Paçaları Sıvarken
Öğretmenin Güncesinden (3)
Betül Emir - 25 Ağustos 2008


Yüzme bilgisinden, yüzme eylemine nasıl geçilir?..
Bilginin, yaşama dönüşüne dair bir yaklaşım denemesi!…

Rehberi olduğu sınıfın öğretmenlerinden gelen genel şikâyetler neredeyse hep aynıydı.

- Ders dinlemiyorlar!..
- Hep sıkıntılı, oflayan ifadeler görmekten biz de sıkılıyoruz.
- Dersi engellemek için sürekli anlamsız itirazlarda bulunuyorlar.
- Nedir bu sınıfın hali?!

EGONUN CAN SİMİDİ

Canı sıkılmıştı.

Şikâyet, yoğun gayret ortaya koymaya erinen ve işleyişi OKUyamayan egonun, tanıdık bir savunma mekanizması, çok sık sarıldığı can simidi idi.

Hedefe iyi kilitlenen ve işini ulvi gayelerle yapan insanların şikâyet ettikleri görülmezdi. Şimdi, çocuklar, gençler değil, kocaman insanlar; eğitimciler şikâyet ediyordu. Hem eğitilenleri hem de eğitimcileri motive etmek gibi ikiye katlanan bir görev yükleniyordu omuzlarına.

İlk planda yoğun şikâyetler karşısında daralmıştı. Hizmetli Kasım Efendi öğretmenlerden siparişlerini alırken yanına yaklaşıp; “Size bir orta kahve yapayım, iyi gelir” dedi. İrkildi. Bazen, anlayış bekleyen insanların sıkıntı verdiği yerde, hiç umulmayanlar halden anlıyordu. Gülümsedi, başıyla onayladı.

Kahvesini içerken sorunun nasıl çözümleneceğine dair düşüncelere daldı.

Başarılı çocukların olduğu bir sınıftı şikâyete konu olan!
Rehberlik programına baktı. Bu hafta rehberlik dersinde uygulanacak anketi uygulamaktan vazgeçerek, sınıfın problemini tespit etmeye karar verdi.

***

ÇARE; DERDİN İÇİNDE!

Her derdin çaresi içinde saklıydı. Saklı demek doğru değildi aslında, görebilene açıktı. Zorlukla birlikte kolaylık değil, kolaylıklar demeti vardı aslında. http://www.okyanusum.com/insirah1.html

Görebilene, OKUyabilene… Bu Kur’an gerçeğine tutunarak öğretmenler odasından ayrıldı.

Ders zili çalmıştı. “Önemli bir problem yoktur inşallah” diye düşünerek derse girdi.

Sınıfın ilk havasını, onların öğretmenlerini bekleyişlerindeki hali beden dilinden hemen algılamıştı. Bezginlik seziliyordu. Sınıfın önünde durarak her zamanki hâkim ve sevecen edası ile “Günaydın” dedi. Ancak gelen cevap aynı canlılıkta değildi.

Bunun üzerine hemen konuya girmeyip bir hal-hatır sohbeti açtı:

- Nasılsınız gençler? Nasıl bir hafta geçirdik, son rehberlik dersinden bu yana?…

Değişik öğrencilerden yükselen cevapların ortak paydası stres ve sıkıntı kokuyordu:

- Aman hocam nasıl olsun hep aynı!..
- Sıkıntılı ders konuları, ödevler!..
- Bir yandan dershanelerden ödev verilen testleri çözmeye yetiştirmekle…

Öğrencilerin sözünü keserek imalı bir ifadeyle:
- Yani derslerde önemli bir olay olmadı, öğretmenlerinizi üzmediniz mi?!  dedi.

Bu ifadeden öğrenciler şikâyetlerin olduğunu anlamış, birden serzenişli sözleri keserek dikkat kesilmişlerdi.

- Evet, sanırım öğretmenlerinizden gelen duyumlar ve şuan ki haliniz problem var ki!?  Nedir sizi derslerin işlenişini engellemeye iten?  Sıkıntı veren ne? Bunu herkes düşünsün iki dakika ve aklınıza gelen problemleri tespit edelim...

İki dakika dolmadan Murat söz almak için elini kaldırdı:
- Hocam!..Hiç bir işimize yaramayacak bilgilerle boğuşmak sıkıntı veriyor. Bunları öğrensem ne olacak! Bana ne faydası var ki!

BİLGİ HAMALLIĞINDAN SIKILDIK!

Uçarı bir kız olan Meltem söze girdi:
- Beynimi meyve halinde çalışan hamala benzetiyorum hocam!.. Onca meyveyi sürekli yüklenip taşıyor, sonra bir yerlere bırakıyor. Hiçbir meyvenin tadına bakmadan.. Hatta belki kasanın içinde ne olduğunu bile anlamadan!...

Harika bir benzetme yapmıştı Meltem. Problemi ortaya koyan güzel bir örnek diye düşündü.

- Sanırım probleminiz; aldığınız bilgileri özümseyip kendinizde ve yaşamınızda bulamamak. Size bu sıkıntı veriyor. Bulsanız sizde haz oluşacak ve öğrenmenin keyfi başlayacak, daha çok öğrenmek isteği ardından gelecek..

Bazı öğrenciler problemi anlayamamış olsa gerek. Bunu ifade eden sözlerle sınıfın sessizliğini bozdu.

- Öğrenmenin keyfi mi!? Yapma ya hocam!..

- Biz çok daha güzel hazlar keşfettik

Bu ve benzeri laga- luga tarzı sözler yayılırken  Mehmet’in kulağına Ali fısıldıyordu hocanın duymadığını sanarak:

- Oğlum sus! Ağzından çıkanı duyuyor musun? Rehber öğretmenimiz ne meraklı bilmez misin!. Araştırır da yediğimiz naneleri bir bir bulur çıkarır! Sen o zaman öğrenirsin Öğrenmenin hazzı neymiş!!!”

BİLGİDEN İDRAKE

Problemin nedenini bilimsel bir örnekle kavratmayı düşündü ve devam etti:
- Hepiniz Fizik derslerinden Arşimed’in meşhur “Buldum, buldum” diye hamamdan çarşıya çırılçıplak fırlayarak haykırışını, ortaya koyduğu suyun kaldırma kuvvetiyle ilgili yasaları bilirsiniz. Dikkat edin yalnız yasa dedim teori değil, yani evrensel gerçek!..

Öğrenciler sınıfın içinde bulunduğu stresle Arşimed arasında bağ kurmaya çalışırken, kimileri “Arşimed mi olucaz, bize ne yasalardan teoremlerden” diye fısıldaşırken bir başka soru ile zihinlerini uyandırmak istedi:

- Peki, kimler yüzme biliyor, kimler bilmiyor?

Sınıfın bir kısmı biliyor, bir kısmı da bilmiyordu. Bilmeyenlere yöneldi:

- Suyun kaldırma kuvvetiyle ilgili bu bilimsel gerçeğin bilgisini almadınız mı? Tonlarca ağırlıktaki gemiler nasıl yüzüyor?

Yüzme bilmeyen, sınıfın çalışkanlarından Mehtap ayağa fırladı ve hemen bu bilgiyi öğretmenine sundu:

- Hocam! Cisimlerin suya batan kısımlarının hacmine eşit hacimde taşırdıkları suyun ağırlığı kadar su o cisme kaldırma kuvveti uygular. Bunun için gemilerin alt kısımlarında hacmini artıran alanlar vardır.

- Güzel, bilgin var. Eeee, hadi yüz şimdi!.. Bilgi yeterli ise yüzmen gerekmez mi?;

- Ama hocam korkuyorum! Su beni aşağı çekiyor sanki!..

- O zaman dinleyin bakalım, neden bilgisine rağmen yaşama koyamadık, kendimizde bunu bulamadık?!..

 

YÜZLEŞME- BİRLEŞME- SEVGİ VE İNANÇ

Bir kere suya girip yüzme çalışmaları yapmak zorundasın. Suyla haşir-neşir olman, yani suyla birebir yüzleşmen ve onu sevmen lazım.

Evet, her şeyin başı sevmek!  Sevgi bize işi kolaylaştıran başarıya ulaştıran önemli bir faktör. Sevgisiz hiçbir iş netice vermez. Sevgisiz eylemler eziyete dönüşen kuru- ruhsuz- lezzetsiz çalışmalardır.

Furkan hemen atılarak lafa girdi:

- Hocam ben banyo yapmayı da sevmem, benim yüzme öğrenme şansım yok mu?

- Elbette var ama sevgi hız katar, MUHABBETİN KADAR HIZLI GİDERSİN (AH), sevenlere nispetle senin daha çok çalışman gerekecek.

- Sonra kendini suya bırakıp yüzüyormuş gibi yapmak ve o sırada seni suyun kaldırdığını defalarca deneyimlemen gerek. Suyun seni kaldıracağı bilgisine inanıyorsan inandığın ölçüde güvenin artacak. Bunun için de suda yüzme çalışmalarını devam ettirmen gerekecek. Bu da senin güveninin artması yani bilgindeki inancının artması sonucu suyun kaldırdığını giderek daha fazla hissetmen demek. Hissettikçe de suya daha çok teslim olacaksın.

- Çünkü bu bilgiye olan inancın korkunla terstir. Korktuğun zaman bedenin kendini koruma isteği ile sıkacak yani hacmini azaltacaksın. Hacmini azalttığında da  suyun kaldırma kuvveti  azalacak. Bu da suya batmana neden olacak. Hani üşüdüğün zaman kendini büzer, sıkarsın gayri ihtiyari soğuğun tesir edeceği yüzey, hacim azalsın diye işte boğulma korkusu ile kendini böyle sıkarak hacmini azaltacaksın ve suyun dibini boylayacaksın.

- Bilgisine sahip olduğumuz şeylere inandığımız ölçüde kendimizde ve yaşamımızda gözler, bulur ve deneyimleyerek bilinçleniriz.

- Bilgide bilinçlenme; bilgiyi yaşamaktır. Arşimet’in yasasını bilmek: anlamsız, kuru bilgi ve bunu öğrenirken sıkıcıdır ama o bilgiye dayalı mühendislerin ortaya çıkardığını, gemilerin yüzdüğünü görmek ya da yüzmek haz verir.

- Bilmediğimiz şeylerden de bizi belirsizliğe sürüklediği için korkarız. Gece Karanlıkta ne olduğunu göremediğimiz için ürpertimiz, denize girmekten korkumuz bundandır.

Gayet sükunetle bu çözümlemeyi, ince tahlili dinleyen gençlerden biri araya girdi:

- Hocam! o zaman okul görmeyen, bilgi düzeyi düşük kişilerin bilinçli olma şansı yok mu?

- Olmaz mı? bize bu bilgiyi doğa da sunar. Size bunun için kendimden bir örnek vereyim. Pek seversiniz zaten kendime ait anıları dinlemeyi!..

Çocuklar için ders kaynasın da, ne olursa olsun idi. Hikaye dinlemek ayrı bir keyifti. Hele hocalarının hayatından sahneler izlemek, bayılırlardı.

Yine aynı örnekten giderek devam etti:

- Yüzmek için ille de Arşimed’in yasasını bilmek gerekmez. Örneğin küçük yaşta iken bana kimse öğretmeden, suyun kaldırma kuvvetinin bilgisi de olmadan öğrendim.

-  Nasıl mı? Denizin dibinde büyükçe bir kaya bulmuştum. Onun üzerine çıkarak yüzme bilenleri taklit ediyordum ve bu arada suyun beni kaldırdığını fark ettim. Bu fark edişle edindiğim bilgiyi defalarca kayanın üzerine çıkarak sınadım. Suya her kendimi her salışta, suyun beni kaldıracağına güvenim, inancım arttı ve bu da suya teslimiyetimi getirdi. Teslim olduğumda yüzmeye başladım.

Yüzme iyi bir örnekti ama şimdi vereceği örnek pek çoğunun işine gelmeyecekti. Ama onları zehirden korumak, gençliklerini heba etmemelerini sağlamak üzere, tam dikkatlerin yoğunlaştığı bu anda bu örneği verecekti.

- Başka bir örnek de sigarayı verelim isterseniz. Herkes sağlığa zararlı olduğu bilgisine sahiptir ama yinede içerler. Hatta doktorların daha çok içtiği söylenir.

- Demek ki bu bilginin bilince dönüşmesi, idrak edilmesi başka bir ifadeyle yaşanması için sigaranın sağlığımıza zarar verdiğini kendimizde ya hissedeceğiz ya da bu bilgiye güçlü bir inanma ile sigaradan uzak duracağız.

Sigara denince içenler muzip muzip birbirinin gözlerini süzdü.

Zilin çalmasına az kalmıştı.
Gençler anketlerden kurtulduk diye düşünseler de farkında olmadan bilginin yaşam geçmesi noktasında iyi bir metodoloji almışlardı hayatın içinden canlı, yaşanmış sahnelerle…

Şimdi artık onlara sıkıntılarını söylemeye gelmişti sıra. Metodu almışlardı ve şimdi kendileri ile yüzleşme cesaretini edineceklerdi:

- Evet gençler, sizin sorununuz kuru bilginin öğrenme sürecindeki sıkıntısı ve bunu yaşamınızda bulamayışın getirdiği anlamsızlık derslerin sıkıntılı olmasına ve bu sıkıntıyla ortaya koyduğunuz davranışların öğretmenlerinizi endişelendirmesine neden olmuş. Peki bu problemi nasıl aşıcağız başarınızı etkilememesi için?

Lütfen siz devam edin hocam ricaları üzerine yüzleşme yollarını da kendisi açıkladı:

- Öncelikle sabır diyeceğim. Neden mi? Beyniniz de veri tabanınıza mümkün olduğu kadar bilgiyi yükleyin. Bu evre beynin hazırlık evresidir. Sonra beyin bu bilgiyi işleyecek siz farkında olmadan hatta uykuda, bu evresine de kuluçka evresi diyoruz.

- Aldığınız bilgileri mümkün olduğu kadar sorgulayın Neden? Niçin? Nasıl? Bilginin işlenmesi sırasında veri olarak attığınız bilgilerin bağlandığını fark edeceksiniz. Yeni bir bilgiyi yani veriyi sorgularken veritabanınızdaki eski verilerle bağlanmasını fark etmeniz sizi bilgi üretir duruma getirdiğini gördükçe öğrenmeden haz alacaksınız. Bu evre de beynin aydınlanma evresidir ki.

- Öğrenmeye doyamayacaksınız!

Betül Emir
betul.emir@windowslive.com

 

 

Öğretmenin Güncesinden 1
Öğretmenin Güncesinden 2
Öğretmenin Güncesinden 3

Hücrede Arş ve Kürsi

Hücredeki Nur

Datayı Hücrede Okumak


Beden Boyutunda Kalp