ASIL NEYE MUHTACIZ?..
Ego kırgınlıgı, menfaat çatısmayı, toprak kaygısı savası getiriyor. Bir yanda global
teknoloji yarısındaki uluslar; diger yanda cılız eylemlerle direnen Greenpeaceciler! Insan
Hakları Derneklerinin mücadelesine karsılık, gündem tayin etmekten hiç vazgeçmeyen
derin güçler... Yüzünde sinekler uçusan Etyopya’lı aç çocuk bir yanda, yardım adı altında
Incil dagıtan misyonerler öte yanda...
Hani bilim, teknoloji gelistikçe refah artacaktı?.. Hani medeni ihtiyaçlarımızı karsılarsak
huzur bulacaktık? Huzur bir yana gün be gün derinlesiyor ayrılıklar. Yaralar kanamaya
devam ediyor.
Bilim-Teknoloji-Güç-Sanayide saadet arayanların dahi önlerinde egildigi bazı sahsiyetler
hep dikkatimi çeker. Dini, siyasi, etnik farklara karsın; Mevlana, Yunus gibi evrensel
sahsiyetleri milyonlar seviyor, sözlerinden, yasamlarından ilham alıyor!..
Nedir Onları evrensel kılan?.. Zengin miydiler?.. Hayır... Isimlerinin önünde kocaman
kariyer titrleri mi vardı? Hayır... Ya neydi, bu sahsiyetleri tüm insanlara benimseten olgu?
Ayrılıkları bitiren, farkları bir eden harcın adı; Sevgi... Yunus’lar, Mevlana’lar sevmisler! ..
Asık olmuslar! Suleler saçmıslar insanlıga. 72 milleti BIR görmek; Askla mümkün!
Sevmeyi, menfaatsiz benimsemeyi unuttugumuzdan beri agız tadımız yok! Çok mu zor
sevmek?!.. Çok mu zor kalbe yük olan nefreti, kırıklıgı, kini atıvermek sevgi okyanusuna?!
Zor olmasa gerek!.. Asıl muhtaç oldugumuz sey; Mevlevi dervislerin selamlasmalarındaki
o sihirli kelimede saklı: ASK OLSUN!..
BILMEK; BULMAK MIDIR?..
Degerli Dostum,
Tasavvufi Kavramları biliyorsunuz. Mutmainne’de neler yasanır, Mülhime girdabı nasıl
asılır, Tevhid-i Zat ne demektir, saatlerce açıklayacak kadar vâkıfsınız. Esma-i Hüsna’nın
çesitli terkipler halinde birimlerde açıga çıkısını da kavramıssınız. Ayet-Hadislerden çıkardıgınız Batıni yorumlar da enfes dogrusu. Yani siz isi biliyorsunuz. Allah’ı
Bilir hale
gelmissiniz. Ne mutlu!..
Hakikat sadece bilmek mi acaba?... Vahdet; kavram ezberlemek mi?..
Geçenlerde uygunsuz yerde sizi solladı diye yandaki arabaya savurdugunuz galiz
küfürleri nereye koyarız?... Azıcık benliginize dokundu, damarınıza basıldı diye
arkadasınıza takındıgınız tavrı ne yaparız?.. Ya evde ufacık çocugunuza, size emek veren
esinize sürekli öfke püskürmeniz hangi kavramla izah edilir?!..
Yasamayacaksanız, en ufak bir olayda bile Avam davranısı gösterecekseniz, Havassınhalini konusmak niye?.. Hani özünüze dönmüstünüz? Tasavvuf, baskalarına anlatmak
için mi, yoksa kendinde yasamak için mi?... Durumunuz size de garip gelmiyor mu?...
Bir Hak Erene sormuslar: Asr-ı Saadette Tasavvuf yoktu diyorlar ne dersiniz? Söyle
buyurmus: Dogru, Asr-ı Saadette Tasavvuf yoktu. Ama Adı yoktu, fakat Yasam sırfTasavvuf idi. Simdi ise adı var, yasamı yok!...
Bilmek, yasamak demek degil. Allah’ı Bilmekle; Allah’ı Bulmak arasındaki fark; zerre ile
küre arasındaki kadar büyüktür bilesin!..
Nasıl mı bulunur?..
Bulursam söz, ilk sana söyleyecegim.
OLUMLU BAK KI, OLUSTURASIN!..
“Bardagın dolu tarafını gör”, “Hayata iyimser bak” türünden tavsiyeleri bilirsiniz. Bunların
hepsinden güzeli; “Hayır bildiklerinizde ser, Ser bildiklerinizde hayır olabilir” ilahi hitabı.
”Her zorlukla beraber mutlaka bir kolaylık vardır” ayeti de muhtesem sırlar saklıyor.
Güncel gelismeler hayli atesli ve canlı. Cami ve Kadın konusu gündemden düsecek gibi
gözükmüyor. Medyaya tasındıgı sekli ile birileri niçin saf tutup namaz kıldı, pesinde kimler
var, maksatları neler, derin güçlerin oyunu mu lakırtıları üzerine fikir yürütmeyi gereksiz
addediyorum.
Bizim için aslolan; bundan ne hayır çıkacagı!... Ataerkil aile yapısı ve geleneksel
alıskanlıklar sebebi ile “Erkeksi Islamiyet Anlayısı” egemenliginde geri plana itilen
hanımlar açısından çok hayırlı gelismeler bekliyorum...
Olumlu bakınız ki; olusturasınız!.. Nasıl bakarsanız öyle gelisirmis olaylar!..
Bu tartısmalardan sonra camilere akın edecek, cemaat arasında yer edinecek, dinini ehil
ellerden ve öz kaynaklardan ögrenmek isteyecek hanımlar toplulugunun gümbür gümbür
gelisini görüyor da yürekleniyor, seviniyor, ümitleniyorum...
Sahabe-i Kiramın Erkeklerini toplayıp FIKIH-HADIS dersleri veren Hz. Aise(r. a) gibi Ilim
Ehli hanımlar geliyor gözlerimin önüne... Cuma Namazında ayaga kalkıp Hz. Ömer(r. a)e “Adaletten ayrılma! ” diye haykıran kadın misali, idarecilere Hakkı hatırlatacak cesur
yürekler canlanıyor hayalimde!.. Hz. Hatice(r. a) gibi “Kübra” payesine layık;
olgun-girisimci ve basarılı erkeklerin yegane dayanagı-sıgınagı çınar misali hanımlar
düslüyorum.
“Bas açık namaz olur mu”, ”Safta nerede duracaklar” gibi konuları ehline bırakalım.
Akın akın, grup grup, fevc fevc asil yürüyüslerle Camilere Hanımlar geliyor!... Allah’ınHalifesi olarak Kulluk serefini onurla tasıyan Saygıdeger Hanımlar!
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin yardımcılarıdır” ayetinin hakkını verecek Bilinçli Hanımefendiler!..
Biraz geç kalsanız da iyi ki geldiniz!.. Hos Geldiniz!.. Mübarek Olsun!...
KADIFE PERDELER
Ögrenciler yeni bir sey ögrendiklerinde alır onu yerli-yersiz hemen kullanırlar. Yeter ki
kavramı konusmus olsunlar. Yeri, uygunlugu hiç önemli degildir. Lisede Mantık Dersi için
yapardık bunu. Pek keyif alırdık önerme kurarken; <Gerçekler acıdır/Sogan da acıdır/O
halde gerçek sogandır!.. >
Degerli Dostum,
”Tasavvuf; arınmak, benlikten, Allah’tan Gayrı her seyden soyunmaktır” diye çok hos
anlatıyorsun da Allah Ehlinin hallerini, temel terimleri yerli yersiz alıp kullanmakta da
mahir oldugunu bilmem fark edebildin mi?..
Geçen gün öfkeden deliye döndün, adına Celal Tecellisi dedin. Hz. Ömer de pek asabi
imis hani. Allah o gün sende Celal dilemis de onun için öyle davranmıssın!.. Hem
yıldızların konumu da pek bir sertmis!..
Bir baska defa resmen arkadasına haksızlık edilirken sustun. Savunmak bir yana iki
kelime dahi etmedin. Hz. Osman da edep sahibi imis, açıktan tavır koymazmıs pek . O
gün sende Hak, Cemal dilemis!..
Ekonomin düzeldiginden beri epey lüks yasar oldun. “Allah nimetini kulunun üstünde
görmek diler” hadisini okuyorsun elestiri alınca!...
Randevuna geç kaldın, bu geç kalmanın da ezelde bir kitapta yazılı oldugunu söyledin
bekleyenlere!..
Iyisin masallah!.. Öfkenin kılıfı Celal, pısırıklıgın örtüsü Edep, Dünyevilesmenin kamuflajı
Nimetin Hakkını Vermek, Egoistligin sıgınagı Kader ise biz ne diyebiliriz ki?!..
***
Tasavvuf; perdelerden arınmakmıs. Hani su malum eski perdeler canım. Sen sakın
üstüne alınma, senin perdeler kadifeden ve pek fiyakalı!... Yakısmıs da hani! Sen bakma
bize, belki biz perdeliyiz de seni de öyle gördük. Anlayamadık herhalde. .
Isine geldigi gibi çek perdelerini, devam et yaldızlı kavram fırçaları ile Vahdet Tuvalini
boyamaya!..
KATEGORIZE OLMAYA MECBUR MUYUZ?..
Bir dizi kategorize edilmisliklerle yasadıgımızın farkındasınız degil mi?... Belli bir alanı
benimsemisseniz; digerlerine soguk durmanız elzemmis gibi takdim edilir ve nedendir
bilinmez, fazilet olarak özendirilir.
Sevgilerimiz, Ilgilerimiz hatta Okuduklarımız kategorize edilmisligimizin aynası.
Örnek mi? Rock-N-Roll seviyorsanız; Elvis idolünüzse; Dede Efendi’ye, Münir Nurettin’e,
Neset Ertas’a ilgi duymanız ayıptır!... Gitar çalıyorsanız, Ney üfleyemezsiniz...
Nazım okuyorsanız Necip Fazıl’ı begenmemelisiniz. Aruzla yazan Yahya Kemal’den
beyitler naklediyorsanız, serbest ölçülerde yazan Orhan Veli ile ne isiniz olur? M. Akif
hayranı iseniz; Tevfik Fikret’e tavır almalısınız. Menderes’i takdir ediyorsanız, Inönü’yü
kınamalısınız.
Dinin Zâhirine egilmisseniz, Bâtını hesaba katamazsınız. Bâtına dalmıs, özde manalar
aramaya girismisseniz, Sekli-Zâhiri hafife almanız sanki zorunludur!.. Daimi Namazdan
bahsediyorsanız; Namazın Sartlarına, Ilmihal Bilgilerine uzak durmalısınız. Onlar Avamın
mesguliyetleridir, Havaslıga talipken Ilmihale yönelmek, Allah korusun mertebenizi
düsürür (...)
Hakikat Büyüklerini benimsemisseniz, Seriat Büyükleri ile isiniz olmamalı... Ümmî Sinan’ı
sevmisseniz, devrin Seyhülislamı; tasavvufi bazı halleri elestiren fetvalarıyla ünlü
Ebussuud Efendiye sırt çevirmelisiniz!..
Örnekleri çogaltmak mümkün. “Hepsini birlikte sevsem, okusam, yasasam olmaz mı?”
diyebilirsiniz. Olur, Tasavvuf Lisanında onlara Marifet Ehli derler.
Dostum olur da, bedeli agırdır: Yalnız Kalmak!... Âmiyâne tabirle ne Isa’ya, ne de Musa’
ya yaranamayan, iki tarafın da pek tutmadıgı karakterlerdir onlar. Marifete adananlara Muhammedî de derler!.. Iki deniz arasında görünmeyen perde, iki yogun baskı odagı
ortasında hayâtî tampondur onlar!..
Her iki tarafın da ilgisizligine ve derin bir yalnızlıga dayanabilecekseniz Marifet
Yolculugunuz mübarek olsun!..
DISARISI HIÇ MI YOK!...
Tasavvuf; Öze dönmek, dıs dünya perdelerini yakmak; nefsi arıtmak, özde bazı manaları
kavrayarak Sünnetullahı Okumak! Bunlar dogru. Bazen aklıma takılır: Dıs dünya hiç mi
yok?
Vahdet degerlendirmeleri yapılırken kendime sorarım: Hedef Vahdetse Kesret niye
var?!..
Sürücü kursuna devam eden kimse; bir dizi egitimle araç kullanmayı ögrenir. Sınavda
basarılı olup ehliyet de alabilir. Vakıa su ki; Ona soför dememiz trafige çıkmadıkça
imkansız!.. Bizim dememiz bir yana, Onun kendini soför olarak kabulü de trafige
katılımıyla dogru orantılı.
Okuyup mühendis olabilirsiniz. Ne var ki, proje üretmedikçe vasfınız açıga çıkmadıgı gibi
unvanınız tanısma aracı olmaktan öteye geçmez! Terzi; diktigi elbiseden, marangoz
biçtigi tahtadan, ögretmen; yetistirdigi ögrenciden bilinir, degerlendirilir. Elbisesiz terzilik, ögrencisiz ögretmenlik, esersiz ustalık kıymet ifade eder mi?!..
...
“Hosgörü sahibiyim” dedin. Nasıl yasayacaksın hosgörüyü? Gel damarına basayım da
bana hosgörülü ol! Görelim HILM sıfatını ne kadar özümsedigini. Sevecen bir yüregin
varmıs! Asagı mahalledeki gecekonduda aksam ne yediklerini, çocuklardan ayakkabısı
su çekenleri düsündün mü hiç? Çocugun parkta oynarken keyifle izledin. Gazze’de, Batı
Seria’da, Bagdat’ta üzerine bomba yagan çocuklar, parka hasret yavrular nerede
oynar?..
"Bunlar da sistem geregi" mi diyorsun? Sorumlu degil miyiz yani? Hz. Ömer (r. a)in “Kenar-ı Dicle’de bir kurt asırsa koyunu / Gelir de Adl-i Ilahi sorar Ömer’den Onu” demesi niye o halde? ”Müminler Bir Bedenin Uzuvları Gibidir-Dogudaki MümininAyagına Diken Batsa Batıdaki Elemlenir-Komsusu Açken Tok Yatan Bizden Degildir” hadislerindeki isaret ne?
...
Vahdet, Kesretle birlikte yasandıgı, Kesretin hakkı verildigi ölçüde gelisir, diye
inanıyorum.
Vahdet Ehliyetimizin tescili; Kesret Trafigine girmekle mümkün!.. Baska metotolsaydı;
HZ. MUHAMMED(S. A. V) HIRA’DAN HIÇ ASAGI INMEZDI!.. Mekke’deiskence-boykot, Medine’de savas-fakirlik olacagını bile bile indi!..
Oturdugumuz yerden çok konustuk, çok yazdık dostum.
Kalk trafige çıkalım!
Geliyor musun?..
FETIH SAHIBI OLMAK MI? . .
Tarık b. Ziyad, ordusunun geriye dönüs ümidi kalmasın diye donanmayı yaktırır. Gemileri
yakanlar kurar; Avrupa’ya insanlık ögreten Endülüs Islam Medeniyetini.
Fatih Sultan Mehmed, tecrübeli vezirlerinin olumsuz bakıslarına ragmen yürür Bizans üstüne. Karadan gemi indirmeyi göze alacak cesarettir Istanbul’u gülzâr eyleyen.
Anafartalar’da M. Kemal; ”Kumandanım cephane, mermi yok, açız, perisanız” diyenlere
haykırır:
”Süngünüzde mi yok? Imanınız var ya! Ben size savası degil, ölmeyi emrediyorum. Siz ölene dek geçecek sürede ola ki yardım yetisir. ” Çanakkale Geçilmez iste o an yazılmıstır.
Yazanlar; yavuklusundan, ana babasından, kundaktaki bebesinden geçebilenlerdir.
Mekke Iskencesi artınca Medine’li müminler davet eder kardeslerini. Rasulullah (s. a. v)
Ensardan bir dizi söz alarak hicrete izin verir. Eslerini, ailelerini, ticaretlerini, bahçelerini,
dogdukları sehri bırakarak yürürler Medine’ye!.. 10 yıl sonra Mekke’yi Fethedecek
olanlar; gidebilmeyi göze alanlardır.
Ibrahim b. Edhem tahtı, A. Mahmud Hüdai makamı, Hallac-ı Mansur canı terk ederek
fethe erer. Zaman üstü Gönül Fatihleridir Onlar!..
***
Dostum, Tasavvuf yolunda ilerleme hevesini, alakanı kutluyorum. Bildiklerin, merak
ettiklerin takdire sayan. Bildiklerini degil, terk edebildiklerini sormak isterim. Nereden çıktı, deme. Yasanmıs örnekleri okudun. Fetih gerçeklestirenler; beseri kaygıları terk ederek
basarmıs.
Fetih Sahibi olmayı cidden istiyorsun degil mi?.. Neden olmasın?.. Terk edebildiklerini, Hakikat ugruna göze alabildiklerini önüne koy; fethe ne kadar mesafe kaldıgını
göreceksin!...
Yolculugun mübarek olsun!..
BAKISINDIR HAYATIN!..
Iki dervis sohbet ederken siir yollu birbirlerine nazîre ederler. Konu; Rızıktır. Biri söyle
der: “Gezdim Bagdat’ı Sam’ı / Buldum rızkımı arayı arayı ” Digeri aynı ölçüde cevaplar: ”
Niye gezdin Bagdat’ı Sam’ı / Bulurdu rızkın seni arayı arayı ”...
Aramak gerektigine iman eden; çalısıp çabalayacak, maddi-manevi rızkını diyar diyar
gezerek elde edecek! Rızkım bana gelir diye iman eden; dönecek özüne, pınar özünden
fıskıracak ve nasibi önünde hazır olacak!
...
Su hadis-i kudsiyi hep düsünmüsümdür: “ Sayet Allah’a kurtlar kuslar gibi tevekkületseydiniz; O sizi kurtları kusları rızıklandırdıgı gibi rızıklandırırdı. ”
Köy hayatını ve ormanı bilirim. Kısın aç kaldıgı için ölen serçe yada kurt görmedim,
duymadım. Rızıkları her daim onlara ulasıyor. Kurt-Kus Tevekkülü ile kast edilen ne ola
ki?
...
Insan topluluklarının ekserisi dısarıda aramayı ve yogun bir çabayı seçiyor. Belki de çogunlugu Hakikatten perdeleyen yaklasım da bu! Dısa dönüs ve uzakta aramanın
verdigi kaygı, tedirginlik, endise gibi duygular Teslimiyet ve Tevekkülü dinamitliyor!
Birinci dervis gibi HIKMET penceresinden bakıs kitlelere hakim zihniyet. Ikincisi gibi KUDRET ufkundan seyir ise her halde nasip isi! Bana ikincisinin hali ile hadis-i kudside
isaret edilen mana çok sırlı, çok düsünülesi geliyor...
Hayat çizgimize bakıp bir iç muhasebe yapsak; yasadıklarımızın kendi bakıs açılarımızın
ürünü oldugunu fark edecegiz. Olusturma Kuvvesi bakısımıza paralel seyrediyor!..
Olumluyu da olumsuzu da açıga çıkaran; bakısımız, düsüncemiz!..
KADER; bakısımıza göre KAZA adını alır desem çok mu ileri gitmis olurum ?..
BOYUTLAR GEÇILESI MI?..
“Seriat -Tarikat yoldur varana
Hakikat - Marifet andan içeru ”
***
“Seriat bir gemi, Hakikat bir deniz
Çokları gemiden denize dalamadılar”
Yunus Emre’ye ait bu mısralar ve bazı Hak Erenlerin benzer beyanlarının farklı kulvarlara çekilerek degerlendirilmesinden son derece müteessirim. Bazıları söyle;
-Seriat bir gemidir, gemi kısıtlılıktır, bizim hedefimiz denize dalmak olmalı!
-Gemide kalanlar hakikati hiç fark edemezler!.. Denizden habersizdirler!
-Seriat ve Tarikat yoldur ama hedef Hakikat-Marifettir. . Yola takılma, geç gitsin!...
Acaba öyle mi?... Bu iki mısraı aslına baglı kalarak düsünelim. Ne diyor Yunus?
“Seriat -Tarikat yoldur varana / Hakikat - Marifet andan içeru ”
Menzile varmak için yürünesi yol gerek!... Hakikat-Marifet menziline Seriat-Tarikat
yolunda sadakatle yürüyen varıyor!.. Kur’ânî bir tabir olan Sırat-ı Müstakim; DOSDOGRU
YOL demek!... Yolda kâim olmak esas. Yol; geçilesi, atlanası bir boyut hiç degil!
Mısradan Seriat-Tarikat boyutunu arka plana iterek Hakikat-Marifet menziline parasütle
inmeyi anlıyorsan, bunun tarihte örnegi yok ama, sana göre mümkünse bir sey
diyemem!..
Gelelim ikinci mısraa:
“Seriat bir gemi, Hakikat bir deniz
Çokları gemiden denize dalamadılar”
Denize uzun süreli dalacak olanlar tüpleri takar, uygun elbiseyi giyer ve mutlak surette
gemiye halatla baglantılı kalarak dalar degil mi?... Dalıp da çıkmamak yada denizle deniz
olmak bu boyutta mümkün degil!.. Dalıp çıkmayanlar; meczup-mecnun olarak ayrı bir
alemdeler.
Dostum;
Özetle, “Seriat kabuk, Hakikat öz, ben kabugu kırıp özü tadacagım “ diyorsan bil ki
bindigin dalı kesiyorsun! Kabugu kırık yumurta ne taze kalır ne de pisirince ise yarar!
Boyutlar;geçilesi basamaklar degil, her daim yasanası, hakkı verilesi asamalardır. Insaatı bitirip çatıyı örttükten sonra temelini dinamitleyen, ara katları yıkan ev sahibi gördüysen;
diyecegim yok!... Ben yumurtayı kabugu, agacı dalları, kökleri ve yaprakları ile sevdim.
Sırat-ı Müstakim rotasında Cemalullah menziline ilerleyen gemiye hep sadık kalacagım!..
Perdelendigim noktalar varsa uyar lütfen!..
SIRRIN GÖNLÜNDE KALSIN
Sevgili Kardesim;
Bir süredir tasavvuf yolunda okuyabildiklerini, içine dogan tespitleri benimle paylasıyor
ve görüs bildirmemi istiyorsun. Okuduklarından çıkardıkların ve gönlüne doganlar oldukça
güzel seyir örnekleri. Haddim olmayarak bazı önerilerde bulunmak isterim:
-Vardıgın sonuçlar bilinç semasından beser arzına dökülen rahmet saganaklarıdır.
Yagmur ne kadar Rahmani ve kutlu ise; onlar da o derece kutlu ve önemli.
-Mümin bir kula, Salih bir gönle ilham olunan doguslar, evliyanın müsahedesi gibi
kıymetlidir.
-Tasavvufun genel geçer kuralları olsa da bu yolda hissedilenlerin büyük kısmı indîdir.
Bana göre indî olanlar; Indillahtan, yani HAK KATINDANDIR!..
Bu nedenle hissettiklerini sübjektif diyerek bir kenara itemem... Objektif
degerlendirmeye açılmasına gelince...
Bilesin ki bunlar SIR kapsamındadır!.. Hakikat Yolu bir anlamda Sırlar Müsahedesidir.
Sırrı ifsa edenler; geçmiste büyük bela-sınavlarla bedel ödedi. Indî olanın anlasılması
güç, hatta imkansızdır. Baskaları anlayacak olsa; Sems’i sehit eden, Hallac’ı daragacına
gönderen, Nesimi’nin derisini yüzen zihniyeti bugün konusuyor olmazdık...
Bazı seyirlerimi paylasmanın bana nasıl bedel ödettigini simdilik anlatmak istemiyorum.
Senden Allah Rızası için istirham ediyorum:
Sırların sende kalsın!.. Müsahedeni Rabbin ve senden baskası bilmesin!... Seni sevdigim
için, bedel ödemene gönlüm razı olmadıgı için söylüyorum. Mevlana’mızın su sözünü
dikkate al lütfen: “Sırların gönlünde kalırsa, maksuduna çabuk varırsın!.. ”
BU NASIL ILETISIM?
Üveys El Karani(k. s) Yemen’de hasta annesine Allah Rasülü (s. a. v) den haberler verir,
Onun sohbetlerini, hicretini, savaslarını, seferlerini gün be gün hisseder, görmüsçesine
aktarırdı. Hatta Uhud’da kırılan disinin acısını aynı ile duymus, kendi dislerini kırmıstı.
...
Hz. Ömer (r. a) sefere yolladıgı komutana Mescid-i Nebevi’nin minberinden seslenir: “Ya
Sariye Daga çek daga!...” Savası kaybetmek üzere olan bir ordu, Hz. Ömer’in seslenisini
duyan komutanın manevrası ile zafer kazanır!..
...
Yakup (a. s) ogulları bugday çuvalları ile Mısır’dan dönerken söyle der: “Kervanınızda
Yusuf kokusu duyuyorum!...”
...
Ahmed Er-Rufai (k. s) bir gün sohbet esnasında basını öne eger ve bir müddet yarı secde
halinde kalır. Müridleri durumu sorunca: “Su anda Abdülkadir Geylani Bagdat’ta ayagım
bütün velilerin omzu üstündedir buyurdu. Ona boynumu uzattım!..” diyecektir.
***
Hz. Üveys’in Rasülullah’ın hallerini Yemen’den an be an seyretmesi, Hz. Ömer’in Medine’
den çok uzaktaki bir komutana sesini duyurması, Hz. Yakup’un Yusuf kokusu alması,
Rufai Hazretlerinin Gavs-ı Azam (k. s) ın beyanını aynıyla duyarak istirak etmesi nasıl bir
iletisimle açıklanabilir?...
Insan; nasıl bir hal veya mertebe edinirse böylesi hissedisler ve algılar yasar ?...
Böylesi güçlü baglar nasıl olusur ?...
Günümüzde de bunların olusması mümkün mü, ne dersiniz?...
ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEK MI?
Dostum bana soruyorsun: “Nasıl olur, bu hali yasamanın belirtisi nelerdir?” falan diye.
Biliyorsun ben Zahiri Ilimlerden ve Dinin Cami baglamında yasandıgı yerden yetistim.
Biraz da ruhumda köylülük var. Mertebe-Makam-Sülûk gibi tasavvuf terimleri ile
anlatmayı beceremem. Ama istiyorsan cami ve köy bakısıyla açayım.
Bizim köyde bir cenaze vardı. Ögreneyim diye yıkama esnasında bana su döktürdüler.
Iste yıkadıgım ölüde seyrettiklerim:
- Seslenenlere hiç cevap vermiyordu; Daimi Sükûtu seçmisti.
- Imam nereye çevirse itaat ediyordu; Iradesi yoktu.
- Sıcak su yaksa, soguk su üsütse de gıkı çıkmıyordu; Insafa Teslimdi.
- Dövsek karsı koyamaz, vursak kaçamaz, hakaret etsek savunamazdı; Tepkisizdi.
- Çevresine veda etmis, dünyaya gözlerini kapamıstı; Tek basınaydı.
- Unvanlarını bırakmıs, her seyiyle çıplak kalmıstı; Soyunmustu Örtülerden.
- Bilgisi, tecrübesi, birikimi, itibarı, sahip oldukları sıfırlanmıstı; Iddiası yoktu.
Sardık sarmaladık, namazını kıldık ve attık basımızdan. Kendi haline bıraktık.
***
Kusura bakma, sana yardımcı olamadım. Cami kültürü ve Köylü mantıgı ile bu kadar
oluyor!..
Bana sorarsan; yasamak çok güzel!.. Ölümden bahsedip de içimizi karartma olmaz mı ?!
FARK ETMEK, FARKLI OLMAK
Dostum, iki satır karaladık diye fakiri zor sorularla sıkıstırıp durursun. Simdi de
soruyorsun:
- Farkındalık hali nasıl yasanır?... Hakikati fark etmem için neler yapmalıyım?...
Sorunun cevabı koca bir sistemin okunmasını icap ettiriyor. Tasavvuf; cevap arayanların
yaptıkları çalısmaların toplamı. Soruna birkaç cihetten yaklasmak mümkün. Bir-iki yönden
açalım: Farkındalık; farklı olmayı niyete almakla baslar!.. Kalabalıklara uyacak,
sıradanlıgı kutsayacaksan bu konuya hiç girme, yuvarlanırcasına yasa gitsin!..
Mekke ulularına bas kaldıran Hz. Muhammed (s. a. v) gibi önce farkını hisset ve geregini
ortaya koy!.. Benlik devletine ve usaklarına baskaldıracaksın. Sirk egemenligiyle örtülen Özünü bulmak için! Gönül Kâbendeki putlarını (arzu, istek, heva, alıskanlık) kırmayı
niyete alacaksın... Yani zora talip olacaksın!..
Sonra Bütünlügü-Tamlıgı hissedeceksin. Sen ve Ötekiler yok!.. Hayvanat, Nebatat,
Cemadat adına ne varsa hepsi bir-bütün. Yeller gibi esen, seller gibi cosan, yagmur olup
yagan Yunus var ya, Onun gibi hissedeceksin Evrensel Özle bütünlügünü...
Dün gece okuduklarım Bütünlük-Tamlık halinin zirvesiydi:
Bayezid-i Bestami (k. s. ) bir köye ugrar. Zorbalar bir merkebi kırbaçlamaktadır. Hayvanın
ayakları kan revan içinde kalır. Adamlar Bayezid’in yanına geldiklerinde ne görsünler,
salvarından kan sızıyor, hayvanın bacakları nasıl kanıyorsa Onunkiler de öyle!..
Bu ne
hal, dediklerinde söyle cevaplıyor büyük veli:
- Merkebin acısını kendimde duyamazsam nasıl Cem Makamına talip olurum?...
***
Cem Makamına yol çok uzun kardes. Farklı olmayı hele bir niyete al, bütünlük hissini hele
bir kavra, ötesine Allah Kerim!.. Karınca demis hani, varmak degil yolda yürümek esas!..
Yürüyenlere selam olsun!
KISSADAN GERÇEGE
- Hz. Ali (k. v) hayatı boyunca kendi mahrem uzvuna hiç bakmamıs!...
- Imam-ı Azam (rh. a) tam 40 yıl yatsı abdesti ile sabah namazı kılmıs!..
- Mücahitlerden kelle koltukta, kılıç elde kosanlar görülmüs. Zafer onlarla kazanılmıs!..
- Hz. Musa (a. s) asasını bir uzatmıs, Kızıldeniz ikiye yarılmıs!..
- Hz. Süleyman (a. s) kuslar basta olmak üzere hayvanat ile konusurmus!..
- Yusuf (a. s) kuyudan zindana, zindandan hükümranlıga uzanan nice maceralar
yasamıs!..
***
Zahiren böyle inanıyorsun. Hatta hüzünleniyor; “Onlar baska imis” diyerek ötedeki (!)
zatlara hayran oluyorsun. Güzel...
- Hz. Ali’nin kendi uzvuna hiç bakmayısını EMMARE NEFS boyutuna hiç düsmeyisi, hayatı
boyunca ona bir an bile prim vermeyisi,
- Ebu Hanife’nin; uykuda bile bilinç uyanıklıgı yasaması,
- Hz. Musa’nın, özündeki Rabbani kuvveleri harekete geçirerek benlik denizini yarması,
- Kelleyi koltuga almayı; beseri kayıtları hiçe sayarak Ask ile büyük neticelere erilmesi,
- Hz. Süleyman’ın kurt-kusla sohbetinin; mahlukatın ortak dili; gönül-sevgi boyutunu
kendinde açarak BIRLIK-BÜTÜNLÜK yasaması,
- Hz. Yusuf’un seyahatini; benlik kuyusundan Safiye yaylasına yol alısı, diye DÜSÜNSEK
KIYAMET MI KOPAR?...
...
Ne Kur’an, ne de Hadisler, ne de Evliya Halleri uzaktakilerin hikayesi degil!.. Kur’an;kendi anlatımına EVVELKILERIN HIKAYELERI diyenleri nasıl vasıflandırıyor bir bak istersen! (Nahl-24, Müminun-83, Kalem-15)
Ötede sandıgın Zatlar; sende açıga çıkması muhtemel boyutlar!... Tabii hakiki manada
OKUyabilirsen!... Zahire, Keramet-Mucizeye sırt çevirdigimi sanma! Gönlüne uyar, aklına
yatarsa bir de bu perspektiften bak!
SANA DELI DEDILER MI ?...
Bazı ayetlerde ilginç bir sey gözlemledim: Allah Rasülüne kafirler Mecnun (deli) demisler.
(Hicr-6, Suara-27, Saffat-36, Duhan-14, Zariyat-39/52) Bazılarında da Onun mecnun
olmadıgı Rabbi tarafından açıklanmıs: (Tur-29, Kalem-2/52, Tekvir-22)
Bazen çaprazlama, hatta tersine çalıstırarak düsünmek kanaatimce tefekkür ufkumuzu
açıyor. Aklıma degisik bir sey geldi: Iman ederek idrakine vardıgımız gerçekler bizden fiile
dökülünce, Hakikat Yasamı toplumda ortaya konunca, çogunluk tarafından garipsenmek,
dıslanmak da Nebevi bir vakıa olsa gerek ?!... Hiç böyle düsünmüs müydün?.
***
Kardesim! Diyorsun ki; filan kitaplara egilip okuduklarımı dillendirince ailem bana tavır
aldı. Dostum! Dini birazcık yasamaya baslaman patronu sinirlendirmis. Gayretli
Arkadasım! Eski dostların senden sıkılır olmus öyle mi?...
Alemlerin Efendisine deli ve sihirbaz demislerken, koca bir sehir Ona tavır almısken sen
ne bekliyordun ?.. Güle oynaya, suya sabuna dokunmadan hakikate varacaksın, etrafın
alkıslayacak, iyi yapmıssın diyecek öyle mi ?.. Deseler Hz. Muhammed’e derlerdi!..
...
Üzülme! Bak, ayetlerle bir seyi fark ettik; Çevrenin garipsemesi yolun önemli
kavsaklarından...
Hatta daha da ileri gideyim; Çevren ne kadar dengesiz diyorsa o derece dengeye
gelmekte olduguna inan!...
...
Içinde herkesten farklı idrakler, hissedisler yasasan da, yine de etrafı üzmemeye gayret
et. Islam; denge ve ölçüdür... Tepkilere aldırma!... Çok daralırsan ayeti sana iniyor gibi
oku:“SEN RABBININ NIMETI SAYESINDE DELI DEGILSIN!” (Kalem-2)
ZENGININ MALI
- Safiye boyutundan daha ilerisi var mı?.. Varsa neresi?... Orada ne haller olur ?...
- Hızır Ilyas bulusması ne demek?.. Bazı veliler Hızır’la görüsürmüs, nasıl olur ki ?..
- Mevlana ask boyutundan ileri geçememis!...
- Rabiatul Adeviyye yalnız basına kalmıs, kesrette; baska kullarda hakkı görememis!...
- Hallac, Enel Hak sırrını ifsa etmenin bedelini bası ile ödemis!..
***
Neler konustugumuza, neleri gündem ettigimize bakar mısın Allah Askına ?..
-Henüz Mülhimeden çıktıgımıza bile delilimiz yokken Safiyenin ötesini sormak!...
-Velayet Sırrını sadece yasayan bilirken bir de Hızır’la görüsmeye özenmek!...
-Yetinmeyip Mevlana hakkında hüküm vermek!...
-Kendince yasadıgı askı ile nice boyutlar asan Rabia’yı yargılamak!..
-Hallac gibi bir Hakikat Sehidini sırrı ifsa ile itham etmek!...
Destur Ya Huuu!... Destur!.. Hangi boyuttan neleri sordugunu, kimler hakkında hüküm
verdigini bir düsünsen ?..
Bizim köyde bir Veli amca vardı. Ne zaman gençler üst perdeden konussa: “Evlatlar
zenginin malı zügürdün çenesini yorar, bakın isinize, bunları geçin” der konuyu
kapatırdı...
Asgari ücretli bir memurun Hawai Adalarında tatil dedikodusu ile oyalanması, çiftçi Ali
dayının Cumhurbaskanına tavsiyelerde bulunması bana hiç normal gözükmüyor!..
Benim tercihim haddimi bilmekten yana. “Allah Haddi Asanları Sevmez” (Araf-55) ayeti
korkutuyor beni ... “Cahil cesurdur” vecizesine muhatap olmaktansa, “Agır ol da molladesinler” i tercih ediyorum.
VEFA VE NIYET, FIILDEN ILERI MI?..
Mekke Fethi için hazırlanılan günler. Rasülullah (s. a. v) stratejik açıdan konuyu oldukça
gizli tutuyor. Bu esnada bir sahabe Mekke’de bulunan ailesine Fetih hazırlıgını mektupla
bildiriyor. Durumu Cebrail’den ögrenen Allah Rasülü, notu tasıyan atlıyı yolda yakalatıyor
ve mektup açılıyor.
Hâtıb b. Ebi Beltea (r. a) yazdırmıs. Hâtıb, mescitte huzura çagrılıyor. Ömer atılıyor ileri:
“Izin ver Ya Rasülallah, hainin kellesini alıvereyim! ” Rasülullah Hatıb’a sorular soruyor:
-Bu fiili islerken niyetin ne idi?
-Mekke’de savunmasız, muhtaç-fakir ailemi korumak istedim.
-Bunun ihanet oldugunu biliyorsun, yaparken kalbinde ne vardı?
-Allah ve Rasülünün Sevgisi vardı Ya Rasülallah!
-Ihanet düsündün mü ? Su an kalbinde ne var ?
-Hayır Ya Rasülallah. Su an kalbim Allah ve Rasülünün Sevgisi ile dopdolu.
Rasülullah ashabına döner:
-Hâtıb dogru söylemistir. O Bedir Ashabındandır. Onların geçmis ve gelecek günahları
magfiret olunmustur. Ben de Onu bagıslıyorum!..
***
Seriat; Fiile ve Zahire bakar! Fiil açıkça ihanet ve nankörlük! Allah Rasülü fiili
degerlendirirken Vefa ve Niyeti öne alıyor. Bedir Ashabı olusunu önemsiyor.
...
Günlük hayatımızda bizim de Bedir Ashabımız yok mu? Bize emegi geçenler, bize
sevgisini karsılıksız bagıslayanlar, yetismemizde gayreti olanlar, zor anlarımızda hep
yanımızda yer alanlar; Bedir Ashabımız!..
Kendinize bakın söyle! Degil ihanet etmeleri, en ufak fiilde onlara kırılıyor,
bagıslayamıyor, uzaklasıyor iseniz; Rasülullah’la Hatıb’ın sahnesi gözünüzün önüne
gelsin!..
2.Bölüm |