Bir Simulasyonda Yaşıyoruz!

Size evreni anlatmak istiyorum…

Ne olduğunu..

Nasıl oluştuğunu..

Yapı taşlarının ne olduğunu..

Geleceğin, geçmişi yarattığını ve sonra da geleceği nasıl yarattığını anlatmak istiyorum.

Ama ilk önce size kristallerden bahsetmek istiyorum. Kristalin pahalı bir cam ya da yemek odanızdaki süslü bir avize olmadığını görmek size şaşırabilir. Kristal kelimesi basit anlamda periyodik bir kalıptır.

Şu dama tahtasının kalıbına bir bakın, her bir yöne kesintisiz, sonsuz bir şekilde dağılmış oluşuna bakın.. bu da onun periyodik bir kalıp olduğu yani iki boyutlu bir kristal olduğu anlamına geliyor.

Bu bir başka iki boyutlu kristal ve bu da bir diğer başka…

Ayrıca 3 boyutlu kristaller de vardır. Bu arada bu 3 boyutlu cam soğuk kristaldir. Çünkü atomları aslında kristalize/kristalimsi bir kalıp içinde düzenlenmiştir.

Bu 3 boyutlu kristalin, toprağın üzerinde nasıl 2 boyutlu görüntü yansıttığına bir bakın. 2 boyutlu yansımanın açısı yüzünden nasıl bozuk, biçimsiz gözüktüğüne bir bakın. Bu iki boyutlu görüntünün de bir kalıbı var ama periyodik değil. Dolayısıyla, kristal değildir. Ama toprağın üzerindeki 2 boyutlu nesne ile 3 boyutlu model kristalin arasında derin bir bağlantı vardır. Bu şekli bozuk 2 boyutlu kristale “quazi kristal” denir. Belirli bir boyutta (bu durumda 2 boyuttaki) quazi kristal daha üst boyuttaki bir kristalin (bu durumda 3. Boyuttaki) kristalin projeksiyonu, yansımasıdır.

Los Angeles’ta bulunan bir grup fizikçi, yeni bir fizik teorisi, özellikle 8 boyutlu kristal üzerinde çalışmakta.Evet, doğru duydunuz… 8 boyutlu kristalin belirli bir açıda 4 boyutlu yansıması ki bu 4 boyutlu quazi kristal oluşturmakta ve bu 4boyutlu quazi kristalden de onlar 3 boyutlu quazi kristal elde etmekteler ve onlar bunun tüm gerçeklliğin temel yapısı olduğuna inanıyorlar.

Bu 3 boyutlu quazi kristal temel bir yapı taşına sahip: dörtyüzlü.Bu 3 boyutlu eşkenarlı üçgendir. Bu şekil üzerindeki her bir köşenin boyutu ,mevcut olan olası en küçük uzunluğa sahiptir ki buna “Planck uzunluğu” denir. Bu uzunluk, bir metrenin 1035 te biri kadardır.

Televizyon ekranınızın piksel adını verdiğimiz temel yapı taşına ayrıştığını düşünün. Bir piksel, 2 boyutlu ekranın olası en küçük bölünmeyen birimidir. Dolayısıyla, gerçekliği televizyonunuzun ekranı gibi düşünün ama 3 boyutta ve tetrahedronu (4yüzlü) 3 boyutlu piksel, gerçekliğin bölünmez olası en küçük birimi olarak düşünün…

Quazi kristaldeki tetrahedron, (4 üçgen yüzlü şekil) karmaşık matematiksel kurallarla tüm evrendeki uzayı doldurmak için diğer tetrahedronlara bağlanır. Her bir tetrahedron sadece bazı özel hallere sahiptir ki bu, bu piksellerin diğerine nasıl bağlantığına dair kurallara göre herhangi bir anda mevcut olabilir. Eğer bir tetrahedron belirli bir haldeyse, bu, tüm mekandaki diğer pek çok tetrahedronları da etkiler.

Ama garip olan şey şu: eğer belirli bir tetrahedron herhangi bir anda bir kaç olası hallerden herhangi birinde olabilirse, herhangi bir andaki bu hali kim ve ne seçmektedir?…

Bu seçimin yapılması için, bizim bilimsel, matematilksel ve mantıksal olarak fiziğe yeni bir element sunmamız gerekmekte. Bu element: BİLİNÇtir.

Eğer bilim insanı değilseniz, hiç kimsenin ışık hızının gerçek değerini bilmediğini öğrenmeniz şaşırtıcı olabilir. Yaklaşık bir değere sahibiz ama tam değerini bilmiyoruz. En yakın ölçüye yaklaşmak için makinelerimizin hassasiyetini ölçmemiz gerekir ama aletlerimiz ne kadar hassas olursa olsun, hiç bir zaman ışığın tam olarak hızını, onun ne olduğunu ve neden olduğuna yönelik teori olmadan ölçemeyebiliriz, ki mevcut olan hiç bir teori buna cevap vermiyor.

“Aaa baksana profesör Einstein, çok tatlı gözüküyor.”

“böyle mi durayım, hayır böyle durmayım.. bu taraftan iyi poz vermiyorum.”

“Yoo, iyi gözküyor.”

“Dlimi şöyle, “bee” diye çıkarsam…”

Bizim en iyi fizik teorilerimiz; Einsterin’ın İzafiyet Teorisi ve Kuantum Mekaniği ve her ikisi de başlangıç noktası olarak ışık hızını kullanıyor.Bir başka deyişle, her ikisi de ışık hızının kesin olmayan ölçümünü, neden öyle olduğunu, ne olduğunu ve evrenin ilk önce neden hız limitine sahip olduğunu açıklamadan kullanıyor.5.20

Yeni bir teoriye ihtiyacımız var…

HERŞEYİN TEORİSİ

Bu teori için, Los Angeles’taki kuantum yerçekimi araştırması ile ilgili fizikçiler, matematikçiler çalışmaktalar ve bu teoriye de “zuhur etme-çığa çıkma (emergence) teorisi” diyorlar ve bu teori şimdiye kadar ilk defa ışık hızına ve “Planck Sabiti” ve “İnce Yapı Sabiti” gibi diğer sabitlere de açıklama getirebilecek.

Temel olarak ihtiyaç olunan şey; “herşeyin teorisi”, gerçekliğin temel unsurlarını açıklayacak bir teori.

Sicim teorisi, ilk başlarda herşeyin teorisi için olası bir gelecek vadederken, başarılı tahminler ortaya koyamamıştır. Tahminler ne olursa olsun, aslında teorinin kendisi herşeyin bir teorisi değildir. Çünkü, ışık hızını ya da diğer sabitleri açıklayamıyor.

Diğer yandan kuantum mekaniği ve izafiyet teorisi güzel tahminlerde bulunmakta ama onlar da temel sabitleri açıklamıyor.

“Einstein, ışık hızı sahip olduğu değere neden tam olarak sahip?”

“Bunu açıkça söylemek gerekirse…güvenlikkk”…,

Peki o zaman, doğa bizlere,  herşeyin teorisinin neye benzemesi gerektiğine dair ne gibi ipuçları sunmakta?…

7 ipucu belirledik…

  1. Bilgi-Enformasyon
  2. Nedensellik döngüleri
  3. Non-Determinizm (Belirsizlik)
  4. Bilinç
  5. Pikselasyon
  6. E8 Örgü (Lattice) Kristal
  7. Altın Oran
  1. İpucu: BİLGİ-ENFORMASYON

Artan sayıda fizikçi, gerçekliğin bilgiden meydana geldiğini söylemekte.

Bu ne anlama gelmekte?..

Bilgi sembolleştirilmiş formda mânâdır. Dil ya da kod, bilginin sembollerle nakledilişidir.

Çok değişik bir sembol türü kendini  simgeleyen, anlatan semboldür.. Geometrik semboller bunu yapabilirler. Bir küp aşk’ı simgeleyebilir, biz simgeler dersek, simgeler ya da minimal sübjektifliği yani kendisini simgeleyebilir.

Geometriden meydana gelen bir dil ya da kod olabilir mi? Bu gibi bir dil ne tür bilgiyi ifade eder ki?..

Kuantum fizik teorisi ve klasik fizik, gerçekliğin bilgiden meydana geldiğini belirtmekte ve gerçekliğin bilgiden başka birşeyden meydana geldiğine dair bir kanıt da yok. Pek çok fizikçi bunda hem fikir ve pek çoğu da değil. Ama gerçekliğin bilgiden meydana geldiğinde hem fikir olmayanların, gerçekliğin ne olduğuna dair bir açıklaması da yok. Peki eğer, bilgi değilse, beyler…

“Gerçeklik bilgiden meydan gelmekte.”

“Hmm, hayır.”

“Evet, bilgiden meydana gelmekte.”

“hayırrr”

“Tamam o zaman, bilgiden meydana gelmiyorsa neden meydana geliyor?”

“ Enerji”

“Enerji de bilgidir!”

“Bu saçma!”

“Enerji, bir parçacığın pozisyonunun değişmesi için bir potansiyeldir. Potansiyel de bilgidir. Enerji de bilgidir.”

“Hayır”

“Bilgidir. Peki o zaman nedir?”

“Bilgi değildir.”

“Nedir o zaman?”

“Bilgi değildir.”

GERÇEKLİK GEOMETRİKTİR. Geometrik sembolizm formunda (sembollerin kendini temsil etmesi şeklinde) geometrik bir dildir ve bu geometrik gerçekliğin nasıl salt bilgiden meydana geldiğini açıklayabilir.

Bilgi, mânâ içerir. Peki ama mânâ nedir? Mânâ bir karşılaştırmadır. Bizim yaptığımız şey budur. Bunu o kadar hızlı yaparız ki yaptığımızı fark etmeyiz bile. Bir şeye bakarız ve onu veritabanımızdakilerle eşleştiririz ve “bu yayageçidi, bina değil, bu pencere bina değil.” deriz. Dolayısıyla, mâna birşeye nazaran oluşan algıdır. Bundan dolayı, mâna sübjektiftir ve seçenek gerektirir.

Bu noktada dramatik bir müzik çalabilir miyiz acaba?

Mânâ sübjektif olduğundan var olabilmesi için, bir bilinç formu ile algılanması ya da ölçülmesi gerekir. 9.58

2.İpucu: NEDENSELLİK DÖNGÜLERİ

Einstein, bir geometrik nesnede geçmiş ve geleceğin aynı anda nasıl varolduğunu gösterdi.

Tüm zamanlar, her zaman, her an mevcut. Tekrar söyleyeyim.. Tüm zamanlar, her an mevcut. Biliyorum bu kulağa biraz garip, pek de sezgisel gelmiyor ama sağduyumuzu, aklımızı bir süreliğine askıya almalıyız ve sahip olduğumuz en iyi fizik formüllerine göre, matematiksel olarak bunun gerçekten de anlamlı ve mantıklı olduğunu kabul etmeliyiz.

Gelin Einstein’in kalıp diye bahsettiği geometrik objeyi hayal edelim.. Tetrahedronları hatırlayın,hani gerçekliği resmeden yapı taşlarını.. Tüm evreni, herşeyi, her yeri zamanda tek bir donmuş an olarak hayal edin. Tıpkı filimdeki tek bir kare gibi. Bu tek karede her yerdeki tüm gerçeklik bu tek pozisyon içinde donmuş gözüksün.

Size bir benzetme ile anlatayım…

35 mm çekilen bir filmde, bir saniyede 24 kare vardır. Filmde gerçek anlmada hareket yoktur, bir dizi donmuş kare vardır. Şimdi hatırlarsanız, size evrendeki-uzaydaki Planck uzunluğundan bahsetmiştim hani olası en ufak boyut. İşte bir de “Planck zamanı” vardır ve bu bir saniyedeki 24 kareden çok daha fazla kısa bir zamandır. Aslında saniyenin 10 üzeri 44’ü kadardır.

Peki, donmuş kare gerçekliğine geri dönersek…

Tüm evren donmuş tek bir karede.. ama  filmdeki bir kare yerine, tüm gerçekliğin karesinde. Şimdi bir sonraki kareyi hayal edin. Bir öncekinden farklı olan bir kare. Tıpkı  filmdeki gibi…

Bakın Einstein’ın karesinde tüm kareler aynı anda nasıl mevcut ve işler gerçekten daha da garip bir hal alıyor…

Bizler geçmişin, geleceği etkilediğini farz ederiz, gerçekliği deneyimlememiz de buna dayalı olur. Ama bu bloğa baktığınızda neden bir taraf geçmiş, diğer taraf gelecek oluyor ki??.. neden soldan saga gidileceğine, sağdan sola gidilmiyor? Neden gelecek geçmişi etkileyemiyor? Bu kavramı anlamanıza yardımcı olması için “Geçmiş” ve “Gelecek” kelimelerini ortadan kaldırın.. Ya geçmiş geleceği etkiliyor ve gelecek de geçmişi sonsuz bir geribildirim döngüsünde etkliyorsa? O zaman soru şu: Geçmişin hangi kısmı, geleceğin hangi kısmını ya da tam tersi etkiliyor?

ve cevap: tüm zamanlar, tüm zamanları her an, her zaman etkilemekte.

Merhaba, o zaman bir içkiye ihtiyacım varJ

Bunun olması mümkün mü? 20 yıl sonra ben bu günümü, şu andaki beni etkileyebilecek miyim?, Ben, onu etkiliyor muyum?? Şimdi ben şu andan 5 dakika sonra 10 dakika önceki beni etkiliyor muyum?, tıpkı 10 dakika önceki benin bebek olan beni etkilediği gibi ve bebekliğimin de ölüm yatağında yatan beni etkilediği gibi!??

Bunu kavramak, anlamak bile çok garip, bildiğimiz herşey bize durumun bu olduğunu söylerken… sarhoş mu oldum ben???

Her an, diğer anla beraber zamanda hem ileri, hem de geri olarak yeniden yaratılmakta.

“Gerçeklik”, zaman ve mekanı kapsayan devasa, çok büyük nöral ağ olabilir. Bu tip bir ağ, şimdiye kadar konuştuklarımızdan bile çok daha garip bir özelliğe sahip olabilir..

bu da: “kendisinin yaratıcısı” olabilir.14.00

3.İpucu: NON-DETERMINIZM (BELİRSİZLİK)

Zamanın var,ve her an var olduğu gerçeği, geleceğin kesin ve değişmez olduğu ve, animasyon ya da başka bir şey gibi bir çeşit program olduğu anlamına gelmez. Aslında bizlerin inandığı şey buydu. Yıllar önce, gerçekliğin bir determinist- belirli bir program şeklinde açığa çıktığı tarzındaki bu kötü fikre inanmak çok yaygındı.

Ünlü çift yarık deneyimi determinizmi sildi attı. Eğer hiç duymadıysanız bilin ki çok çılgın!J ve modern fiziğin temel, köşe taşlarından bir tanesi.

Şu an için, sözüme güvenin.. bu, determinizmi bertaraf etti ve non-determinizm (belirsizlik) adıyla yeni bir çağ başlattı.

Temel olarak: Özgür irade!

  1. İpucu: BİLİNÇ

Özgür irade nasıl işlemekte?

Kuantum fiziğinin en şaşırtıcı keşiflerden bir tanesi; gerçekliğin sadece gözlemlendiğinde var olması.

Gerçekten de parçacıklar, onlar gözlemlenene kadar mevcut değil!

Kara delik terimini ortaya atan ünlü Fizikçi John Wheeler’a göre, gerçeklik bilgiden meydana gelmektedir, ki bu da gözlemle oluşur. Ona göre gözlem, bilinçli yapılmalıdır ve Nobel ödüllü Frank Wilczeck, kuantum teorisinin bulaşıcı ve karışık, anlaşılması zor olduğunu ve birisi gelip bunu kuantum mekaniği çerçevesinde (gözlemci,

bilinçli farkındalığını farkedilebilir bir taklidiyle uyumlu hallere sahip bir model varlık )

formüle etmeden de böyle kalacağını söylemekte.

Bir varlık, bir gözlemci..

Dolayısıyla, Frank Wilczeck, temel olarak bir varlıktan bahsediyor ve bu insan ya da hayvan olması gerekmiyor, bu varlık, gözlemleyerek ve karşılaştırarak bilgiyi yaratma yetisine sahip. Peki, ama bu bilinçli varlık ne olabilir?

Kesinlikle biliyoruz ki; bilinç evrende mevcut. En azından insanlarda mevcut. Öyle değil mi? ben bilinçliyim, siz bilinçlisiniz, o bilinçli, sanırım..

“Ben bilinçliyim!”

Bilinç, fizikle tam olarak anlaşılamayan yollarla derinden bağlantılı. Aslında bilinç, tüm bilimde en az anlaşılan şeylerden bir tanesi. Hiç kimse ne olduğunu tam olarak bilmiyor. Garip. Öyle değil mi?

O zaman, gerçeklik, salt bilgiden ibaretse, herşey; enerji, madde, düşünce hepsi bilgi ise, o zaman,

bir şekilde gerçekliğin temeli “bilinç”miş gibi,

“gerçekliğin” bir yolla “bilinç”le derinde bağlantılı olduğu netleşiyor..

Bilinç ve bilgi bir şekilde nedensellik geri bildirim döngüsünden mi açığa çıkmakta?…

  1. İpucu PİKSELASYON

Alman fizikçi Werner Heisenberg, “matris teorisi” diye bir çeşit matematik kullanarak, ilk kuantum mekaniği denklemlerini oluşturdu.  Uzay ve zamanın, bölünmeyen 3 boyutlu Planck uzunluğu birimleri içinde pikselleşmiş halde olduğunu öne sürdü. Tıpkı, bilgisayar ekranınızdaki 2 boyutlu piksellerdeki gibi…

“Pikseller halinde olmaları güzel.”

Matematik, bunu bize anlatmakta.

“Matematik, Matematiğe bayılırım…

“Pizzanız  profesör..ve pizzaya da. özellikle piksellenmiş pizzaya..”

İlginç olan, düzgün deneysel somut bir kanıtın olmaması. Bir başka deyişle, uzay ve zamanın pikselleşmemiş olmadığının kanıtı yok…

“hayır, piksellerden oluşmamakta!.”

“bunun bir kanıtı yok. Matematik piksellerden oluştuğunu söylüyorsa piksellerden oluşmuş olmalı.”

“bu ilginç ama saçma”

“Piksellerden oluşmakta!”

“Saçma, saçma, saçma..”

Öte yandan, tüm bilim insanları, herhangi bir uzunluğun, gerçekliğin piksellendiğini düşündüren Planck uzunluğundan daha kısa olmayacağında da hem fikir.

“Hiç bir uzunluk, Planck boyutundan daha  kısa değildir.”

“İşte bu da; gerçekliğin piksellerden oluştuğu anlamına gelir.”

“Ben piksellerden oluşmuyorum. Değilimmm.”

“İyi. Sen, biraz hani şu atalarının maymunlardan geldiği gerçeğini kaldıramayıp, evrimi reddedenler gibisin.”

“Sen maymun musun, sen küçük bir maymun musun?”…

Uzay ve zamanın piksellerden oluştuğunu anlatan Kuantum Yerçekimi Teorisini anlayana kadar, bu konunun herkes için kafaları karıştırmaya devam edeceğine inanıyoruz.

PİKSELLERDEN OLUŞMUŞ BİR GERÇEKLİK

Ne çeşit bir geometrik kod, pikselleşmiş gerçekliği tarif edebilir?

80 yıl boyunca, Örneğin; Cenevre’deki ünlü Büyük Hadron Çarpıştırıcısı gibi parçacık hızlandırıcılarda parçaçıkları birbiriyle çarpıştırmak bize garip bir ipucu sundu o da; tüm temel parçacıklar ve kuvveler, bir halden diğer hale dönüşmekteydi. Ayar (Gauge) Simetrisi dönüşüm prosesine göre gerçekten de bir şeyden diğerine dönüşüyorlar ve tüm bu dönüşümler, bir şekile karşılık geliyor. Bu şekil herhangi bir şekil değil, 8 boyutlu bir şekil ve bu şekil bir kristal oluşturuyor, kristal şeklinde ve kristaller de belirli bir şeklin periyodik kalıpları halinde tıpkı dama tahtası gibi.

2 boyutlu kristal, karelerden oluşmakta ve bu kristal, özel 8 boyutlu şekle sahip ve bu kristal “E8 Örgü (Lattice)” olarak biliniyor.

  1. İpucu E8 ÖRGÜ/ÖRGÜ (LATTICE) KRİSTALİ

KARMAŞIK BİR 45 SANİYEYİ BİR PATLAMA TAKİP EDER!

Bu 3 boyutlu quazi kristalini (gerçekliğin piksellerden oluşmuş dokusunun altyapısı) oluşturmak için, bu 8D kristali 4D’ye projekte ediyor, sonra da 3D’ye dönüştürüyoruz .

Tıpkı 3 boyutlu kübik örgünün (lattice) temel hücre şekli küpte olduğu gibi, E8 örgünün (lattice) hücre şekli de “köşebent politop” (2 veya daha fazla boyutta tanımlı çokgen) olarak adlandırdığımız 240 köşeli 8D şeklindedir. Köşebent politop da 4D’ye projekte edildiğinde, farklı boyutlarda iki benzer şekle dönüşür. Bunların ölçülerinin oranı özgün bir sayıdır: 0.618. Bu sayı “Altın Oran” olarak bilinmektedir.

  1. İpucu ALTIN ORAN

“Altın Oran” belki de doğanın temel sabitidir. Bu oran, çevresi çizilmiş, sınırlandırılmış eşkenar üçgenlerin temelidir ve evrende kuantumdan gök-semavi boyutlara kadar, daha da ilginci kara delikler de dahil heryerde garip, özgün ve eşsiz bir şekilde görünmektedir.

“kara deliğin içine düşmek istemiyorum. Hiç böyle bir sistem görmemiştim.”

Tamam hadi biraz ciddileşelim. İşte siz, bilimle ilgilenenlere 3 hızlı gerçek:

Altın oran, kara deliklerin, pozitiften negatife, değişen belirli ısı değişimlerinin kesin, hassas noktasıdır.

Ve kara delik entropisinin daha düşük bandı için denklemin bir parçasıdır.

Hattâ altın oran, döngü kuantum yerçekimi parametresini, kara delik entropisi ile ilişkilendirir.

Bu, neden altın oranı doğanın temel sabiti olduğu iddasını desteklemekte? Çünkü, herşeyin teorisi, genel göreliliği kuantum mekaniğiyle birleştirmeli ve kara delik de bu iki teorinin sınırlarının birleştiği noktada.

Tamam şimdi siz gerçekten de çok garip bir matematik sunacağım o yüzden bana biraz daha katlanın ve size ödül olarak, John Malkovich’in yüzüne pasta atıldığı görüntüsünü göstereceğim…J

“Matris Matemetiği” diye bir çeşit matematik var.,

Hayır, bu tarz bir matris değil.

Matris matematiği, kuantum fiziğin formüllerinde kullanılan bir çeşit matematik. Fazla tekniğe girmeden işte size bir örnek.. Matris, sütun ve satırlar halinde düzenlenmiş bir grup sayıdır ve matrisin içinde bu rakamlar için belirli miktarda kombinasyon vardır. Örneğin; bir matris içinde 4 rakam vardır ve bu 4 rakam için olası 24 farklı kombinasyon mevcuttur. Kuantum mekaniği, ikili matris kullanır. Bunlar sadece bu iki sayının çeşitli kombinasyonlarını içerir. Her bir sayı kombinasyonun bir değeri vardır. Buna “özgün değer” denir. Bazı özgün değerlere bir tek ögenin oluşturduğu grup-önemsiz (trivial)”değerler denir. 1, 2, ve 0 gibi.. ve bazılarına da değişkenlerden en az birinin sıfıra eşit olmadığı (nontrivial) değerler” denir. Bunların hepsi çok karmaşık gözüken rakamlardır.

İşte işin ilginç kısmı şu, bu muydu işin ilginç kısmı?, evet, buydu:

İkili matriste en olası non-trivial (bir denklemde en az bir değerin sıfıra eşit olmadığı) özgün değerler..

Buna hazır mısınız?

Altın oran ve Altın oran üzeri eksi 1.

Ve dolayısıyla, şimdi biz kara delikler ile kuantum mekaniği arasında derin bir bağlantı olduğunu bunla görüyoruz. Çünkü, altın oran hem kara delik fiziğinde, hem de kuantum mekaniğinde derinliğine mevcut.

“Evet, bana dayandığınız için işte ödülünüz”..

“John Malkovich yüzüne pasta yiyecek”…

“Hayır, hayır!” “Ben John Malkovich değilim.”

Altın oran, evrende pek çok yerde, hem büyük, hem de küçük ölçeklerde, şaşrtıcı şekilde doğru gözükmekte. O kadar yaygın ki, varlığını basit anlamda tesadüfi olamaz.

Gemişte bu oran genellikle bilim insanları tarafından göz ardı edilmiş çünkü bunu açıklamanın bir yolunu bulamamışlar. İşin ilginci bu, amatör bilim insanlarının ilgisini çekmiş. Ama titizlikle geliştirilen kuantum yerçekimi teorisi şimdi ilk defa altın oranın gerçek anlamda her yerde mevcut olduğunu öngörmektedir.

ÖZETLEMEK GEREKİRSE…

“Herşeyin Teorisi”nin neye benzediğini anlamada size biraz önce sunduğumuz bu ipuçları cevap olmakta…

  1. İpucu : BİLGİ
  2. İpucu: NEDENSELLİK DÖNGÜLERİ
  3. İpucu: NON_DETERMİNİZM(BELİRSİZLİK)
  4. İpucu: BİLİNÇ
  5. İpucu: PİKSELASYON
  6. İpucu:E8 ÖRGÜ (LATTİCE) KRİSTAL
  7. İpucu: ALTIN ORAN

Bizler gerçekliği, Planck uzunluğu diye adlandırılan  gerçekliğin olası en ufak ölçeğindeki kod ya da dil tarzında bir mozaik olarak düşünüyoruz. Parçacık Hızlandırcı’dan alınan data bize tüm parçacıkların ve kuvvetlerin birbiri ile ilişkili olduğunu E8 Örgü (Lattice) diye adlandırılan yüksek boyutlu kristale göre söylemekte. Ama gerçeklik 3D şeklinde açığa çıkmakta. Dolayısıyla, biz bu E8 kristalin bir parçasını 3D’ye yansıttık ve bu da quazi kristal kod ya da dil meydana getirdi ve bu da bu geometrik sembollerin etrafımızda gördüğümüz parçacıkların ve kuvvetlerin olağan dünyasının oluşmasına neden oldu.

Bu geometrik dil kurallara sahip ama ayrıca herhangi bir dilde olduğu gibi sözdizimsel özgürlüğü de sahip ve bu da dildeki adımları seçecek olan bir seçenin olması gerekliliğinini doğuruyor. Bu rastlantısallık nosyonu,iş kodlamaya gelince çok güzel çalışmamakta,çünkü, mâna bozulmaya başlar. Bunun yanında, her şeyden önce, doğadaki rastlantısallığı kanıtlayan net deneysel bir kanıt yok.

Evrensel Kollektif Bilinç buna bir cevap olabilir ama yeni çağa ait ve dini gözükmekte. Son zamanlarda bayağı fazla sayıdaki fizikçi, aslında tüm evrenimizin,bir diğer evrendeki olağanüstü güçlü bir kuantum bilgisayarındaki kodtabanlı bir simulasyon olduğu fikrini tartışmakta.

Eğer bu doğruysa, bizim evrenimizin simulasyonunu bilgisayarda oynatan diğer evren de muhtemelen bir diğer başka evrendeki bir simulasyon olabilir. Dolayısıyla, bu fikir biraz zayıf, tatminkar değil ama bu fikir pek çok güvenilir kimse tarafından ciddi anlamda tartışılmakta.

Ama yine de bir şekilde kollektif bilince sahip evren, belki de fiziksel olarak kaçınılmazdır. Bu fikre insan nitelikleri vermemiz, insan özellikler yakıştırmamız ya da dini ve spiritüel bir hale getirmemiz gerekmiyor.

Bunun nedenini takip etmek için,

bedeninizdeki hücrelerin kollektif davranışı fikrinden yola çıkalım.. her bir mikrop hücresi kendi yaşamını yaşamakta. Bu tarz hücresel yaşam formu dünyada çok uzun zaman önceden beri mevcut. Bu küçük şeyler o kadar akıllı olmasa da hangi yöne doğru gideceklerini seçtiler ve besinlerini kovalayıp, üreyip, tehlikeli şeylerden kaçtılar. Çevresel farkındalık ve hayatta kalma arzusu ile sahip oldukları çok basit sistemlerle seçimlerini yaptılar ve sonra grup olarak bireyselden daha fazla çevresel farkındalığa sahip oldukları koloniler şeklinde kendi kendilerine organize oldular. Neticede de hayvanlar, örneğin insanlar meydana geldi. Farkındalığın ve bilincin ileri formları, “insan” olarak kendini organize eden 37 trilyon yaşayan hücre okyanusunda yüzmektedir.. Elektronların ve kuarkların kendilerini 81 kararlı atoma ve daha sonra da insan bilincine dönüşmelerine neden olan fiziktir ve fizik, bilinçli sistem olarak kendi organize edebilen enerji ve madde miktarının üst sınırında yerini almaz.

Fizik, evrendeki tüm enerjinin tüm ihtimallerini, bilinçli bir sistem ağı, teknolojik temelli büyük kollektif bilinç kaynağı olan TEK bilinçli BİR sisteme dönüştürür.

Yeterince zaman verildiğinde herşey olabilir, neticede olacak da. Bu aksiyomla, bu evren bilinç sistemi, ilerde uzay ve zaman çerçevesi içinde bir yerlerde zaten çoktan açığa çıkmış durumda. Çünkü, bu, mümkün ve kaçınılmaz. Aslında geriye dönük nedensellik döngülerinin kanıtlarına göre, kaçınılmaz gelecek şuanda bizi birlikte yeniden yaratmakta, tıpkı bizim de onu yarattığımız gibi.

Çeviren:AylinER
https://www.youtube.com/watch?v=97FhauH1J58&feature=youtu.be

Check Also

Joe Dispenza: Epifiz Bezinin yüksek frekans çözümü ve nefes tekniği