KURÂN’I KİM YAZDI?

“Rasûlullah’ın “Nokta”sından “Arş”ına, oradan da melekî kuvveler ile beynine ve dolayısıyla bilincine inzal olan Kurân-ı Kerîm; “nokta”dan açığa çıkması sebebiyle, tüm “Evrensel Sistem ve Düzen”in işleyiş mekanizmasını, “Sünnetullah” ismiyle işaret ederek anlatır. Zira her birim kendi “Nokta”sının projeksiyonu olarak vardır ve hepsi aynı Sistem ve Düzen’e tâbidir! Önceki yazılarımda da vurguladığım gibi, gökten, uzaydan bir yerden ciltli veya ciltsiz kitap veya sayfalar inmemiş; Rasûl veya Nebilerin hakikat “nokta”larından bilinçlerine “bilgi” inzal olmuştur.”
AHMED HULÛSİ, !YENİLEN ’den

En yakın tartışma bundan yaklaşık sekiz ay önce, Suruş’un Hollandalı bir gazeteciyle İslam’ın en hassas konularından Kur’an-ı Kerim’in ilahi kaynağıyla ilgili konuşmasından sonra başladı. Müslümanlar uzun zamandır kutsal kitaplarının Tanrı tarafından Peygamber Hz. Muhammed aracılığıyla kelime kelime indirildiğine inandı. Fakat Suruş; röportajında, Kur’an’ın “risalet deneyimi” olduğuna dair alternatif düşüncesini açığa çıkardı.

Bana, peygamberin “Kur’an’ın hem alıcısı hem de üreticisi olduğunu ya da, vahyin hem öznesi hem de nesnesi olduğunu” anlattı. Suruş, “Kur’an’ı okuduğunuzda, bir insanın sizle konuştuğu hissine kapılırsınız, yani; kelimeler, betimler, kurallar ve düzenlemelerle benzer tüm şeyler insan zihninden gelmektedir” dedi ve ekledi: “Bu zihin, tabii ki, Tanrı’nın ilhamı ve kutsallıkla boyanmıştır”.

İnternet sayesinde Suruş’un sözleri yayıldıkça, İran’ın Ayetullahları da savaşa dâhil oldu. Onların reddiyelerinde, imamlar Kur’an’ın şu ayetlerini öne sürdü: “Bu sana (Yâ Muhammed) indirdiğimiz mübarek bir kitaptır” (Sad / 29). Bu ayetleri, Tanrı’nın vahiy edici ve Muhammed’in alıcı olduğunu göstermiyor mu diye sordular. Ayrıca Muhammed’in vahiy gelmesi için sabırsızlandığına ve 300’den fazla durumda peygamberin etrafındakilere şu ya da bunu yapmasını söylemesinin emredildiğini ileri sürdüler. Argümana göre, bu emirler peygamberin zihninden ya da kalbi dışında başka bir yerden geldiğini göstermekteydi. Suruş; karşılık olarak, peygamberin papağan olmadığını söylüyor.

Suruş bana, peygamberin daha çok kendisi için bal üreten bir arıya benzediğini ve bu bal üretme mekanizmasının Tanrı tarafından ona verildiğini ifade etti. Bu “Kur’an’ın kendi örneğidir” diyor Suruş, ve şu ayeti getiriyor: “Rabbin, arıya vahyetti: ‘Dağlardan, ağaçlardan, insanların yaptıkları çardaklardan evler edin. Sonra her türlü meyvelerden ye, Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollara gir. İşte o arının karnından değişik renkli bir şerbet çıkıyor; onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda tefekkür eden bir kavim için önemli bir âyet vardır.” (Nahl / 68)

Suruş, Müslüman Luther olarak tanımlanıyor. Fakat Protestan reformcunun aksine kutsal kitaplar hakkında harfi harfineci (literalist) değil. Onun çalışması 19’ncu yüzyıl Alman bilim adamlarının İncil’i orijinal bağlamında anlamaya çalışanlarınkine benziyor. Tipik bir örnek: Kur’an’da yer alan ya da Muhammed’e atfedilen hırsızın elinin kesilmesi ya da zina edenin taşlanması ifadeleri, peygamber dönemine ait çalışan kuralları ve düzenlemeleri bildirir. Bugünün Müslümanları, eğer ellerinde daha insancıl yollar varsa; aynı adımları izlemek zorunda değiller.

Yazan: Muhammed Ayetullah Tabar
Kaynak: http://www.nytimes.com/2008/12/07/magazine/07wwln-essay-t.html?_r=2&scp=3&sq=Mohammed%20prophet&st=cse
Çeviri:Esin Tezer – esintezer@gmail.com

Check Also

mars1

Peki ya Mars’a Koloni Yerleştirirsek

Yıl 2066. Güneş, kızıl gökyüzünde belli belirsiz yükseliyor, hidroponik(suda bitki yetiştirme) arazilerini aydınlatıyor. Mars’taki ilk ...