Ben Sadece Bir Makineyim

Nörobilim, Özgür İrade ve Determinizm:
“Ben Sadece Bir Makineyim”!

Tom Chivers bedenlerimizin evrendeki dış güçler tarafından kontrol edildiğini keşfetti!.. Öyleyse özgür irade nerede-nereye gitti?

Robot olduğunu düşünen bir kişi, İngiltere’nin önde gelen nörobilim insanı olan Profesörü Patrick Haggard’ın, “Bizim düşündüğümüz şekilde bir özgür iradeye kesinlikle sahip değiliz” açıklaması oldukça keyif verici ve bir röportaja başlamak için de iyi bir nokta.

Londra, Queen Square’deki İngiliz Beyin Araştırma-sinir merkezi Bilişsel Nörobilim Enstitütü’sündeyiz. Prof. Haggard, önce beyni daha sonra da bedeni kontrol etmek için kullanılan elektromıknatısların ürettiği manyetik dalga tekniği olan “transkraniyal manyetik stimülasyon(TMS)”i göstermekte.

Araştırma asistanlarından bir tanesi olan Christina Fuentes, yuvarlak şekildeki aleti Prf. Kafasını yanında tutup, onu kademe kademe hareket ettiriyor.

Eğer doğru yaparsak, bir şeylere neden olabilir” derken Christina Fuentes bir yandan da bir düğmeye basıyor ve bobin çıtırtı ile aktive oluyor ve Prof. Haggard’ın eli seyiriyor.

“Bunu yapan ben değilim, bunu yapan Christina” diye beni ikna ediyor.

Makina Prof. Haggard’ı karmaşık olan herhangi birşeyi yapmaya zorlayamaz. Prof. Haggard biraz üzgün bir şekilde “ismimi yazdıramazsınız”diyor. Ama bir noktada da Christina Onun işaret parmağını sanki bir öğretmenin oynattığı gibi, sağa sola doğru hafifçe oynatmayı başarıyor. Bu hassas bir kontrol. Beyninin bir kısmı özellikle bedeninin bir kısmının emrinde. Prof. Haggard bu konuda bana şöyle açıklamada bulunuyor: “Beyinin bedenle bağlantısını gösteren oldukça detaylı bir ağ haritası oluşturabilirsin.”

Christina’nın Prof. Haggard’ın parmaklarını kukla gibi kontrol edişini izledim.Bunun mekanik doğası rahatsızlık verici.Ekrandaki grafik Prof.Haggard’ın kas aktivitesinin zaman grafiğine dönüştürülüşünü göstermekte. Christina’nın düğmeye basmasından 20 milisaniye sonra tıpkı EKG’deki kalp atışının gösterimi gibi zarif bir yükseliş ve düşüşü göstermekte. 20 milisaniye sinirlere sinyalin ne kadar sürede gittiğidir.Prof.Haggard’ın: “İletim zamanı çene kaslarımda daha az, bacak kaslarımda daha fazla olacak”diyor. Pek çoğumuzun farkına varacağı üzere de bu işlem yaşlandıkça daha az etkili oluyor.Bunun için de şunu ekliyor Prof.Haggard: “Yaşlandıkça, grafikteki eğri sağa doğru daha yavaşça hareket edecek.”

Bedenlerimizin dışarı bir güç tarafından kontrol edildiği fikri oldukça şaşırtıcı.
Bir yandan kasları hareket etmeyi sürdürüken Prof.Haggard bunun kesinlikle kendi kontrolü dışında gerçekleştiğinde ısrar ediyor ve diyor ki: “ben yapmıyorum. Christina yapıyor. O beni yönetiyor.”

Peki bu özgür irade açısından ne demek oluyor?… “Ruhsal manada bizim bir özgür irademiz yok. Gördüğünüz şey makinanın son output aşaması. Planlar, hedefler, öğrenme gibi bu son aşamadan önce pek çok şey olmakta ve o şeyler, bizlerin parmağı oynatmamızdan daha ilginç şeyler yapmamızın sebepleri. Ama makinada da bir hayalet yok.”

Sonuçlar şok edici: Eğer bizler evrenin bir parçası ve evrenin kanunlarına uymaktaysak, o zaman özgür iradenin hangi noktada buraya dahil olduğunu görmek biraz zor. Prof.Haggard diyor ki: “Bizim “özgürlük” diye düşündüğümüz şey,karmaşıklığın ürünü. Bir amibin bir girdisi ve bir çıktısı vardır. Eğer bir kimyasal ile ona dokunursanız, o zaman o kimyasalı alır; bir diğeriyle de geri tepki verir.”

“Trafik ışığının yeşil olduğunda “gaza bas” anlamına gelebilir ama bu anlama gelmeyecek de pek çok durum vardır.Örneğin: Önünüzdeki araba hareket etmemiştir ve aynı uyarıcı bazen gaza basmanızı, bazen de korna çalmanızı sağlar. Bizler sadece bir output-çıktı ve bir input-girdiden ibaret değiliz. Dolayısıyla bana göre “özgür irade” terimi düzenin karmaşıklığına işaret etmekte.”diyor Prof.Haggard ve ekliyor: “ Yavaş yavaş bizler bu karmaşıklığın detayları hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Bu da felsefik, ahlaki  ve en fazla endişe verici olarak da hukuksal temel implikasyonlara-içerimlere sahip Beynin hangi alanının dürtüsel davranışlardan ve hangi zerrenin-parçanın o davranışı tetiklemesinden sorumlu olduğunu anlıyoruz. Burada uzak durduğun ve yapmaman gereken şeylerle ilişkilendirilmiş tüm bir beyin ağı mevcut.”

Bir kişi bir suç işlerse ve beynindeki bir alanda da bir lezyon-doku bozukluğu olduğu tespit edilirse ne olur? O kişi işlediği o suçtan sorumlu mudur? Makinedeki hasar “yaptıklarımızdan
sorumluyuz” şeklindeki en temel insani fikirden bizleri muaf tutar mı?
”…

Prof. Haggard, avukatların, nörobilimcilerin, felsefecilerin ve psikiyatristlerin sosyal-hukuksal sorumluluk üzerinde “beyin biliminin” nasıl bir etkiye sahip olduğunu anlamaya çalıştıkları Amerika’daki büyük bir projeyi işaret etmekte.

Bu durum, tüm benlik ve ahlaki sistemizin temelini oluşturan, “davranışlarımızı bizler kontrol etmekteyiz” şeklindeki “özgürlük” anlayışına şok edici bir şekilde ters düşmekte.

“Bildiğim kadarı ile tüm toplumlar bireyleri davranışlarından sorumlu tutmaktadır ve hatta hayvan toplululuklarında bile, bireyler şöhrete sahipler.İnsan olmayan primatlar bile diğer
hayvanların tepkilerine göre davranışlarını düzenlerler.

Örneğin: Genç erkekler daha yaşlıdan bir şey çalmazlar.Çünkü bilirler ki eğer bunu yaparlarsa, onlar tarafından parçalanacaklardır.Bu, davranışının etkisinin diğerlerinin davranışı üzerinde etkisi olduğu ve iyi ya da kötü sonuçlar doğurduğu farkındalığı, sosyal sorumluluğun başlangıcıdır” diye açıklamakta Prof.Haggard. Ayrıca şunları eklemekte: “Sosyal hayvanlar olarak ihtiyaç duyduğumuz bir kural bu. Eğer yanlış bir şey yapar da bunun karşılığını ödemezsen,o zaman bir topluma da sahip olamayabilirsin. Soru şu: Kurallar ile işleyen ya da işlememeye karar veren bir beyin makinasına sahip olmasaydık, o zaman ne yapardık? Bu bilimsel bir soru değil. Bu ahlâki bir soru.”

Belki de biz özgür iradeye gereğinden fazla bir anlam yükledik.Belki de gizemli evren kanunları ihlâlinde böyle bir şey mevcut değil.Ancak dünyaya, bilgiye tepki veren ve kendi çevresini şekillendirmeye çalışan; karar veren bir “ben”, “bu beyin” ve “beden” hissi var. Bu özgür irade tanımını daha fazla savunabilir bir şekilde yapamaz mıyız?” derken Prof. Haggard bir yandan da parmaklarını tıklatmakta…

Prof. Haggard açıklamaya devam ediyor..“Evet. Çevre ile akıllı bir şekilde etkileşimde olmak belki de yeterli olabilir. Özgür iradenin felsefik tanımı “daha başka türlü yapılabilirdi” şeklindeki ifadedir. Mavi fincanı seçtim. Beyaz fincanı seçebilir miydim? Başlangıç koşulları ile dünya bugün olduğu gibi oluşmuş ise ben daha farklı davranabilir miydim?”

“Nörobilimci olarak deteminist olmalısınız.Elektriksel ve kimyasal olayların beyinde uyduğu fiziksel kanunlar var. Benzer durumlar altında, sizin başka türlü yapma, farklı bir şekilde yapma durumunuz yoktur. Çünkü “daha farklı yapmak istiyorum” diyebilecek bir “ben” YOK!. Özgür irade, aptalca davranmak yerine daha akıllıca davranmak gibi ortaya koyduğun davranışların zenginliğidir.”

Robert Kane,Karl Popper and John Eccles gibi bazı ünlü felsefeciler,gerçek anlamdaki özgürlüğü, kuantum belirsizlik ve evrenin en küçük, en ince yapı seviyesindeki rastgeliliğin açıklayabileceğini umut etmektedirler. Prof. Haggard ise bu noktaya şöyle yaklaşmakta: “Kimse kendisine bir makina olduğunun söylenmesini istemiyor. Ama Kuantum bakış için de ona yaklaşan,ikna edici hiç bir kanıt da yok. Popper ve Eccles, özgür iradenin nöronlar arası iletişimi sağlayan kimysallarıdaki kuantum belirsizlikten dolayı olduklarını savunmaktalar.

Ama hiç biri kuantum seviyesinde olmamaktadır. Fizik açısından bu, makro seviyedir. Bunun yanında kuantum aktivitesi yalnızca rastgeledir ve rastgelelik, size determinizmden daha fazla özgürlük verir.”

Soruyorum size: “Bir makina olmak sizi rahatsız ediyor mu?” ben kişisel ve profesyonel hayatımı birbirinden oldukça ayrı tutarım.”diyor bir yandan da gülümseyerek Haggard ve ekliyor: Halâ hangi filme gideceğimi “ben” karar veriyorum gözüküyor. Daha önceden takdir edilmiş olduğu şeklinde hissetmemekle beraber beynimin bir yerlerinde de belirlenmiş olmalı diye düşünüyorum.”

Din Bilimde bir düşünce vardır: “Özgür irademiz Tanrının yanına bizi yerleştirir.” Milton bunu “Paradise Lost-Kaybedilmiş  Cennet” adlı epik şiirinde çok güzel bir şekilde anlatır. Bizler kendimizi harika olarak, muazzam bir kapasiteye sahip olarak düşünmek isteriz. Ama daha fazla adil olmalıyız. Belki de bizler özgür iradeye sahip olmanın heyecanını ve değerini gözümüzde büyütüyoruz.”

Bu son söz üzere, burada yazımı bitiriyor ve izninizi rica ediyorum. Gerçi, başka bir seçeneğim de yok…

Çeviri ; AylinER
Kaynak ; http://www.telegraph.co.uk/science/8058541/Neuroscience-
free-will-and-determinism-Im-just-a-machine.html

Check Also

Güney Koreliler Neden Kendileri İçin Sahte Cenaze Düzenliyor?

Güney Koreliler Neden Kendileri İçin Sahte Cenaze Düzenliyor? Ebedi yaşam arayışı eskiden beri süregelen bir ...