Din, Pornografi ve Yiyeceklerin Buluştuğu Yer

Sarımsak, bilirsiniz, yaban soğanı, sağlığınız için kötü etkileri var. Hatta yeşil soğan, pırasa, frenk soğanı – alyum bitkileri de insan sağlığı için kötü etkiler barındırır. Bekar kimselerin tutkularını canlandırıp akıllarını başka yere vermesine sebep olurlar,  uzak durmanızda fayda var.

 

Hint Ayurvedası, belli bazı yiyeceklerden sakınan tek sistem değildir. Gerçek bir Ital yemeğinde (Rastafari inancını benimseyen kimseler tarafından geliştirilen ve benimsenen, işlenmiş olmayan, doğal içerikli besinlerin kullanıldığı bir diyet tarzı) asla tuz kullanılmaz. Koşer beslenmede treif  (Yidiş dilinde yenilmesi veya  kullanılması uygun olmayan ürün) yer almaz. Bu tarz Musevilikte domuz etini unutun, Ital diyetinde de domuz etini unutun. eğer 15. Yüzyıl İspanya’sında değilseniz Domuz etini unutun gitsin.

 

Yiyecek kısıtlamaları, bir çok spiritüel ve dini sistemin tamamlayıcı bir parçasıdır. Bu, kısmen kabile ilişkilerinden geliyor. “O adamlar inek mi yiyorlar? Ne kadar pis bir hayvan. Kimse inek yememeli! İnekler kutsaldır!”

Bu çekişme kabileler arasında olmuş olsa da, özünde Hindistan’da olan şey budur. Brahmanlar daha alt kast tabakasındakilerin, başlıca paylarından tüketmesini istemediler. Rahipler ve yüzde 1’lik kesim dışında, herkes için bir yasak doğmuş oldu. Müslümanlar ele geçirene kadar durum böyleydi. “O adamlar mı ineklerimizi mi yiyecekler? Ama manda yağı kutsal! Bizim ineklerimize dokunmayın – birer tanrı onlar!”

 

Bugünlerde genellikle, insanların dini görüşlere dayalı yiyecek kısıtlamaları eskisi kadar fazla olmasa da, saflaşmakla ilgili inançlar, diğer alanlarda uygulanmaya başlandı. Neleri yememiz ve nelerden uzak durmamız konusundaki takıntılarımız her zaman olduğu kadar güçlü. Elveda şeker. Elveda gluten.

 

Yiyeceklerimiz kadar mahrem ve kişisel bir şey yok. Beslenme alışkanlıklarımız, duygusal düalizmimize sesleniyor: Vücutlarımızın saflık sembolü tapınaklar olmasını isterken aynı zamanda da bu bedenlerimizin ötesine geçmek istiyoruz. Bu süreci sekteye uğratan herşeye, hata olarak bakılıyor.

 

Eric Schlosser, 2003’te yazdığı Reefer Madness kitabında, görsel gidişatı takip ederek, bacaklara bakmaktan her türlü uç ilişki türüne  kadar,  Amerikan pornografi endüstrisini inceledi. Beyin bir şeye alıştı mı, bıkkınlık oluşuyor. Daha fazla uyarım gerekiyor. Besinler artık bunu sağlayamayacak; onun yerine süper besinler olmalı. Sıradan beslenme hem zevksiz bir hal aldı hem de toksik; yani arınmamız gerekiyor.

 

“Arındırıcı” kavramından daha öngörülü bir ifade olamaz. Zaten, ne yediğimize bağlı olmaksızın vücudumuzu temizleyen bir mekanizmaya sahibiz: dolaşım sistemimiz. “Juice Cleanse” (çiğ meyve-sebze suyu detoksu) öncelikle ve her şeyden çok, “süper besin” gibi bir pazarlama terimi. Yanlış anlamayın. 10 Yıldan uzun bir süre fitness alanında çalıştım. Sağlıklı ve vejetaryen besleniyorum ve bir kimsenin içeriğine bakmadan herhangi bir gıda ürününü mideye indirecek olmasına inanamıyorum. Besin kaynaklarımızla bağlantımızın kopması, şehirleşme ve mekanikleşmenin bir sonucu. Ben de, bu nedenle kendi sistemime neyin gittiğine ve içeride nasıl tepki oluşturduğuna bakmak için elimden geleni yapıyorum.

 

Rahatsız edici olan, yiyeceklere gösterilen fanatik bağnazlık. Ayurveda’nın doğru tespit ettiği bir şey var: Her birimizin bir beslenme programı belirleme noktasında dikkate almamız gereken, kendimize özgü bünyelerimiz var. Şeker hastalığından veya çölyak hastalığından muzdarip kişiler için şeker ve gluten uzak durulması gereken şeylerdir. James Hamblin’in belirttiği gibi, bir çok “toksik” madde, alınan doza bağlı. Çok fazla tüketirsen, tabiiki problemler olacaktır.

 

Buradaki esas mesele, Hamblin’in, din alimi Alan Levinovitz ile Gluten Yalanı adlı yeni kitabıyla ilgili olarak ele aldığı konu: Saltçılık. Levinovitz’in dediği gibi, “Dinle ilgili olan inançlar o kadar güçlü olabilir ki insanlar, bunları kimliklerinin bir parçasını feda etmeden kabul edemezler. Beslenmeyle alakalı da aynı şey geçerlidir. Eğer bir beslenme biçimini benimsediyseniz ve bu da kimliğinizin bir parçası haline geldiyse, birine şeker veya gluten tüketmeyi gözden geçirmesini teklif etmek kadar basit bir olgu, sanki onun inancından vazgeçmesini istemek gibi bir şey. Kimliklerinin özü hakkında temelde yanılgı içinde olduklarını kabul etmeleri demek. Dahi bilim adamları ve Büyük Tarım’ın (Big Agriculture) içinde olan insanlar muhtemelen haklı olamazlar çünkü onlar, kötü adam.”

 

Levinovitz gibi ben de, insanların varoluşlarına gerekçe göstermek ve aydınlatıcı olmak adına yarattıkları hikayelerin büyüsüne kapıldıktan sonra dine bir yakınlık hissettim. The Storytelling Animal kitabında Jonathan Gottschall diyor ki, insanların kendileri, beyinlerinin bir hikayenin gücüne duyarlı olması kadar doğal hikayeci değiller. Beynimiz boşluklardan nefret eder. Açıklanmamış kısımları doldurmak için her türlü masalı türetiriz. Dinin nöral dayanağı bu olmalı.

 

Yiyeceklerle olan ilişkimizin nasıl aynı gidişatı takip ettiğini görmek de kolay. Din, bizden önce burada değildi. Bir bakıma din, ahlaksız olarak addettiğimiz başka kabileler gibi, hayvan krallığından da “üstün” hissetmek için ardı arkası kesilmeyen saflık arayışımızdan doğdu. Din, bir düşünce şekli. Dolayısıyla beynimizi ve bedenimizi neyle besliyorsak, benzer bir yönde ilerleyecek olmaları akla uygun geliyor.

 

Metafiziğin bizi sınıflandırmasına benzer olarak, beslenmemiz de aynı şeyi yapıyor. “Toksik” gıda obsesyonu, BluePrint Juice gibi şirketlerin 11 dolarlık hindistan cevizi suyu şişeleriyle- ya da yaklaşık 200 dolar tutarındaki 3 günlük detoks paketleriyle, hiç bir kaygı duymadan, tam anlamıyla nemalandığı bir endüstri yarattı.

 

İlahlar hakkında etraflıca düşünürken yaratılan endişe gibi, beslenme ile ilgili laf kalabalığı arasında ayıklama yaparken oluşan stres de beyninizi patlama noktasına getirmeye yetebilir. Eğer sarımsağın meditasyonunuza zarar vereceğini düşünüyorsanız, o zaman onu yiyip, meditasyona oturup, kendinize olayın bozulduğunu söylemeniz bunu gerçek kılacaktır. Bu nevroz için alyum bitkisi şart değildir.

çeviri: Sena Erkan

kaynak: http://bigthink.com/21st-century-spirituality/where-religion-pornography-and-food-meet

 

 

 

 

 

 

Check Also

Evrenimizin Sonu Nasıl ve Ne zaman Olacak ?