Bakış Açıları; Tanrılar Haline Mi Geliyoruz ?..

Yazan   : Michio Kaku  (New Scientist Dergisi, 3 Kasım 2007)
Çeviren: Esin Tezer

İnsanlık tarihindeki en büyük bilimsel devrimlerin birinin eşiğinde DURUYORUZ. Bilim, çok derin bir dönüşümden geçiyor:  Dönüşümü keşif çağından ustalık çağına yapıyoruz. Bu bazılarının ileri sürüp savunduğu gibi ‘’bilimin sonu’’ değil, fakat  doğanın dansının pasif gözlemcileri olmaktan onun aktif koreografları olmaya olan tarihsel dönüşümümüzdür.

BBC4 beIgeseli, Geleceğin Geniş Görüşü’nde, kendini açığa çıkaran üç anahtar alanı incelemeye karar verdik: Bilimin üç direği olan zeka, hayat ve madde. Bu dönüşümün temellerinin bu üçüne dayalı olduğunu pek az insan farkediyor.

Bilgisayar devrimi ve elektroniğin yaygınlaşmasıyla, zekanın yapay formlarını idare ediyoruz. DNA ve İnsan Genom Projesi’nin çözülmesiyle, genleri sadece kataloglamakla kalmayıp; ustalıkla idare ediyoruz ve Kuantum Teorisi’nin keşfiyle de, bireysel atomların davranışlarını yönlendiriyoruz.

Zeka devrimiyle başlayalım. Hepimiz biliyoruz ki, bilgisayar gücü her 18 ayda bir ikiye katlanır. Fakat bu üstel patlamanın çevremizdeki heryerde, kıyafetlerimizde, mobilyada, arabalarda, hatta gözlüklerimizde mikroçiplerle katıştırılmış, aynı anda birden fazla yerde olan, hesaplanan bir çağı getirdiği gerçeğinin değeri indirgenmektedir.Elektrik gibi bilgisayar da ‘’ortadan kaybolacak’’ ve zeka heryerde ve hiçbiryerde, duvarlarda ve hayatlarımızın yapısında sessizce isteklerimizi yerine getirecektir. ‘’Bilgisayar’’ kelimesi lisandan bile kalkabilir.

Mesela, arabalar kendi kendilerini sürecekler. Serilerde, bu şoförsüz arabaların birini bir metreden az mesafede arabanın yerini kesin olarak saptayabilen bir GPS ünitesinin kılavuzluğuyla  ben ‘’sürüyorum’’. Sonunda bu, trafik lambalarını ve hatta trafik kazalarını ortadan kaldırabilir.

Şu anda size gülünç gelebilir ama, yakında taktığımız gözlükler tüm internet kapasitesiyle bir ofis gibi olacaklar. Bu gözlüklerin içerisinde insanların yüzlerini de hatırlayan ve bize komut veren, böylece kiminle konuştuğumuzu her zaman bilebileceğimiz tüm ses ve video ev-eğlence sistemine sahip olabilirdik.

Sadece çevremiz bilgisayarla-geliştirilmiş olarak kalmayacak, tamamen yapay bilgisayarla-üretilen bir çevre yaratmak mümkün olacaktır. Şimdiden, milyonlarca insan İkinci Hayat gibi olan sanal yerlerde oynuyor, aşık oluyor ve hatta para kazanıyorlar. Yapay zekanın alanında, bilimadamları robotlara duygular katmaya çalışyorlar, çünkü onlar şimdi farkediyorlar ki; duygular yapay zekanın kayıp anahtarlarının bir tanesini elinde tutabilir.

Bütün bunlar çok derin sosyal soruları arttırıyor. Bu teknolojiye daha ne kadar devam etmek istiyoruz? Makinalar egemen olup, bizim yerimizi mi alacaklar? Muhtemelen. Fakat konuştuğumuz araştırmacılar alternatif senaryoları da ana hatlarıyla belirttiler: Mesela, kendi zekamızı nerede geliştirdiğimiz, veya, makinalarımızın zekasını sınırlandırmamız, veya hatta buluşlarımızın içine karışıp, kaybolarak son bulmamız gibi.

Biyotek, bu devrimin ikinci direğidir. Program için kanım analiz edildi ve genomum CD-ROM’a koyuldu. Gelecekte hepimiz, zarar görmüş olan genlerimizi listeleyen bu genetik “kullanıcı el kitabını’’ kullanacağız. Aileme Alzheimer hastalığı uğramış gözükürken, bireylerin Alzheimer hastalığına eğilimini belirleyen ApoE geni mutasyonunu taşıyıp taşımadığımı bilmekte hevesliydim.

Kuzey Carolina, Winston Salem’deki Wake Forest Üniversitesi’ni ziyaret etmek büyüleyiciydi. Oradaki araştırmacılar insan organlarının hücrelerden büyüyebildiği bir ‘’insan vücudu mağazası’’ yarattılar. Deri, burunlar, kulaklar, kemik ve kalp kapakçıkları üretildi. Geçen sene,  bu üniversitenin bilimadamları dünyanın ilk fonksiyon gören idrar torbasını yarattıklarında haber manşetlerine çıkmışlardı. Şimdi karaciğer üzerinde çalışıyorlar.

Başka bir yerde, araştırmacılar yaşlanmayı etkileyen genleri ayırmada çok şaşırtıcı gelişmeler kaydediyorlar. Binlerce yaşlı insandan genleri tarayıp ve onları genç insanların genleriyle karşılaştırarak, yaşlanmanın bütün genetiğini ayırabiliriz. İnsan ömrünü uzatmak artık çılgın bir konuşma olmayabilir.

Bu teknolojiyi ne kadar uzağa götürebiliriz? Hastalığı tedavi etmek birşeydir, fakat kendimizi ve çocuklarımızı kozmetik için veya egoist nedenlerden dolayı geliştirmek ise kesin bir olasılık. Programda, genetiksel olarak gelişmiş fareleri olağanüstü hafıza ve kuvvetle gösteriyoruz. Bu genlerin kopyaları vücutlarımızda mevcut, öyleyse bizi bebeklerin tasarımını yapmaktan ne durdurabilir?

Kanunlar bu teknolojinin çalışmasını düzenlemek için geçmiş olabilirler, fakat toplumumuz uyuşturucu ticareti gibi olan diğer sosyal problemleri kontrol etmede acınası bir iş yapmıştır. Yasal olmayan genlerde ticaret yapılırsa ne olur? Şimdiden Olimpiyat Komitesi, genetiksel olarak geliştirilmiş atletleri meydana çıkarmanın yollarını araştırmak için bir çalışma grubunu kurmuştur.

Üçüncü direğimiz kuantum devrimidir. Bu bütün bilimin temelini şekillendirir: Bu da bilgisayar devriminin modern elektronik ve lazer aracılığıyla, biyoteknik devriminin DNA ve proteinlerin tam 3D atomik yapısını bize vermesiyle mümkün olmaktadır. Şimdi kendi görünümlerini açmaya hazırlar.

Mesela, bir zamanlar görünmezlik olanaksız olarak düşünülmüştü. Bunu öğrencilerime kendi fizik derslerimde söylerdim.  Ancak olanaksız olan şu anda mümkün hale geldi, en azından mikrodalga radyasyonu için. Maddenin ‘’metamaddeler’’ diye adlandırılan yeni tipleri, objenin mikrodalgalara görünmez hale geldiği şekillerde mikrodalga radyasyonu bükebilirler.

Birkaç ay önce, Iowa’daki Ames Laboratuarı’ndaki, Almanya’daki Karlsruhe Üniversitesi’ndeki ve California Teknoloji Enstitüsü’ndeki fizikçiler; tamamen görünmezlik olasılığını ileri sürerek bu sonucu görünür ışığa genişletmişlerdir.

Işınlanma da bilim kurgu saçması olarak düşünülmüştü, fakat araştırmacılar şimdi fotonları ve hatta atomları bir laboratuardan düzenli olarak ışınlıyorlar. Gelecekte, belki de virüsler ve hatta yaşayan doku ışınlananacak.’’Öğrencilerime görünmezliğin mümkün olmadığını olduğunu söylerdim. Fakat mümkün olmayan şimdi mümkün.’’

Belki de en büyük gelecek vaat eden şey  bireysel atomları yönlendirme yeteneği olan nanoteknolojide yatıyor. Karbon nanotüpler nihayet bir buton dokunuşuyla uzayın içerisine bizi yükseltecek kadar kuvvetli bir ‘’uzay asansörü’’ kurmamıza izin verebilir. Hâlâ onlarca yıl uzakta olan rüya; bir objedeki bütün atomları yeniden düzenleyebilen ve sanki bir sihir gibi başka bir şeye döndüren bir ‘’nanorobot’’ yaratmaktır. ‘’Nanoüretim’’ fikri acayip gibi gözükse de; doğa, nanomakinaların varolduğunu zaten bize göstermiştir: Mesela DNA molekülleri ve ribozomlar. “Doğal” nanoteknoloji, yiyecek moleküllerinin yığınını bir bebeğin içerisine yalnızca dokuz ayda dönüştürür.

Tekrar söylüyorum, ortada gerçek kaygılar var. Uzak bir gelecekte, bir nanofabrika ya kontrolden çıkarsa? İşe yaramaz nanorobotları ortadan kaldırmak için hızlı olan nanorobotları yaratabilecek miyiz?

İnsanlık tarihindeki en büyük bilim patlamasının eşiğinde harekete hazır olabiliriz, fakat buna hazır mıyız? Yakında cansızı canlandıran ve hayatı imajımızda yaratan Yunan tanrılarının gücüne sahip olacağız. Fakat buna uymak için Solomon’un bilgeliğine de sahip olacak mıyız? Bilgeliğin bu önemli teknikler üzerinde derinlemesine kuvvetli, demokratik bir tartışmayla geldiğine inanıyorum. Bu tartışma da yalnızca eğitimli, bilgili halkla olabilir. Serilerin amacı bu tartışmaya başlamaktır.

Scientist Dergisi 2628 nolu sayısı, 3 Kasım 2007, sayfalar 58-59

Kısa Biyografi:

Michio Kaku, Henry Semat Kurulu Başkanı ve New York City College’de Teorik Fizik Profesörlüğüne sahiptir. Bütün parçacıkları ve doğanın temel güçlerini onları küçücük süpersimetrik stringlerin titreşimleri olarak modelleyerek, tek bir teoride anlatmaya teşebbüs ettiği süperstring teorisinin bir dalı olan string alan teorisinin ortak-kurucusudur.

Check Also

uzaylı1

Ya Uzaylıların Yaşamını Keşfedemezsek

Giderek artan bir gelişmişlikle, onyıllardır yanlız olup olmadığımızın işaretlerini bulmak için evreni araştırıyoruz. Uzay araçları, ...