BİLİM İNANÇLA KONUŞMALI MI?

Yazanlar: Lawrence M. Klauss, Richard Dawkins (Scientific American Temmuz 2007)
Çeviren: Esin Tezer

EDİTÖRLERİN TANITIMI

Yazarların her ikisi de bilimin tarafında olmalarına rağmen; dinî motivasyonlu tehditlere bilimsel uygulama veya talimatla karşı çıkılacağına her zaman katılmıyorlar.

Krauss, önde gelen bir fizikçi. Okulların bilim müfredatında evrimsel teorinin kalması ve sahte evrimsel varyantların ortaya çıkarılması yönünde tartışmalar yapmak için sık sık halkın karşısına çıkıyor. 2005’de Papa Benedict XVI’ya açık bir mektup gönderdi. Papanın bilimle din arasına yeni duvarlar örmemesini ısrarla anlatıp, Vatikan’ı Katolik Kilisesi’nin doğal ayırım (Biyoloji’de sağlam veya kuvvetlileri yaşatıp, zayıfları imha eden tabiat kanunu) kabulünü geçerli bilimsel bir teori olarak tekrar teyit etmeye yönlendirdi.

Dawkins; evrimsel bir biyolojist, üretken bir yazar ve bir ders konuşmacısı. Ayrıca, bilimsel mantığa zarar veren herhangi bir teşebbüse karşı etkili ve güzel söz söyleyen bir eleştirmen. Bilim ve inanç arasındaki barış dolu varoluşu başarmakta Krauss kadar ilgili değil. Dawkins’in en iyi satan kitabı, ‘’Hayali Tanrı” belki de onun dini inanç düşüncesini en iyi şekilde özetliyor.

Bu iki müttefik; geçen yılın sonlarında San Diego’daki Biyolojik Çalışmalar, Salk Enstitüsü’nde bilim ve dinin çarpışmasına adanmış bir konferansta, ön sıralarda notlarını karşılaştırdılar.Burada yeniden yarattıkları diyalogda yazarlar, düşmanı çarpıştırmaya yönelik kendi taktiklerini ve bütün bilim adamlarının bilim hakkında inançlı olup olmayacakları konusunda karar vermelerindeki bazı soruları çözmeye çalıştılar. Hedef; bilimi öğretmek mi, dini gözden düşürmek mi? Bu iki ayrı dünya görüşü hiç birbirlerini zenginleştirebilirler mi? Din, doğasında kötü mü?

İki ünlü bilim savunucusu, bilimadamlarının dine ve onun takipçilerine karşı olan tavrı hakkındaki görüşlerini değiş-tokuş ediyorlar.

Krauss : Sen ve ben, zamanımızın büyük bir kısmını evrenin şimdiki bilimsel bilgisinin temellerini açıklamayı denemeye ve insanların bilim hakkında heyecan duymalarına adadık. Böylece, din hakkında konuşurken ve yazarken bir bilim adamının en önemli hedeflerinin neler olduğunu sormak uygun gözüküyor. Hangisinin daha önemli olduğunu merak ediyorum: Bilim hakkında öğretmek için bilim ve din arasında mukayese yapmak mı, yoksa dini yerine yerleştirmeye çalışmak mı? Kendim, daha çok ilk konu üzerinde konsantre olmayı istiyorum ve sizin de daha çok ikinci konu üzerinde konsantre olmayı istediğinizi zannediyorum. Bunu böyle söylüyorum; çünkü eğer birşey insanları bilim hakkında düşünmek konusunda baştan çıkaracaksa, bunun insanlara ulaşması gereği bana açık görünüyor. Öğretmenlere sık sık söylerim; her birinin yapacağı en büyük hata, örneğin, her söyledikleri hakkında öğrencilerinin ilgili olduklarını zannetmeleridir. Öğretmek, baştan çıkarmadır. Öte taraftan; insanlara en derin inançlarının (aptalca olsalar da) aptalca olduklarını söylemek, gerçeği bizden öğrenmelerini söylemek, sonraki eğitim bilimini mağlup eder. Bunu söyledikten sonra bu konuyu tartışmadaki ana nedenin dini uygun durumuna koymak olduğunu söylersek, bu belki de insanların inançlarını sorgulamada şoke edici olacaktır.

Dawkins : Senin bilime tamamlayıcı olarak gördüğün dinin kötü bir bilim olduğunu düşünmemdeki gerçek, onun farklı yönde bize bir tarafı tercih ettirmesi. Öğretmenin baştan çıkarıcı olduğu konusunda sana katılıyorum. Konuşmaya başlamadan önce konuklarınızı soğutmak kötü bir stratejidir. Belki de baştan çıkarma tekniklerimi geliştirmeliyim. Fakat, ‘kimse dürüst olmayan bir baştan çıkarıcıya hayranlık duymaz’ kavrayışına ne kadar ulaşabileceğini de merak ediyorum. Herhalde ‘Düz Dünya’ kavrayışına ulaşmazsın. Muhtemelen bütün evrenin Orta Taş devrinden sonra yaratıldığını düşünen bir Genç Dünya Evrimcisi’ne erişmezsin. Belki de; Tanrı’nın herşeyi başlatan ve zaman zaman tekamüle yardım etmek için zor zamanlarda müdahalede bulunan biri olduğunu düşünen Eski Dünya Evrimcileri’nden birisin. Aramızdaki fark, yalnızca niceliğe bağlı.Benden biraz daha uzağa ulaşmaya hazırlanmışsın, fakat ondan daha uzağa ulaşacağından şüpheliyim.

Krauss : Ulaşmakla neyi kasdettiğimi daha açıklığa kavuşturayım. Yanlış fikirlere teslim olmayı kasdetmiyorum, yalnızca bu fikirlerin yanlış olduğunu insanlara göstermek için bir baştan çıkarma yolunu bulmaya çalışıyorum. Size bir örnek vereyim. Bir seferinde hem evrimcilerle hem de uzaylı dışaçekim bağnazlarıyla bir tartışma yaşadım. Açıklamanın doğası hakkında iki grup da aynı yanlış fikirlere sahiptiler: ‘Herşeyi anlayıncaya kadar hiçbirşey bilmiyorsunuz’ şeklinde anlıyorlardı. Tartışmalarda, anlaşılmaz bir iddia seçiyorlardı. Diyelim ki, 1962’de Moğolistan’ın dış taraflarındaki bir grup insan bir kilisenin üzerinde uçan bir uçandaire gördüler. Bu farklı hadiseyi bilip bilmediğimi soruyorlardı, sonra da eğer hayır dersem, her zaman şöyle diyorlardı:”Eğer buna benzer her ayrıntıyı çalışmadıysan, uzaylı dışaçekimin olamayacağı hakkında tartışamazsın.” Diğer grubu ‘kıyas yapılan örnek’ olarak kullanarak, her grubu ne söyledikleri hakkında nasıl düşündüreceğimi buldum. Bunu adlandırırsak; eğer evrimcilere, ‘’Uçan dairelere inanıyor musunuz?” diye sorarsam, kaçınılmaz bir şekilde bana‘’hayır” diyeceklerdir. Sonra ‘’Neden? Bütün iddiaları çalıştınız mı?” derim. Buna benzer bir şekilde, uzaylı dışaçekim insanlarına da soruyorum:”Genç Dünya evrimcilerine inanıyor musunuz?” dediğimde bilimsel gözükmek isteyip, ‘’hayır” diyorlar. Sonra, ‘’Neden? Her bir karşı davayı çalıştınız mı?” diye soruyorum. Her grup için yapmaya çalıştığım nokta, teoretiksel beklentilerin her bir anlaşılmaz karşı iddiaya karşı muazzam sayıda var olan kanıtların üzerine kurmanın gayet mantıklı olduğu. Bu ‘’öğretme” tekniği, her durumda çalışmıştır, fakat bazı nadir uzaylı dışaçekim inanışçısının aynı zamanda evrimci olduğu zamanlar haricinde!

Dawkins : Senin ulaşmayla neyi kasdettiğine açıklık getirmeni sevdim. Fakat ne kadar yanlış anlaşılabileceğin konusunda seni uyarmama izin ver. Bir seferinde New York Times kitap eleştirisinde ‘evrime inanmayan bir kişiyle tanışırsanız, o kişinin cahil, aptal veya deli (günahkar, fakat ben bunu böyle düşünmezdim) olduğunu söylemenin gerçekten de güvenli olacağını’ yazdım. O cümle benim ‘bağnaz, hoşgörüşsüz, kapalı- görüşlü, sert, gürültücü konuşan biri’ olduğum görüşünü desteklemek için tekrar tekrar aktarıldı. Fakat benim cümleme bir bak sadece. Baştan çıkarmak için marifetli olmamış olabilir fakat sen, Lawrence, kalbinde bil ki, o; gerçeğin basit ve akla yatkın bir ifadesiydi. Cehalet suç değildir. Birisini ‘cahil’ diye adlandırmak hakaret değildir. Ne bilinmesi gerektiğinin çoğu hakkında hepimiz cahiliz. Beyzbol hakkında tamamen cahilim, ve senin de kriket hakkında tamamen cahil olduğunu söylemeye cüret ediyorum. Dünyanın 6,000 yaşında olduğuna inanan birine eğer cahil dersem; onun aptal,deli veya günahkar olmadığını farzedip ona iltifat etmiş olurum.

Krauss : Bu konuda seninle tamamen aynı fikirde olduğumu söylemeliyim. Bana göre çoğu zaman problem olan cehalet, bereket versin ki; en kolay hitap edilen cehalettir. Eğer bilimsel konuları yanlış anlıyorsa, bir kişinin cahil olduğunun fikrini öne sürmek aşağılayıcı ve küçük düşürücü değildir.

Dawkins : Karşılık vermek gerekirse, ‘daha incelikle yerine koyabilirdim, koymalıydım’ konusunda şükürler olsun sana katılıyorum. Daha baştan çıkarıcı bir halde ulaşabilirdim. Fakat limitler var. Takip eden sınırda aniden durabilirsiniz: ‘’Sevgili Genç Dünya Evrimcisi, dünyanın 6,000 yaşında olduğu inancınıza derin saygı duyuyorum. Yine de, alçakgönüllülükle ve nazikçe eğer herhangi bir jeoloji, radyoizotop tarihlemesi, veya kozmoloji, veya arkeoloji, veya tarih, veya zooloji kitabı okursanız (tabii ki İncil’le birlikte) ilginç bulabilirsiniz diye tavsiyede bulunuyorum, ve bütün eğitimli insanların, ilahiyatçılar da dahil, dünyanın yaşının binlerce değil, milyarlarca yıllarla ölçüldüğünü düşündüklerinin neden olduğunu görmeye başlayabilirsiniz.”

Bir alternatif baştan çıkarma stratejisi önereyim. Budala düşüncelere saygı göstermektense, azıcık ‘’zor sevgiye” ne dersin? Genç Dünya Evrimcisi’nin inançlarıyla yolundan çıkmış uyuşmazlığın büyüklüğünü ve bilimadamlarınınkini dramatize edelim: ‘’ 6,000 yıl, 4.6 milyar yıldan azıcık farklı değildir. O kadar farklı ki sayın Genç Dünya Evrimcisi, bu sanki New York’la San Francisco arasındaki uzaklığın 3400 mil değil, 7.8 yard olması gibi. Tabii ki, bilimadamlarına katılmama hakkına saygı duyuyorum, fakat bunun böyle söylenmesi belki de o kadar çok kırıp, gücendirmeyecek. Tartışılmaz derecede çıkarsamalı olan matematik aslında senin uyuşmazlığının gerçek büyüklüğüdür.”

Krauss : Senin ileri sürdüğününün ‘’zor sevgi” olduğunu düşünmüyorum. Aslında, tam olarak savunduğum şey buydu. Adlandırmak gerekirse bu, böyle yanlış kanıların büyüklüğüne ve doğasının evine araba sürmek için yaratıcı ve baştan çıkarıcı bir yol. Bazı insanlar gerçeklere rağmen her zaman yanıltıcı, kandırıcı olarak kalacaklar; fakat kesinlikle ulaşmak istediklerimiz onlar değil. Bunun yerine erişmek istediğimiz, bilim hakkında çok şey bilmeyen veya bilimsel kanıta maruz kalmamış olan halkın açık fikirli geniş kitlesi. Bu konuda, daha kuvvetli hissedebileceğin şey hakkında başka bir soru ortaya atayım: Bilim inancı zenginleştirir mi, veya her zaman zarar vermek zorunda mıdır? Bu soru aklıma geldi, çünkü şimdilerde Katolik bir üniversitede bilim ve din hakkında bir sempozyumda konuşmak için çağrıldım. İkisini uzlaştırmaya meraklı olan biri olarak gözlemlendim sanırım. Ders vermeyi kabul ettikten sonra, ‘İnancı Geliştiren Bilim’ başlıklı bir konuşma yapmak için atanmış olduğumu keşfettim. İlk umutsuzluğuma rağmen, başlık üzerinde daha çok düşündükçe, daha rasyonel görebildim.İyi zamanda veya kötü zamanda direkt kanıt olmadan kutsal zekaya inanma ihtiyacı pek çok insanın aklında temel bir unsurdur. İnsanlığı romantik aşk, veya irrasyonel olan şeyden, insan kavrayışının temel bakış açısından kurtaramayacağımız gibi dini inançtan da kurtaramayacağız. Bilimsel rasyonel parçaların dikey izdüşümünden insanlığı düşündüğümüz zaman, onlar daha az gerçek ve belki de daha az değerli değiller.

Dawkins : Bunu bir yana bırakacak olursak insanlık hakkındaki karamsarlık, rasyoneller arasında açıkça mazohizm noktasında popüler. Bu neredeyse sen ve konferanstaki diğerlerinin insanlığın her zaman mantıksızlığa hüküm verdiğini beğenmiş olması diyaloğu gibi başladı. Fakat irrasyonalitenin romantik aşkla veya şiirle veya hayatı yaşanılır yapan duygularla bir alakası olduğunu zannetmiyorum. Bunlar rasyonaliteye ortogonal değiller. Belki de teğetseldirler. Her iki durum için de, senin gibi ben de onlardanım. Pozitif irrasyonel düşünceler ve batıl itikatlar da tamamen değişik bir konu. Onlardan hiçbir zaman kurtulamayacağımızı ve onların insan doğasının değişmez bir parçası olduğunu kabul etmenin senin ve tahmin ederim ki pek çok çalışma arkadaşın ve arkadaşların için bir gerçek olmadığı aşikar. Böylece insanların pek çoğunun (anayasaya göre) onlardan kurtulmaya tenezzül etmeyeceğini farzedebilir miyiz?

Krauss : İrrasyonel inançlardan kurtulduğum hakkında pek emin değilim, en azından kendimle ilgili irrasyonel inançlar hakkında. Eğer dini inanç pek çok insanın hayat deneyiminin merkez kısmıysa, soru bana göre Tanrı’nın dünyasından nasıl ayrılabiliriz değil; bilimin bu inancı en azından nasıl makulleştireceği ve dinî aşırı tutuculuğun irrasyonel ve zararlı bakış açılarını nasıl keseceğidir. Bilimin inancı zenginleştirmesinin kesinlikle tek yolu bu. Mesela; Katolik gruba verdiğim dersimde, sizin yeni olan kitabınızdan kılavuzluk aldım ve bilimsel prensiplerin veriyi seçmede seçici olmama koşulu da dahil, bilimsel prensiplerin bir kimsenin aşırı tutuculuğunu seçemeyeceğini ve zorla kabul ettiremeyeceğini anlattım. Eğer birisi homoseksüelliğin iğrenç bir şey olduğunu söylüyorsa ve bu İncil’de de böyleyse, o kişi İncil’de diğer söylenen şeyleri de kabul etmelidir. (Çocuklarınız eğer itaatkar değilse öldürün izni, eğer çocuk yapmaya ihtiyacınız varsa ve ortada da başka erkekler yoksa babanızla yatabilirsiniz onayı ve bunun gibisi.) Daha da fazlası, bilim böyle pek çok zarar verici edebi kutsal kitap yorumlarının foyasını açığa çıkarır. Mesela; kadınların basit bir köle, bir eşya olduğu kanısı biyolojinin bize anlattığı kadınların biyolojik rolleri, kadınların ve erkeklerin kendilerine özgü zeka kapasitelerinin tam tersidir. Galileo tartıştığı mantıkta, ‘Tanrı insan beyinlerinin doğayı çalışmada kullanılmasını amaçlamasaydı, onları insanlara vermezdi’ fikrini öne sürmüştür. Böylelikle bilim kesinlikle inancı zenginleştirebilir. Bilimin sağladığı başka bir fayda, seninle benim gibi bir inanca sahip olmayan Carl Sagan tarafından ikna edici bir şekilde sunulmuştur. 1985 yılında Bilim ve Din hakkında verdiği İskoçya’daki Gifford Dersleri’nde, standart dini mucizenin aslında çok sınırlı olduğuna işaret etmiştir. Tek bir dünya, bir Tanrı için önemsiz birşeydir. Bilim tarafından bize açılan muazzam evrenin genişliği çok daha büyüktür. Daha da fazlası, birisi şimdi ilavede bulunabilir, itibar gören şimdiki teoretiksel fizik’in ışığında, tek bir evren çok önemsiz birşeydir, bunu bir kimse evrenlerin çokluğu bakımından düşünmeye başlayabilir. Her nasılsa, acele ilave etmek istiyorum, inancı zenginleştirmek inanca destekleyici kanıt sağlamaktan daha farklı bir şeydir, bu da bilimin kesinlikle yapmadığı birşey.

Dawkins : Evet, Sagan’ın düşüncesini seviyorum, ve seçtiğin için de çok memnunum.Kitap kapağındaki derslerden yayımcılar için özet yaptım: ‘’Carl Sagan dinine bağlı bir adam mıydı? O ondan daha fazlaydı. Önemsiz,dar görüşlü, ortaçağa özgü, geleneksel dinî bir dünyayı ardında bıraktı;çünkü dinî olmak için daha çok şeyi vardı. Onların Bronz Çağı masalları, ortaçağa ait batıl itikatları, çocuksu istekli düşünmeleri vardı. Onun ise evreni vardı. Bilimin inancı zenginleştirebileceği hakkındaki soruna ilave edebileceğim bir şey olduğunu düşünmüyorum. Senin ve Sagan’ın kasdettiği manadaki mantıkta zenginleştirebilir. İnancı destekleyen gibi anlaşılmaktan nefret ederim.

Krauss : Bilimadamları arasında şimdilerde devam eden din hakkındaki tartışmanın merkezini oluşturan bir konuyla bu diyaloğu kapamak istiyorum. Din doğal olarak kötü müdür? Kendi görüşlerimin yıllar içerisinde yavaş yavaş geliştiğini itiraf ediyorum, benim yumuşadığım konusunda tartışabilirsin. Dinin pek çok iğrençlikten sorumlu olduğu hakkında bol miktarda kanıt var, ve çoğu zaman da söylediğim gibi, ve senin de söylediğin gibi, Tanrı’nın yanlarında olduğu düşüncesine sahip olmasa, kimse maksatlı olarak uçakları gökdelenlere uçurmazdı. Bir bilim adamı olarak rolümün dinî inanç insanlara yalanlar öğrettiğinde buna karşı çıkmak olduğunu hissediyorum. Bu bakışla; bir kişinin dini anlayışlara metafiziksel eğilimler kadar saygı göstermesi gerektiği hakkında tartışırım, fakat bu anlayışlar yanlış olduklarında saygı gösterilmemeliler. Yanlış demekle, deneysel kanıtla uyuşmayan, ortaya çıkan inançları kasdediyorum. Dünya 6,000 yaşında değil. Güneş gökyüzünde kıpırdamadan durmuyor. Kennewick adamı Umatilla yerlisi değildi. Kökünden söküp atmamız gereken şey; dini inanç veya iman değil, cehalet. Yalnızca inanç bilgi tarafından tehdit edildiğinde düşman olur.

Dawkins : Burada birbirimize katıldığımızı düşünüyorum. Ve ‘’yalan” çok kuvvetli bir kelime olmasına rağmen (çünkü aldatma maksadını ima ediyor); dini inançların doğru olup olmadığını sorusunda ahlaki tartışmaları yücelten biri değilim.Kendini hristiyan olarak ilan eden eski Teknoloji Bakanı, emekli asker, İngiliz politikacı Tony Benn ile televizyonda geçenlerde karşı karşıya geldim. Tartışmamız devam ederken açıkça belli oldu ki, kendisinin hristiyan inançlarının doğru olup olmadığı konusuyla en ufak bir ilgisi yoktu; onun tek endişesi onların ahlaki olup olmadığıydı.Bilime temelde ahlaki rehberlik yapmadığı için karşı çıktı. Ahlaki rehberliğin bilim olmadığına karşı çıktığımda, az daha ‘öyleyse bilim neye yarıyor’ sorusunu soracaktı. Filozof Daniel Dennett’in dediği gibi bu ‘’inanç içinde inanç” sendromunun klasik bir örneği. Öteki örnekler dinî inançların doğru veya yanlış olup olmadığının dinin rahatlatma ve hayata bir amaç verme kuvvetinden daha az önemli olduğunu düşünen insanları kapsıyor. İnsanların kendilerini rahatlatmak için nereden neyi seçtiklerine ve kuvvetli ahlak alanlarına itiraz etmeyeceğinizi zannediyorum.Fakat dinin ahlak veya teselli değeri sorusu, zihinlerimizde dinî gerçek değerinden bir şekilde ayrı tutulmalı. Dinî insanları bu farklılığı ikna etmede sürekli zorluklarla karşılaşıyorum, bu da bana şunu söylüyor; biz ‘bilimsel baştan çıkarıcılar’ güç bir mücadeleyi elimizde tutuyoruz.

Check Also

işitme2

Şizofrenideki İşitme Eksiklikleri Belirli Beyin Reseptörüne Bağlı

  Özet: Araştırmacılar, işlevsel olmayan NMDA beyin reseptörlerinin, görünüşe göre şizofreni hastalarında yaygın olan işitme ...