Bir Çin Araştırması’ndan Beslenme Üzerine Tavsiyeler

Altı yıl önce küçük bir Texas yayımcısı piyasaya bir baba-oğul takımı tarafından yazılmış olan anlaşılması güç bir kitap sürdü. Bu ikilinin Çin ve Tayvan’ın kırsal kesimlerinde sürdürülen bir dizi araştırmaya dayandırdığı çalışması bitkisel beslenme üzerine dikkat çekerek sağlık ve beslenme üzerine var olan geleneksel kanıyı zayıflattı.

T. Colin Campbell, Ph.D.
“Çin Araştırması” (The China Study) adlı kitap piyasaya girdiğinden beri 500.000 kopya satarak herkesi şaşırtan bir biçimdde, “beslenme” kategorisinde ülkenin en çok satan kitapları arasına girdi. Cornell Üniversitesi, Oxford Üniversitesi ve Çin Alternatif Tıp Akademisi’nin 20 yıllık ortaklığı ile gerçekleştirilen bir araştırmadan yola çıkan kitap, hayvansal ürünleri fazlasıyla tüketen bireylerde kronik hastalıkların başgösterdiği, ancak bitkisel yiyeceklerle beslenenlerinse çok daha sağlıklı olduğu bilgisine yoğunlaşmaktadır.
Hatta geçtiğimiz baharda eski Başkan Bill Clinton bitkisel beslenmeye dönerek nasıl 11-12 kilo verdiğinden bahsederken bu kitaba atıfta bulunmuştu. Başkan, süt ve süt ürünlerine son verip badem sütü, ve özellikle bakliyat, meyve,  sebze, ve nadiren de balık üzeine dayalı bir beslenme diyeti ile hayatını sürdürmeye başladı.
Yakın zamanda kitabın yazarlarından biri ve Cornell Üniversitesi’nde fahri profesör olan T. Colin Campbell ile kitabın başarısı, arkasında yatan araştırma ve neden halkın sağlık problemlerinin bitkisel beslenme ile çözülebileceğini düşünmesi üzerine konuştum. İşte diyaloğumuz.

Soru:

Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Cevap: 
Uzun bir süredir bu bölümdeyim ve Cornell Üniversitesi’nde ilgili geniş çaplı bir araştırma programı yürütmekteyimdim. Programımın güzel bir namı vardı. Sonunda öyle bir noktaya geldim ki yeni keşifler son derece heyecan verici ve kışkırtıcı olmaya başladı. Nihayetinde oturup hikayemi yazmaya koyuldum.

Soru:
Hikayenizi farklı kılan neydi?

Cevap:
Kariyerimin ilk yıllarında “beslenme”yi oldukça klasik anlamda öğretmekteydim. Besin besin anlatmaktaydım. Bu, aynı şekilde araştırmalarımızı yaptığımız yöntem. Filipinler’de ve Çin’de yaptığım araştırmalardan sonra anladım ki beslenme anlayışı üzerine çok daha değişik bir dünya varmış. Şu anda adeta başlangıçtakinin tam tersi bir görüşe döndüm.

Soru:
Görüşleriniz nasıl değişti?

Cevap:
Ben bir mandıra çiftliğinde büyüdüm. Süt sağdım. Okumak için Cornell Üniversitesi’ne gittim ve düşündüm ki geleneksel Amerikan diyeti en iyisiydi. Ne kadar süt ve süt ürünleri, et ve yumurta tüketirsek o kadar iyiydi. Kariyerimin ilk dönemi protein, protein, protein üzerine dayalıydı – dünyadaki tüm illetleri kurtaracakmış gibi… Fakat araştırmaya başladığımızda anladık ki gereğinden fazla protein kolestrol ve damar sertliği oranını yükseltip aynı zamanda başka sorunlara da yol açmaktadır.

Sorun şu ki biz koca bir bütün içinden tek bir besin ögesi üzerine çalışıyoruz. Araştırmalarımız da bu şekilde- bir vitamin, bir mineral, bir yağ…hep ayrı ayrı. Bu hep çok kısıtlayıcı, kısır bir yol oldu. Ancak anladım ki protein pek de düşündüğümüz gibi değildi. Beslenme aşışkanlığımızı yıllardan beri ciddi biçimde mahfetmekteyiz ve problemlerimizin sebebi bu bozulma.

Aldığım en büyük ders şu olmuştur ki “A” sonucunda “B” olur gibi düz bir mantık çerçevesi içinde düşünmemeliyiz. Her şeyi bir bütün içerisinde algılamalıyız. Bu biyolojik olarak çok karmaşık bir sistemdir. Hayatımızın her anında vücudumuz sağlıklı kalabilmek adına çaba sarfetmektedir. Buna yardımcı olacak kaynaklardan nasıl yararlanabiliriz? Bunu anlamaya çalışmak için tek düze besin ögeleriyle beslenmemeliyiz. Hangi genin neye yaradığını keşfetmeye çalışmamalıyız. Ama bu iki alan yıllardır araştırma konusu olmaktadır.

Soru:

O halde nasıl yemeliyiz?

Cevap: 
“Vejeteryan” sözcüğünü kullanmıyorum. Bu tip kelimeleri pek sevmem. Bu şekilde beslenmeyi seçen kişilerin nedenleri ideolojiktir. Bu insanların tercih sebeplerini kötülemek istemem; fakat insanların bitkisel beslenme üzerine konuşmalarını ve deneysel bilim çerçevesinde düşünmelerini istiyorum- ideolojik bir eğilim içerisinde değil.

Kısacası her türlü yiyeceği tüketmeliyiz. Genlerin sağlığımızın nasıl olacağını belirlediği fikrine güvenmemeliyiz. Ek besinlerin bir beslenme yolu olduğu kanısından kaçınmalıyız, çünkü öyle değil. Bütünden bahsediyorum, bitkisel yani bitki bazlı beslenme. Kanserden diyabete bir çok hastalığın tedavisinde ve önlenmesinde oldukça geniş bir etkiye sahip.

Soru:
Tamamen bitki bazlı bir diyeti mi savunuyorsunuz?

Cevap:

Biz böyle yapıyoruz; yani ailem, beş yetişkin çocuğum ve beş torunum. Hepimiz bu şekilde besleniyoruz artık. Dediğim şu ki ne kadar çok bitkisel bir diyete yönelirsek o kadar çok sağlıklı olacağız.
%100 bitkisel beslenmenin %95’ten daha iyi olduğuna dair kanıtlarımız olduğu için öyle demiyorum. Ancak birine kanser ya da kalp hastalığı teşhisi konulursa, bu yöntemi denemek akıllıca olur. Biraz ondan biraz bunda yiyebilirsiniz demeye başlarsam saptırılmalar olacaktır. Lezzet tercihimiz değişkenlik gösterebilir. Alıştığımız, hatta bağımlısı olduğumuz yiyecekleri tercih ederiz yani.
Bitkisel bir diyete başlamak istiyorsak bu başta zor olabilir; ancak birkaç ay geçtikçe göreceğiz ki damak zevkimiz değişecek, yeni tatlara açık olacağız ve hatta eski alışkanlıklarımıza geri dönmek istemeyeceğiz. Bu diyet din gibi kutsal ve vazgeçilmez değildir benim için elbette ki; ama ne kadar çok uygulayabilirsek o kadar çok sağlıklı olabiliriz.

Soru:

Kitabınızın başarısına şaşırdınız mı?

Cevap:
Biraz şaşırdım. Tıp fakültesini yeni bitirmiş olan oğlumla bu kitabı yazmaya başladığımda ne kadar iyi sonuç vereceği konusunda pek bir fikrim yoktu. Kitabın basılması için ilk nüsha ile yayımcı yayımcı gezen bir aracımız vardı, ve tüm yayımcıların istediği sayfaların %60-70’inin tariflerden oluşmasıydı. Ben de dedim ki “Bu benim işim değil”. Yani benden kitabı iyice sığlaştırmamı istediler.

Ben de Texas’ta neyi nasıl yapmak istiyorsak buna izin veren küçük bir yayımevine gittim. Nutuk çekmek istemedim. “Böyle olması gerekir” diyen bir kitap yazmak istemedim. Bu, aslında nasıl öğrendiğimi anlatan ve okuyuculara seçme şansı sunan bir kronoloji. Diyorum ki “İnanmıyorsanız deneyin, görün”. Uyguluyorlar ve sonuçlarını alıyorlar. Ve de herkeslere söyleyip tavsiye ediyorlar.

 

Çeviri: Mehtap YAZICIOĞLU
Yazan: TARA PARKER-POPE
http://well.blogs.nytimes.com/author/tara-parker-pope/

Check Also

Beyniniz, Bakmadığı Halde Yüzleri Görür!

 Gerçekten bakmadan bir şey görebilir misiniz? Beyniniz görebilir! Almanya’da yapılan bir araştırmada, kişi farkında olmasa bile ...