’dir!…

Arzın, sonsuza dek Bakî’dir!

Aman dikkat!.. Sakın câhiller gibi, semâyı gök, arzı da toprak diye anlamayasın!… Basîret gözüne mil çekilir sonra!.

Semâ ile arz arasında denge kuramayan “dengesiz”ler; semâyı arza indirmeye kalkarlar… Arz, her ne kadar semâ içindeyse de, arzda arzın sistem ve düzeni, kuralları geçerlidir… Bilgisayar beyinler bunu anlayamazlar!.

Duygulardan arınılmadığı zaman da, bunun otomatik sonucu dengesizliktir. Duygular akıl gözünü kör eder…

İlmi değerlendiren ise her mertebede hep akıldır. İster aklı maâd, ister aklı kül, ister aklı evvel… Hiç değişmez!… Çünkü, ilmi değerlendiren hep akıldır.

İlim sıfatının yaratılmışta zâhir oluşunun adıdır “akıl”!..

İlm, üstündür irfandan; çünkü ilm sıfattandır, tenezzülen gelir… İrfan ise, kuldan zuhûr edendir urûca yarar!.

O yüzden de, sıfatları arasında “irfan” sıfatı yoktur O’nun; “Alîm” isminin işaret ettiği “ilim” sıfatı vardır.

Okulda öğretilen fizik veya fakültede öğretilen tasavvuf dersi değildir “ilim”!…

“İlim, ilim bilmektir;

İlim, kendin bilmektir”!..

Dizeleriyle rahmetli Yunus’un işaret ettiği; “arz ve semânın yaratıcısının” kendini bildirmesidir!.

“Kendin bilen” hazımlı olur…

Kendin bilen” dengeli olur…

Kendin bilen” sistem ve düzenin hakkını verir…

Kendin bilen” kulluğunun hakkını verir!.

Bunların gereğini edâ edemeyen ise, ilim sahibi değil; ezber sahibidir… Bilgisayar hard diskleri gibi!

Peki ama, ya sorulursa; kim kime GÖRE dengeli ya da dengesiz, diye…

Unutmamalı ki, dengesize göre, dengeli de dengesizdir!…

İşte o zaman şöyle denir:

Vicdanı rahat; yaşamı huzurlu; her dem cemâlullahı seyreden ve bunun gereklerini yaşayan; “Allah ahlâkı ile ahlâklanmış” insan, hazımlı, ilminin yaşattığı şekilde huzurludur, DENGE sahibidir!…

O kendisi için değil, çevresine bir şeyler kazandırmak için yaşar… Bunun yolu da gerekiyorsa halvet, gerekiyorsa uzlettir!.

İnsanlar arasında fitne çıkaran ise, uzak durulması, yanaşılmaması; belki ancak şerrine lânet uzaktan selâm gönderilesi kişilerdir…

Dengesizin alâmetidir fitneci olmak… Dengesizin alâmetidir dedikodu-gıybet yapmak… Dengesizin alâmetidir nankörlük!

Hazımsızın işaretidir insanlardan pâye, mertebe saygı beklemek… Hazımsızın işaretidir, mâneviyâtıyla yetinmeyip dünyalık, para, sermaye peşinde koşmak… Hazımsızın işaretidir, “hep ben bilirim” davasında olmak!.

Allah cümlemize dengeli, hazımlı dostlar ihsan buyursun; dengesiz ve hazımsızlardan bizi uzak eylesin!.

İlim, hazım, denge yolundan bir dem ayrı düşürmesin!.

ahmedhulusi.org
3.4.1999
NJ – USA

Check Also

Yaşlandıkça Zaman Neden Daha Hızlanır? – David Eagleman

Geriye dönük bazı olaylara ya da bir zamana baktığımızda, anıları hatırlamaya başlarız ve ne kadar ...