Bilinçaltı Zihin : Duyulmamış Kahramanınız

Yazan: Kate Douglas  (New Scientist Dergisi, 29 Aralık 2007)
Çeviren: Esin Tezer

Dört Zihinde

Bu yılın başlarında kendimi düşünmek hakkında düşünürken buldum. İnsan zihnini belirli biçimde bu kadar özel yapan şey nedir? Pek çok insan gibi, bilinçli bir düşünce için cevabın her zaman kapasitemizde yattığına inanıyorum. Fakat geçenlerde Frankfurt, Almanya’daki Ernst Strungmann Forum’unda konuşmacıları dinlerken bundan daha fazlasının olup olamayacağını düşünmeye başladım.

Merakımı uyandıran ‘’Bilinçliden Daha İyi’’ adlı tartışma oldu. Orada toplanan bilimadamlarının ne söylediklerini dinledikçe ve onlarla işleri hakkında konuştukça, bana bizi diğer hayvanlardan ayıran şeyin yalnızca yüksek bilincimiz olmadığı gözüktü. Aslında bilinçaltı düşünce süreçleri; benzersiz şekilde insana ödül olarak verilen pek çok zihinsel beceride (yaratıcılık, hafıza, öğrenme ve lisan da dahil) bilinçli zihne ikinci kemanı çaldırma şöyle dursun, kritik bir rol oynayabilirler.

Bilinçaltının modern görüşleri şimdi itibarını kaybetmiş olan Psikoanaliz Teorisi’nin bir parçası olarak Sigmund Freud tarafından keşfedilmiştir. Pek çok nörobiyolog, bilincin dışında olan düşünce süreçlerini anlatmak için ‘’bilinçaltı’’ kelimesinden kaçınarak, ‘’bilinçli olmayan’’, ‘’ön bilinçli’’ veya ‘’bilinçsiz’’ kelimelerini tercih etmelerine rağmen; bugünlerde bilinçaltı daha sağlam bir bilimsel dayanağa sahiptir.

Freud ve takipçileri bilinçaltının; daha mantıksal ve ayrı bilinçli zekâyla sürekli savaşa sürükleyen duygusal ve dürtüsel bir güçten biraz daha fazlası olduğunu gördüler. Şimdi biliyoruz ki, bu görüş çok basit. Bizim bilinçaltımız rasyonalite tarafından kontrol altına alınması gereken, düşünmeyen bir otomatik-pilot değildir; fakat davranışa amaçlı, aktif ve bağımsız bir kılavuzdur.

Bazı bilimadamları, onun günlük aktivitelerimizin geniş çoğunluğundan sorumlu olduğuna ve bizim onun tarafından idare edilen ‘’yaşayan ölü’’lerden başka birşey olmadığımıza inanmaya kadar işi ileri götürdüler.

Bu uçdeğer bir bakış açısıdır, fakat geçen birkaç yıl içerisinde araştırmacılar insan bilincinin doğasını ve onun bilinçaltından nasıl ayrıldığını anlamaya çalışarak bazı şaşırtıcı keşifler yaptılar. Pek çok çalışmayı biraraya koyun ve diğer bir resim ortaya çıkar. İnsan olmak için bilinçten daha fazlasına ihtiyaç vardır.

Bilinçaltının bu yeni görünümünü elde etmede nörobilimadamları ve psikologlar büyük bir engelin üstesinden gelmek için çok savaşmak zorundaydılar. Şimdiye kadar bilinçli ve bilinçaltı düşünce süreçleri arasında ayırım yapmanın güvenilir bir yolu olmamıştır. Yeterince kolay anlatılabilirler.

Psikologlar açık/saklı, yöntemsel/ bildirimsel veya otomatik/kontrol edilen terimlerini, düşünce süreçlerini ayırmak için kullanıyorlar. Mesela açık, bildirimsel veya bilinçli düşünceler kelimelerle kolay ifade edilebilenlerdir; fakat bilinçli düşünceler ise zor ifade edilirler. Bilinçli düşünce süreçleri, eğer dikkatinizi başka bir yere çevirmek zorunda kaldıysanız altüst olurlar. Bilinçaltı olanlar ise olmazlar. Fakat beynin imajına bakıp, hangi tip düşünce süreçlerinin kullanıldığını henüz söyleyemezsiniz.

Oysa, Amerikan Ulusal Sağlık Enstitütüsü’nün Fransız dengi olan INSERM’deki Kavramsal Nöroimajlama Ünitesi’nin Direktörü Stanislas Dehaene’nin belirttiği gibi; bilinçli/bilinçaltı ayrımını araştırmanın pek çok yolu vardır. Bir tanesi, yaralanma veya inme sonrasıGörsel Stimulus’u (Görsel Uyarıcı) bir tarafta görememe durumu olan körbakış gibi hallere sahip beyin hasarlı insanlar üzerinde çalışmaktır. Onlar bir hareketi veya bir objeyi görmenin farkına varamasalar da; o görsel alanın içindekinin ne olduğunu tahmin etmeye zorlandıklarında tesadüfen beklenenden çok daha iyi görürler. Bu da onların bilinçli olarak bir uyarıcıyı görmeseler de; ne gördüklerini bilinçaltında işlemden geçirebildiklerini ve uygun bir şekilde yanıt verdiklerini ileri sürmektedir.

Dehaene’nin laboratuarında kullandığı bir diğer yaklaşım, Maskeleme olarak adlandırılmıştır. Burada gönüllülere bir kelime sadece saniyenin binde birinin birkaç tensi (transkütanöz elektrik sinir stimülasyonu) kadar gösterilmiştir. Deneğin kelimeyi bilinçli olarak farketmesini önleyen bir diğer imaj olan maskeyle de devam edilmiştir. Kelime ve maske arasındaki gecikme gittikçe arttırılarak; kelimenin farkında olma, bilinçaltı zihinden bilinçli zihne taşınmaktadır. Bu meydana geldiğinde; bunu deneklere bir an için gösterilen kelimeyi ne zaman farkına vardıklarını söylemelerini sorarak veya daha objektif olarak, gönüllülere hedef kelime hakkında sorular sorarak (mesela, onlara onun doğal veya yapay bir madde olup olmadığını sorarak) ölçebilirsiniz. Beyin taramaları kullanarak, kelimenin bilinçaltı ve bilinçli algılanmaları esnasındaki beyin aktivitesinde oluşan farklılıklara da bakabilirsiniz. (PLoS Biyoloji, volüm 5, e260).

Bu metodlar, iki imaj arasındaki aralık 50 saniyenin binde biri kadar olduğunda maskeli kelimeyi bilincin içine ‘’fırlamış’’ olarak göstermektedir. Bundan daha azında eğer kelime duygusal anlama sahipse, daha dikkat çekici olmaktadır. Kelime bir kez bilinçli algılandıktan sonra da, Dehaene’nin nöroimajlama deneyleri hem fonksiyonel MRI hem de EEG kullanarak alabildiğine açılmış beyin aktivitesini gözler önüne serip, yansıtır gözükmektedir. Dehaene, bilinçli süreç için iki şeyin gerekli olduğuna inanmaktadır: Stimulus(Uyarıcı) yeterince kuvvetli olmalıdır ve biz dikkatimizi ona odaklamalıyız. Bu bir kere olduktan sonra, beynin pek çok alanı (çalışır vaziyetteki hafıza da dahil) kelimeye erişime sahip olur.

Bekleyin ve Farkedin 

Bilinçli algılama için bu kadarı yeterlidir. Böyle bir çalışma bize madeni paranın öbür yüzü hakkında ne söylemektedir? Dehaene’nin maskeleme deneyleri, bilinçaltının kapalı bir kutu olmaktan uzak olduğunu ileri sürmektedirler. Dehaene, kelime 50 saniyenin binde biri kadar bir an gösterilse ve insanlar da onu gördüklerinin farkında olmasalar bile; onların raslantısal olandan daha sık olarak kelimenin doğal veya yapay maddeyi tarif edip etmediğini hâlâ tahmin edebildiklerini keşfetmiştir.

Bu da beyinlerimizin içsel ve dışsal ortamımızı sürekli olarak izlediklerini, öyle ki; girdi yeteri kadar önemli olmaya başladığında, bilinçaltının bilinçli olanı devreye almaya karar verdiğini ve orada ne olduğunun farkına vardığımızı ileri sürmektedir. Bu kesinlikle Seattle’daki Washington Üniversitesi’nden nörobiyolog Michael Shadlen’ın inandığıdır. Shadlen, “Normal bilinçsiz beynin farkına varıp varmama ve devreye alıp almamada acele karar vermek için çevreyi izlemesinden şüpheleniyoruz… Hepsini devreye sokma kararı, aslında, bilinçsiz bir kararın bilinçli olmasıdır,” demektedir.

Bilincin bilinçaltı beyin tarafından orkestra edildiği fikri, altı yılını minimal bilinçli bir halde geçiren bir adamın yakın zamandaki çarpıcı ‘’uyanışıyla’’ destek bulmaktadır. New York’daki Weill Cornell Tıp College’den Nicholas Schiff ve onun takımı, adamıntalamus (beyindeki sinir ucu)olarak adlandırılan, beyin sapı ile serebral yarı küre arasında bulunan ve kortekse bağlantıları biçimlendiren beyninin parçasını uyardılar (New Scientist, 4 Ağustos, sayfa 14). Talamusun içerisindeki nöronların özel bir grubu olankalbindin-pozitif hücrelerinin, korteksi uyararak uyarmada uzun zamandır rol oynadıkları düşünülmüştür. Talamusun uyarılmasını takiben, beklenildiği gibi adam aniden gözlerini açabilmiş, konuşabilmiş ve yemek yiyebilmiştir. Shadlen ve çalışma arkadaşı Roozbeh Kiani çalışmadaki yorumlarında, bunun bilinçaltı beynin bilinci oluşturmak için verdiği emrinin bir iletişim ağı olduğunu savunuyorlar. (Doğa, volüm 448, sayfa 539).

Çok önemli bir şekilde Shadlen, bilinçaltı ve bilinçliyi aynı makinede çalışan iki ayrı düşünce işlemcisi olmaktan çok, aynı sistemin iki kısmı olarak görmektedir. Bununla beraber Shadlen zihinsel işlemden geçirmenin birleşik modelini ileri sürerken; diğerleri ise bilinçli ve bilinçaltı düşünceyi alt bölümlere ayırmak ve eski iki-parça modeli değiştirmek için alternatif tanımlamalar ortaya atmaktadırlar.

Londra College Üniversitesi’nden Kuramsal Nörobilimadamı Peter Dayan ve çalışma arkadaşları Nathaniel Daw ve Yael Niv; zihni karar vermemizi ve davranışı kontrol eden, birbirini kapsayan ve beraber çalışan dört sistem olarak görmektedirler. (Nörobilim Doğası, volüm 8, sayfa 1704). İlki, evrimsel olarak rutini ve tehlikeden kaçma gibi içgüdüsel davranışları gerçekleştiren beynin otomatik pilotu olan Pavlovyan denetleyicisidir. Aslında Pavlovyan denetleyicisi esnek değilse de, bilinçaltı düzeyinde çalışarak hızlı ve etkilidir.

Diğer üç kontrol sistemleri hem bilinçli hem de bilinçaltı düşünceyi içinde bulunduğunuz duruma göre belirsizliğin düzeyine dayanarak en mümkün olabilir neticeyi başarmak için birleştirmektedirler. Hedefe dönük denetleyici, ‘’rasyonel düşüncenin’’ popüler eğilimlerine en uygun şekilde bir uyum sağlar. Varolan bütün bilgiyi değerlendirerek seçimlerinizi en iyi şekilde kullanmanıza izin verir. Fakat bilgi alışkın olunmadık durumlarda veya öğrenmenin erken hallerinde seyrek bulunduğunda; bir diğer sistem, episodik denetleyici, idareyi ele geçirir. Karmaşık hesaplamalar yapmak yerine, basit bir şekilde geçmişte benzer durumlardaki başarılı şekilde kanıtlanan davranışları benimsemeyi tavsiye eder. Her ikisi de şiddetle bilinçli akıl yürütmeye dayanırlar ve el altındaki probleme odaklanmanızı isterler.

Araba kullanma, daktiloyla yazı yazma veya golf oynama gibi becerilerde belirli bir alandaki bilgiyi bir kez başarınca, daimi denetleyici, dördüncü sistem, kendininkini elde eder. Bunları yapmayı bilinçli bir şekilde öğrenmemize rağmen, deneyimle birlikte ikinci tabiat haline gelirler ve biz onları otomatik olarak yapabiliriz. Aslında bu bir kez olduğunda, bilinçli analiz gerçekten de performansı engeller (Deneysel Psikoloji Dergisi, volüm 8, sayfa 6).

Bu modelde bilinçaltı/saklı düşünce süreçleri ve bilinçli/açık olanlar birer rakip olmaktan çok, eşit partnerler gibidirler. Mesela ikisi dehedefe-yönlendirilmiş denetleyicide bilinçli veya bilinçaltından algılanmış olsun veya olmasın tüm eldeki bilgiyi değerlendirmede birlikte çalışırlar. Öyleyse mesela belirli bir ürünü satın almak için olan kararınız hem fiyat ve kalite gibi açık faktörlerden hem de ruh hali veya gördüğünüz, fakat ister istemez farkettiğiniz bir ilan gibi olan saklı olanlardan etkilenebilir.

Dayan, davranışımızın çoğunlukla dört denetleyiciden daha fazlasıyla yürütüldüğünü söylemektedir. Açık ve saklı düşünce sürecinin  çeşitli tipleri aktif olarak bütünleşebilirler ve bu özellikle cehalet ve deneyim arasındaki dengenin yeni birşey öğrendiğimizde değişmesiyle doğru olur. Önemle, bilinçaltı bilinçlinin budala kuzeni değildir; aksine farklı yetenekleri olan bir kuzenidir.

Birdenbire

Daha da fazlası, bilinçsiz düşünme aslında rasyonel olarak hayal edebileceğiniz bazı durumlarda en iyi şekilde işleyebilir; bilinçli düşünce bu iş için en iyi araçtır. Hollanda’daki Amsterdam Üniversitesi’nde Psikolog olan Ap Dijksterhuis; insanların geniş miktarda zor-değerlendirilen bilgiye dayalı zor seçenekler yapmaları gereken durumlarda seçimi rasyonellik yoluyla düşünmeye zorlanıp yapmaktansa, içgüdüsel sezgilerle davranıp verdikleri kararlardan daha mutlu olduklarını keşfetmiştir (New Scientist, 5 Mayıs 2007, sayfa 35).

Dijksterhuis, bilinçaltı düşünce süreçlerinin (birçok sosyal etkileşimler de dahil) pek çok durumda üstün nitelikli olduklarına ikna olmuştur, çünkü onlar kompleks bilgiyi rasyonel düşünce süreçlerinden daha holistik bir şekilde bütünleştirmemize izin verirler.

Vancouver’daki British Columbia Üniversitesi’nden Jonathan Schooler’a göre, benzer birşey problem çözmede olmaktadır. Deneklere gidebildikleri kadar muhakeme yapmalarını isteyerek, yapılan sözle ifadenin insanların analitiksel, matematiksel veya mantık problemleri çözmede hiçbir etkiye sahip olmadığını, fakat bilmece çözmek gibi çözümün bir anda (aha! anında) ortaya çıktığı anlayış problemlerinde aslında performansı aksattığını keşfetmiştir. Hatırlayın, o bilinçaltı düşünce süreçleri önceki açıkça ifade edemediğimiz bilinçli olanlardan farklılık göstermektedirler. Böylece burada görülüyor ki bu, içgüdüsel olarak hepimizin bildiği şey için deneysel bir kanıttır: Bilinçaltı düşünme ilhamımızın kaynağıdır, yaratıcılığın merkezidir.  

Yaratıcılığın nöral temeline olan bir klasik çalışma, onun bilinçaltı ve bilinçli işlemden geçirme arasındaki vites değiştirme yeteneğine dayandığını ileri sürmektedir. Otuz yıl önce, Orono’daki Maine Üniversitesi’nden Colin Martindale, EEG kullanarak yaratıcı zekada neler oluştuğunun haritasını çıkarmıştır. İnsanlardan hikayeler yaratmalarını rica etmiştir ve beyin aktivitesinin iki farklı halini keşfetmiştir. İlk ‘’ilham’’ devresinde, insanların beyinleri dikkat çekecek derecede sakindi. Herhangi bir aktivite, bilinçaltı arka sahnede çalışırken bilinçli zihin tıpkı istirahatte gibi düşük kortikal canlandırmayı gösteren alfa dalgalarıyla hakim olmaktaydı. Merak uyandırıcı bir biçimde, uykuda ve dinlenme esnasında bulduğunuz birbirine benzer model iki zihin hali yüksek yaratıcılıkla da ilişkilidir. Bu “ilham’’ hali, ikinci hal olan özellikle korteksteki çok daha fazla olan aktiviteyle tanımlanan ‘’detaylandırmayla’’ takip edilmektedir ve büyük bir ihtimalle bilinçli analiz ve fikirlerin değerlendirilmesiyle de ilişkilidir. Bu iki halin arasındaki beyin aktivitelerinde en büyük farklılığa sahip olan insanlar en yaratıcıdırlar. Kısa bir süre önce Kanada, Toronto Üniversitesi’nden Jordan Peterson; yüksek derecede yaratıcı olan insanlarda bilinçaltı bilginin yaratıcı bağlantılarını yapmak için daha zengin zihinsel kaynakları vererek bilincin içerisine taşmasının muhtemel olduğunu ileri sürmüştür (New Scientist, 29 Ekim 2005, sayfa 39).

O Bana Gelecek

Fakat, ansızın gelen ilham çeşidi yalnızca yaratıcılık değildir. New York, Columbia Üniversitesi’nden Elke Weber, onun hafıza için de önemli olduğuna işaret etmektedir. Mesela, birisinin ismini hatırlamakta zorlandığımızda çoğu kez problemi artık aktif olarak üzerinde düşünmediğimiz, büyük ihtimalle zihinlerimize tekrar gelecek olan bilgideki bilinçaltımıza göndeririz. Bunun nasıl çalıştığı bir gizemdir fakat Weber’in ileri sürdüğü; bilinçaltı zihnin esnek olmadığı ve zoraki olduğu fikrini kesinlikle yalanlamaktadır.

Öyleyse bütün bu olanlar, bilinçaltının insanlığımıza bilinçli zihin kadar önemli bir bakış açısı olduğu manasına mı geliyor? Bizimkisi yeni ustalıklar öğrenmede üstün nitelikli yeteneğin ayırt edilebilen türleridir, öyleyse belki de bilinçaltı daimi denetleyici biçiminde atalarımızın evriminde iki ayaklı maymunlardan yüksek derecede yetenekli alet yapımcılarına, avcılara ve zanaatkarlara kadar kritik bir rol oynamıştır. Sıçanlar ve maymunlar üzerindeki çalışmalar onların da bir kere uzman olduktan sonra yeteneklerine bilinçaltı kontrolle  sahip olduklarını göstermektedir. Dayan,’’Madem ki hedefe yönelmiş kontrolümüzü arttırmak için lisanı kullanabilmede muazzam avantajımız var ve bundan dolayı da alışılmış yetenekler edinmek için çok daha zengin bir alt tabaka sağlanmaktaysa; hâlâ bunun için daha büyük bir kapasiteye sahip olabiliriz,’’ demektedir.

Bilinçaltı zihnin lisan için olan eşsiz yeteneğimizde bile bir parmağı olabilir. Çoğu kez konuştuğumuz zaman sadece bilinçli olarak kelimelerin farkına varıyoruz. Öyleyse bu lisanı bilinçsiz olan zihnin sözcüsü mü yapıyor? Ve konuşmayı öğrenme sürecine ne demeli? Bebekler kendi ana dillerini edinmede ders almaya ihtiyaç duymazlar, onlar onu bilinçaltından algılarlar. Daha da fazlası, onlar bunu dikkat çekecek derecede dile ait az bir veriyle yaparlar. Harvard Üniversitesi Dilbilimcisi Noam Chomsky, bu bilinçaltı öğrenmenin çocukların bilgiyi çok etkili kullanmalarına izin verdiğini ileri sürerek, bunu ‘’Stimulus’un Yetersizliği’’ olarak adlandırmıştır. Eğer daha sonra giderek o bilinçaltı yeteneğini kaybedeceksek ve böylece lisanı daha biçimsel, bilgi verici ve bilinçli bir şekilde öğrenmek zorundaysak; muhtemelen bu neden 8 yaşından sonra yeni dilleri edinmenin daha zor olduğunu açıklamaktadır. Bu sorular cevaplanmamış durmaktadır ve belki de bu şaşırtıcı değildir. Dayan’ın işaret ettiği gibi, bilinçaltı düşüncenin çeşitli bileşenlerini tamamen anlamadan önce hâlâ gitmek için uzun bir yolumuz var. Dayan,”Bir dil edinmemize bizi yönelten öğrenmenin bakış açıları diğer bilinçli olmayan taraflarla ortak herhangi bir şeye sahip değildir,’’ demektedir.

İnsan bilinçaltı zihninin diğer hayvanlardan farklı olup olmadığını düşünmek merak uyandırıcıdır. ‘’Yüksek bilincimizle’’ eşit düzeyde olan, insan ‘’Yüksek Bilinçaltımız’’ da var mı? Bilincin doğasını tespit etmedeki zorluklar gözönünde tutulursa, bilinçaltını öyle zirvelere yükseltmek için henüz çok erken. Hâlâ Frankfurt’ta herkesin katıldığı birşey varsa, o da bilinçli olmayan düşünce süreçlerimizin daha önce farkettiğimizden çok daha zekice olduklarıdır.

“Yüksek bilinçlimizle eşitdüzeyde bir insan bilinçaltı da var mıdır?’’ Yüz milyar sinir hücreli olan insan beyninin karmaşıklığı, insanı hayrete düşürmektedir.

New Scientist Dergisi 2632 nolu sayısından, 29 Aralık 2007, sayfalar 42-46

Check Also

mars1

Peki ya Mars’a Koloni Yerleştirirsek

Yıl 2066. Güneş, kızıl gökyüzünde belli belirsiz yükseliyor, hidroponik(suda bitki yetiştirme) arazilerini aydınlatıyor. Mars’taki ilk ...