Nasıl Bağımlı Oluruz ?

Yazan: Michael D. Lemonick (TIME Dergisi, 5 Temmuz 2007)
Çeviren: Esin Tezer

Geçen şubat bir akşam Massachusetts paralı otoyolunda araba kullanırken, bir su şişesine çarptım. Onu yakaladım, arabayı başka yöne doğru dikkatsizce sürmeye başladım. Birkaç saniye sonra da kendimi eyalet polisinin el fenerinden gelen ışığına göz kırparken buldum. “Bu gece ne kadar içtiniz, efendim? ‘’ diye bana emrederek sordu. Kendime çeki düzen vermeden önce, ona eminim yeni gelecek bir cevabı ağzımdan kaçırdım. ‘‘İçki içmedim,” dedim öfkeyle, ‘‘1981’den beri.”

Bu yaptığım seyahate hakikaten de çok uygundu. 20’li yaşlarımın sonlarına geldiğimde, normal insanların içtiği kadar alkolü tüketip, bardağa boşaltıyordum ve bol miktarda da uyuşturucuyu da (çoğunlukla kapta) tüketiyordum. Uygun ölçülerde aktif bir alkoliktim. Şans eseri, bunu pek çok yardımla bırakabildim ve şimdi de Belmont, Massachusetts’deki Mc Lean Hastanesi’ne beynimin fonksiyonel manyetik rezonans imajlayıcısı’nda (fMRI) taranması için yoldaydım. Amacım, kafamın içerisindekinin çeyrek-yüzyıl sonra neye benzediğini görmekti.

İçmeyi bıraktığım zaman, böyle bir deney hayal bile edilemezdi. O zaman sağlık kurumu, alkolizmin ahlaki kusurdan çok bir hastalık olduğu düşüncesini kabul etmişti; Amerikan Sağlık Kurumu (AMA) da 1950’de bunu söylemişti. Fakat; sakatlık veya ölüme götüren belirli semptomlar ve önceden tahmin edilir seyir diğer hastalıkların işaretlerini taşırken, alkolizm farklıydı. Onun fiziksel dayanağı, tamamen bir sırdı. Alkolikleri hiçkimse zorlamamasına rağmen; AMA (Amerikan Sağlık Kurumu) ne derse desin, alkolizm her nasılsa gönüllü olarak yapılan bir şey olarak görülüyordu. Tedavi genellikle konuşma terapisinden, belki de bazı vitaminlerden ve çoğu zaman da İsimsiz Alkolikler’e katılma konusundaki kuvvetli tavsiyeden oluşuyordu. Profesyonel olmayan, 1935’de eski bir alkolik ve aktif bir içici tarafından kurulan bir organizasyon olmasına rağmen; AA (İsimsiz Alkolikler) grup desteği ve toplanmış halk dirayetiyle milyonlarca insana alkolü bıraktırabilmiştir.

AA (İsimsiz Alkolikler) bazı insanlar için hayret verici şekilde etkiliyken,herkes için aynı şekilde işlememektedir. Araştırmalar onun %20 başarılı olduğunu, ve çeşitli tiplerdeki davranış terapisi de dahil, diğer şekillerde olan tedavilerin daha başarılı olmadıklarını belirtmektedir. Uzmanlar aynı rahatsızlığın farklı bir kimyasalla tetiklenmiş olduğunu, oranın uyuşturucu bağımlılığıyla da hemen hemen aynı oranda olduğunu görmekteler.

San Diego’daki Kaliforniya Üniversitesi’nde Psikiyatri profesörü olan Dr.Martin Paulus, ” Üzücü kısım da bağımlılık tedavisinin 10 yıl önce nerede olduğuna baktığımızda, hala daha iyi yerde olmamasıdır ” demiştir. Methamphetamin bağımlılığından iyileşmedense, pek çok kanser türünden sonra iyileşmede daha çok şansınız var.

Bu değişmek üzere. Aynı 10 yıl süresince, araştırmacılar bağımlılığın fiziksel temelini anlamada olağanüstü gelişmeler kaydettiler. Mesela, şu anda eğer tedavi devam ederse ( Eğer üyeler içkiyi bıraktıktan uzun zaman sonra da toplantılara katılırlarsa, İsimsiz Alkolikler-AA modeli) %20 olan başarı oranı %40’a fırlayabilir. fMRI’lar ve PET taramalar da dahil, bir dizi karmaşık teknolojiyle silahlı olan araştırmacılar bağımlının beyninde neyin yanlış gittiğini, hangi nöro-iletici kimyasallarının dengeden çıktığını ve beynin hangi bölgelerinin etkilendiğini çözmeye başladılar.Hafıza-yapıcı işlemleri zorla çalıp ve duyguları işletip, bağımlılığın beyni tamamen ne kadar derin etkileyebildiğinin daha detaylı bir anlayışını geliştiriyorlar. Bu bilgiyi kullanarak; bağımlıyı eski haline yeniden döndürücü, kendini içki içmemeye adamış olan biri için bile en büyük risk faktörü şeyden kesmek için ümit verici yeni ilaçlar tasarlamaya başladılar.

Uyuşturucu Bağımlılığı Ulusal Enstitüsü’nde (NIDA) Klinik Nörobilim Bölümü’nün Direktörü Joseph Frascella, ‘’Bağımlılıklar; negatif sonuçlar altında tekrar eden davranışlar, sizin için kötü olduğunu bildiğiniz şeye devam etme isteğidir” demiştir.

Bağımlılık işte böyle zararlı bir davranıştır, aslında böyle bir evrim uzun zaman önce nüfustan elenmeliydi: Eğer güvenli araba kullanmak tesirin altında zorsa, keskin kılıç dişli bir kaplandan kaçmaya çalışmayı veya öğlen yemeği için bir sincabı yakalamaya çalışmayı hayal edin.

NIDA ‘nın direktörü ve bağımlılığı anlamada imaj kullanmada öncü Dr. Nora Volkow, ‘’ Uyuşturucuların kullanımı medeniyetin başlangıcından beri henüz kaydedilmiştir. Benim görüşüme göre, insanlar her zaman kendilerini iyi hissettiren şeyleri denemek istiyorlar.” ‘’Çünkü uyuşturucu bağımlılığı, geçmiş zamanlara ait atalarımızın beyin fonksiyonlarının düşmanca bir dünyada ayakta kalmasına izin vermiştir.”

Zihinlerimiz nörolojistlerin ‘atlama’ olarak adlandırdığı belirli bir konuya karşı ekstra dikkati vermek için programlandırılmışlardır—bu da özel belirli bir konuya olan ilgidir.Mesela; tehditler, yüksek düzeyde ilgilidirler, bu nedenle biz onlardan içgüdüsel olarak kaçarız. Fakat yiyecek ve seks de böyledir, çünkü onlar kişilerin ve türlerin ayakta kalmasına yardım ederler. Uyuşturucu bağımlılığı, bu hazır programlamadan kendisi faydalanır. Uyuşturucuya maruz kaldığında; o kontrol edilemez olarak tüketen, şiddetli arzu modelini yaratmak için hafıza sistemlerimiz, ödül devrelerimiz, karar verme yeteneklerimiz ve iyileşmemiz hareketlenir, dikkat çekme mekanizmamız hızlanır. Volkow, “Bazı insanların bağımlılığa karşı genetik mizacı vardır” demektedir. “Bu da temel beyin fonksiyonlarını kapsadığı için, eğer yeteri miktarda uyuşturucular veya alkole maruz kalsa herkes bağımlı olur.”

Bu, kimyasal olmayan bağımlılıklar için de böyledir. Kumar oynamadan,seks yapmaya kadar olan davranışlar önceleri bir alışkanlık olarak başlar fakat bağımlılıklara kayarlar. Bazen ortada problemin belirli kökü olan bir davranış da olabilir. Örneğin;Volkow’un araştırma grubu dürtüyle yapılan bir şekilde yemek yiyen, patolojik olarak obez olan insanlar için (ağız, dudaklar ve dil de dahil) yiyecek uyarıcısını işlemden geçiren beyin bölgesinde hiperaktivite sergilemişlerdir. Onlar için, bu bölgeleri aktif hale getirmek zevk merkezine bent kapaklarını açmak gibidir. Gerçi, neredeyse, derinden eğlenilen herşey bağımlılığa dönüşebilir.

Tabii ki, herkes bağımlı olmaz. Çünkü sonuçları değerlendiren ve sadece zevk arayışına baskın gelen farklı ve daha analitiksel bölgelerimiz var. Beyin imajlama, bunun tam olarak nasıl gerçekleştiğini göstermektedir.

Örneğin; Paulus, VA hastanesinin yoğun dört-haftalık rehabilitasyon programına kaydolmuş methamphetamin bağımlılarına baktı. Programı bitirdikten ilk yıl içerisinde içkiye tekrar başlayanlar, bilmeye ve kavramaya ait görevleri tamamlamada ve yeni kurallara çabuk adapte olmada daha az yetenkliydiler. Bu, hastaların beyinlerinin analitiksel alanlarının da karar-verme görevlerini yaparlarken daha az becerikli olabileceğini öne sürmüştür. Beklenildiği gibi beyin taramaları, mantıklı düşüncenin tepkisel davranışa baskın çıktığı etkinleştirmenin düşük düzeylerini prefrontal kortekste göstermiştir. Nüksetmelerde bu yeteneklere uyuşturucuların zarar vermiş olabileceğini söylemek zordur. (kimyasal suistimalin sonucundansa bu bir etkidir) Bilmeye ve kavramaya ait azalmanın sadece bazı tatlı likör kullanıcılarında olması onlarda doğuştan olan özel birşeyin varolduğunu öne sürmektedir. Şaşkınlığına karşılık, Paulus sadece taramalara bakarak, kimin bir yıl içerisinde tekrar eski haline döneceğini %80-90 doğru olarak tahmin ettiğini keşfetmiştir.

Araştırmacılar için bir diğer odak alanı da büyük ölçüde nörotaşıyıcı dopamin tarafından güçlendirilen beynin ödül sistemidir. Araştırmacılar özellikle sinir hücrelerini nüfuslandıran, bileşime bağlayan dopamin reseptörlerinin ailesine bakıyorlar. Buradaki ümit, ‘zevksel sinyali taşıyan beyin kimyasalının etkisinin titreşimini azaltırsan,uyuşturucunun tutunmasını da çözersin’ ümididir. Dopamin reseptörlerinin bir belirli grubu, mesela, D3 diye adlandırılanlar, kokainin, methamphetamin ve nikotinin varlığında daha fazla uyuşturucunun içeri girmesine sinir hücrelerini aktif hale getirmeye mümkün kılmış ve çoğalmış gözükmektedir. NIDA’da Ecza terapileri Direktörü olan Frank Vocci, “Reseptör yoğunluğu yükseltici olarak düşünülmüştür,” demektedir. ” Kimyasal olarak bloke eden D3, birçok uyuşturucunun etkilerini keser. Bu da sanırım ödül sistemini modüle etmede en büyük hedeftir.”

Fakat yarış arabasını durdurmanın iki yolu olduğu gibi (gazı azaltmak veya fren pedalına basmak gibi) bağımlılığı susturmanın da iki ayrı olanağı vardır. Eğer dopamin reseptörleri gaz ise, beynin kendi engelleyici sistemleri de frenler gibi davranır. Bağımlılarda; bu doğal titreşimi azaltan, GABA diye adlandırılan devre (gamma-aminobutrik asit), hatalı ve kusurlu gözükmektedir. Uyuşturucular tarafından başlatılan heyecanlandırıcı mesajlar üzerinde düzgün kimyasal kontrol olmadan, beyin doyurulmuş olduğunu takdir etmemektedir.

Keşfedildiği üzere, anti-epilepsi tedavisi olan ve 60 ülkede pazarlanan (fakat Amerika’da değil), vigabatrin etkili bir GABA propagandacısıdır. Vigabatrin, epilepside fazla aktif hale gelmiş olan kasların kasılmasını ve spazma girmesini sağlayan motor nöronlarını zapt eder. Bağımlıların beyninde GABA arttırımının onların uyuşturucuya karşı olan zaaflarını kontrol etmeye yardımcı olabilmesi umuduyla; Amerika’daki iki biyoteknik şirketi, Ovation İlaç Şirketi ve Catalyst İlaç Şirketi, methamphetamin ve kokain kullanımındaki uyuşturucunun etkisini çalışıyorlar. Şimdiye kadar, hayvanlarda,vigabatrin, GABA’nın çökmesini engellemiştir. Böylece engelleyici bileşimin daha fazlası sinir hücrelerinin bütün formunun içinde saklanabilir. Bu yolla, o hücreler uyuşturucudan bir darbe alıp aktif hale geldiğinde daha fazlası serbest bırakılabilir. ‘’Eğer bu işlerse, tahminen bütün bağımlılıklarda da işler” demekte Vocci iyimserlikle.

Bağımlılık tedavileri için bir diğer temel hedef de stres ağıdır. Hayvan çalışmaları uzun zamandır göstermiştir ki; stres, uyuşturuculara olan arzuyu arttırmıştır. Maddeye karşı kendi kendini yönetmek için eğitilmiş olan sıçanlarda; yeni bir çevre, tanıdık olamayan kafes arkadaşı veya günlük rutinde bir değişiklik gibi stres yapıcılar hayvanları daha fazla maddeye bağımlı olmaya itmiştir.

Daha yüksek, bizler gibi olan yaratıklarda; stres beynin düşünme yolunu da değiştirebilir, özellikle de hareketlerin sonuçlarını düşünme yolunu değiştirebilir. Kendinizi stres dolu bir durumda bulduğunuz, (korktuğunuz, sinirli olduğunuz veya tehdit edildiğiniz) son zamanı bir hatırlayın. Beyniniz sizi ne korkuttuysa onun dışındaki hiçbirşeyi ayarlamadı.(bilinen kavga veya uçuş modu) Vocci, ” Aklın bilinçli bilme veya idrak kabiliyetiyle alakalı olan prefrontal korteks stresle kapanmıştır” demektedir. ” Bu olacak olan bir şeydir, fakat madde bağımlıları duygularını daha fazla dışa vuramazlar.” Daha az cevap veren bir prefrontal korteks de, bağımlıları fazla düşünmeden hareket ettirir.

İnsanların nasıl bağımlı olduklarında hormonların herhangi bir çeşidi, yani erkek-kadın hormonları da rol oynayabilir. Mesela çalışmalar, kadınların adet devrelerinin son kısımlarında, yumurta folikülden dışarı çıktığında ve projesteron ve östrojen hormonları serbest kaldığında nikotine olan özlemlerinde daha savunmasız olabildiklerini göstermiştir.” Beynin ödül sistemleri devirde farklı noktalara sahiptirler” diye işaret etmektedir Volkow. “Daha sonraki evrede daha fazla şiddetli arzu vardır.”

Bu da araştırmacıları, erkeklerin ve kadınların bağımlı olmasındaki biyolojiksel farklılıklar üzerinde ve daha da önemlisi tedavilere yanıt vermelerindeki farklılıklar üzerinde düşünmeye yöneltmiştir. Alkol bağımlılığı, araştırmalarda geleceği parlak bir alandır. Yıllardır araştırmacılar, alkolizmde kadın alkoliklerin erkek alkoliklerden daha hızlı ilerleme kaydettiklerini belgelemişlerdir. Bu teleskop etkisi, şimdi biliyorlar, kadınların alkolü metabolizma için kullandığı yolla çok ilgilidir. Kadınlar daha az alkol dehidrojenaz (likördeki ethanolü bozan mide astarındaki ilk enzim) ve erkeklerden daha az toplam vücut suyu bahşederler. Östrojenle beraber, bu faktörler kandaki alkol üzerinde net bir konsantre etkisi gösterir, her içecekle kadınlara daha yoğun bir tesir gelir. Bu son derece yüksek etkiden gelen zevk, bazı kadınlar için tatmin olmak için yeterli gelebilir ve böylece de daha az içerler. Diğerleri için, bu yoğun sarhoşluk o kadar eğlencelidir ki, deneyimin kopyasını tekrar tekrar yapmaya çalışırlar.

Fakat; dikkatin çoğunu çekmeye devam eden sindirim kanalı değil, beyindir, ve en önemli sebeplerden birisi de teknolojidir. 1985’te Volkow, PET taramalarını beyinlerdeki özelliklerin belirtilerini ve kronik uyuşturucu bağımlılarının sinir hücrelerini, kan akışı, dopamin düzeyleri ve glukoz metabolizması (ne kadar enerji kullanıldığının ve nerede kullanıldığının ölçüsü) dahil kaydetmeye başlamıştır. (ve böylece hangi hücrelerin çalışmaya katıldığını çözmek için kullanılan bir ölçüdür.) Denekler nefislerine bir yıl kadar sahip olduktan sonra,Volkow onların beyinlerini tekrar taradı ve onların uyuşturucu öncesi düzeylerine döndüklerini keşfetti. Bunlar kesinlikle iyi haberler,fakat herşey gittiği yere kadar.

Volkow, “Bağımlılığın neden olduğu değişiklikler sadece bir sistemi içermez,” demektedir. “İki yıl sonra bile değişikliklerin ısrarla kaldığı bazı bölgeler vardır.” Gecikmiş rezonansın bir bölgesi, öğrenmeyi içerir. Methamphetamin bağımlılarında her nasılsa yeni şeyleri öğrenme yeteneği, içkiyi bıraktıktan 14 ay sonra bile etkili kalmıştır. “NIDA’nın Frascella’sı, tedavi beyni normale zorlar mı?” ‘’ veya değişik şekillerde beyin mi tedaviyle normale zorlanır?” diye sormaktadır.

Eğer zarar, bağımlının öğrenme yeteneklerini uzatan bir çeşit zararsa, bu zarar davranışsal alanlarda da asılı kalır, bu da rehabilitasyon programlarının bilmeye ve kavramaya ait terapiye dayandığını açıklayabilir. Maddeye olan ihtiyaç hakkında yeni yollar öğretmek ve kullanmanın sonuçları her zaman etkili olmayabilir, özellikle de bağımlılıktan kurtulduktan sonraki ilk haftalarda ve aylarda. Vocci, ‘’Terapi öğrenme sürecidir” diye belirtmektedir. ” Bağımlıları, bilme ve davranışlarını en az yapabildikleri anda değiştirmeye çalışıyoruz.”

Bir önemli keşif de AA tarafından şans eseri bulunan 90-günlük rehabilitasyon modelinin kanıt tarafından desteklenmesidir. (yeni üyelerin ilk 90 gün için toplantıya katılmaları tavsiye ediliyor- bu da uyuşturucu tedavisi program süresinin tipik limiti) Bunun beynin ne kadar zamanda kendini yeniden ayarlaması ve uyuşturucunun anlık etkisini üzerinden silkinmesiyle de alakalı olduğu ortaya çıktı.

Yale Üniversitesi’ndeki araştırmacılar ‘uyuyan etkisi’ adını verdikleri, bağımlının en azından 90 gün içki ve uyuşturucudan uzak durduktan sonra düzgün karar vermesini ve beyninin prefrontal korteksindeki analitiksel fonksiyonların tekrar devreye girmesini kademe kademe belgelediler.Ivan Pavlov’un ünlü köpeğinin, sesi yiyecekle ilişkilendirmeyi öğrendikten sonra zil çaldığında ağzının salyalarının akmasına neden olan refleks de aynı şartlara dayanan refleksin aynısıdır. Ve bu da, dünyanın bağımlılık araştırmasında ilk sıradaki merkezlerinden biri olan McLean Hastanesi’ndeki beyin taramalarımın amacının fenomeniydi.

Bu çalışma, doğal geri dönüşü hızlandıran prefrontal korteksdeki idrak ve kavramaya ait geliştiriciler veya bağlantıları genişleten bileşimleri araştırmaya yöneltmiştir. Böyle bir geliştirme, beynin daha yüksek bölgelerinde dopamin-ödül sistemini kullanıma hazırlayan daha temele ait bölge olan amigdala’ya karşı bazı çağrılara, anlık zevklere karşı savaşma gücü verecektir. (bu kokaine benzer pudradan, arkadaşlarınızla içmek için geçirdiğiniz vakte kadar olan herşey içindir.)

Altın çağlarımda, bunun kötü bir fikir olduğunu bilsem bile sık sık içerdim. İçki arkadaşlarımla beraberken bardakların ve şişelerin şangırtısını duymanın, diğerlerini içerken görmenin ve şarap veya biranın kokusunu koklamanın dürtüsü çok zor dayanılır bir şeydi. McLean Hastanesi’ndeki araştırmacılar, böyle kokuların fMRI taramasında deneyin beyninin nasıl reaksiyon verdiğini görmek için direkt olarak burun deliklerinin üzerine sürüklenen bir makina keşfettiler. Yeni iyileşen bir alkoliğin beynindeki ödül devresi bu çekici kokularla harekete geçince bir Noel ağacı gibi aydınlanmalıdır.

Ben onların şaşırtıcı stoklarından kati favorim olan koyu birayı seçtim. Fakat bir yüzyılın çeyreği kadar zamandır içmemiştim; benim yine aynı şekilde reaksiyon verip vermeyeceğim açık bir soruydu. Görevli psikiyatristle eğer bir dürtü hissedersem bunun altından kalkıp kalkamayacağımdan emin olmak için olan bir mülakattan sonra, buharlaştırıcıdan burnuma bira aroması taşıyan bir tüpe bağlanmıştım. Daha sonra da, fMRI çalışırken, aynı tanıdık kokuyu içime çekmek için makinaya kaydırıldım.

Kokular içki içmek için kuvvetli arzuyu tetiklese de; bu işten kendimi uzak tutmanın yollarını uzun zamandan beri öğreniyorum. (veya biri öyle yapmam için bana yardım ediyor.) 90-günlük eski hale dönme periyodunun beynin iyileşme devriyle paralel olması gibi, böyle bir strateji bağımlılığın yeni teorileriyle aynı çizgidedir. Bilimadamları, sönen isteklerin duyguların geçmesiyle değil; bağımlıya iyileşmenin yeni şeklini öğreten, beynin bilmeye ve kavramaya ait gücünün amigdala ve diğer daha düşük bölgelere seslenmesiyle olduğunu söylemektedirler. Vocci, ‘’o çağrının sönmesinin amigdala’nın daha zayıf hale gelmesi değil, ön korteksin daha kuvvetli hale gelmesidir” demektedir.

Böyle yeniden öğrenme, insanlarda resmen çalışılmamış olsa da; Vocci bunu kapsayan çalışmaların, bütün şeylerin ve fobilerin temelinde işleyeceğine inanmaktadır. Fobilerin ve uyuşturucuların beyindeki yüksek ve düşük devreler arasında aynı çekişmeyi kullandıkları ortaya çıkmıştır. Virtüel-realite cam asansörüne yerleştirilmiş ve antibiyotik D-Cycloserin’le tedavi edilmiş insanlar, yüksek korkularını aynı ilaçtan faydalanmayan insanlara nazaran yenebilmişlerdir. Vocci: ” İlaçların bu kadar belirli bir şekilde bilme ve kavramayı etkileyeceğini hiç düşünmezdim” demektedir.

Böyle sürprizler, uzmanların bile ‘bağımlılığın acaba hiç tedavi edilir olup olmadığı’ konusunda spekülasyon yapmalarına izin vermiştir. Bu delice fikir, şimdiki inançlara kati surette karşı çıkmaktadır. Rehabilitasyonlu bir bağımlı her zaman tedavidedir; çünkü küre tabi tutulmuş olan kişi içki içme veya sigara içme veya uyuşturucu kullanmada dezavantajda yıkıma sürüklenendir. Fakat tedavinin prensip olarak imkansız olmadığının işaretleri de vardır. Yakın zamandaki bir çalışma, insula’ya (beynin duygusal, içgüdü-sezgisellikle alakalı algılamaları) zarar veren bir inme geçiren tütün içicilerinin nikotine karşı artık hiçbir arzu hissetmediklerini göstermiştir.

Bu heyecan vericidir, çünkü insula diğer beyin fonksiyonlarına (tehlikeyi algılama, tehditleri önceden tahmin etme) da kritik bir bölgedir. Bu bölgeye zarar vermek, kasıtlı olarak yapmak isteyeceğiniz bir şey değildir. Beynin birbirine karışmış pek çok sistemiyle, diğerlerini dengesizliğe itmeden sadece birini ayarlamak imkansız olarak ispat edilebilir.

Volkow, ‘’Buna rağmen, bağımlılık medikal bir vaziyettir. Tedavilerin hastalığın patolojisini (seyrini) tersyüz ettiğini hatırlamalıyız. Bir tedavi hakkında düşünmeye kendimizi zorlamalıyız, çünkü eğer bunu yapmazsak; bu hiçbir zaman gerçekleşmez” demektedir. O hala, yeni fikirlerin sadece düşünüp taşınmayla olmayacağını itiraf etmekte hızlı davranıyor. Bağımlıların beyin fonksiyonları o kadar karmaşıktır ki; bu illete yakalanmış olan kişiler, 12 basamaklı iyileşme programının onlarca yıldır üzerinde durduğu gibi, beyinleri ne kadar sağlıklı gözükürse gözüksün; seçimleri olan uyuşturucuya karşı hasar görebilirliklerini kaybetmemişlerdir.

Bu noktada tahminen ben galiba bir vakayım. McLean Hastanesi’nin içindeki fMRI’da biranın kokusuna beynim güçbela cevap verip aydınlandı. Hastanenin Davranışsal Psikofarmakoloji Araştırma Laboratuarı’nın Direktörü ve Harvard Tıp Okulu’nda profesör olan Scott Lukas, ” Bu kişisel olarak gerçekten de sizin için değerli bir bilgi” dedi. “Bu, beyninizin bira çağrılarına karşı olan hassasiyetinin uzun zamandır geçmiş olduğunu gösterir.”

Bu benim gerçek-dünya tecrübemle de aynı şekilde; eğer akşam yemeğinde birisinin birası varsa, kendim de masanın ortasına atlayıp, birayı sıkıca kavramayı veya aynısından kendime de ısmarlama dürtüsünü hissetmiyorum. Bu iyileştiğim manasına gelir mi? Belki. Belki de bu, bağımlılığın avına tekrar düşmem için daha kuvvetli bir tetiklemenin gerekeceği manasına da gelebilir—mesela, bir bardak birayı içip devirmem gibi. Fakat istediğim en son şey, onu teste tabi tutmak. Pek çoklarının bunu denerken dehşet verici sonuçlarla karşılaştığını gördüm.

Check Also

Bilim İnsanları Zihinsel Ve Fiziksel Sağlık Arasındaki Sıkı Bağa Işık Tuttular

Profesör Lisa Feldman Barrett’ın önderliğinde yapılan bu yeni  araştırmanın gerçekten de zihin ve beyin arasındaki ...