Hakiki Mutluluğun İslâmî Formülü
Önsöz
- Isler bir açılsa degme keyfime. Ama nerede, piyasa ölü kardesim!
- Emekli olup çocukları da evlendirdim mi benden mutlusu yok!
- Sınavı bir kazansam, beni kimse tutamaz.
- Bir türlü yüzüm gülmedi, hep çile, hep dert.
- Çevrem beni bir anlasa, daha mutlu olacagım.
Mutluluk nedir sorusuna aldıgım cevaplar aynı eksende dönüyor. Isler yoluna girerse,
idealler gerçeklesirse, çevre anlayıs gösterirse, basarılı olunursa mutlu oluyor insanlar.
Acaba mutluluk bu mu? Mutluluk her seyin tıkırında gitmesi mi?
Dünyanın en mutlu insanı kim sizce?.. Süphesiz Alemlerin Efendisi Hz.Muhammed (s.a.v).
Dogmadan yetim, 6 yasında anneden, 8 yasında dededen mahrum. Tebliginin Mekke’de
ki 13 yılı Iskence, Boykot, Dıslanma, Tehdit… Medine’deki 10 yılı Savas ve Açlık!.. Bu nasıl
mutluluk Allah Askına?!...
Ne dersiniz, mutluluk anlayısımızda bir sakatlık mı var? Yoksa mutluluk daha farklı bir sey
mi?..
Mutluluk ve Hakiki Huzura isaret eden Kur’anî kavram; INSIRAH! Nedir Insirah? Nasıl
olusur, nasıl gelisir, neler bahseder kisiye?...
* * *
Mehmet DOGRAMACI Insirah kavramına bir gönül tefsiri yaparcasına yeni yorumlar
getiriyor. Okuyacagınız dizide; DUHA ve INSIRAH SURELERINE getirilen yeni bakıs açısı,
ufkunuzda yeni manalar açacak.
Rasülullah (s.a.v) Efendimize Vahyin kesintiye ugradıgı süreçte inzal olan bu iki sure, aynı zamanda HAKIKI MUTLULUGUN EVRENSEL FORMÜLLERINI içeriyor. Okuyan, fark eden ve hayata geçiren bahtiyar gönüllere selam olsun.
Gün Işığına Yemin Olsun!..
(DUHA SURESI yorumu)
Hz.Muhammed(s.a.v)e Ikra’ hitabından sonra bir süre vahiy akısı kesilir. Bu süreçte
yalnızlık hissi ile mahzun olan Allah Rasülü, öylesine bunalır ki; kayalıklardan kendini
asagı atıverecek konuma kadar gelir. Iste böyle bir hal içinde iken önce DUHA Suresi,
hemen pesine de INSIRAH Suresi inzal olur.
Bazı tefsir alimlerine göre Duha ve Insirah ayrı sureler degil aslında tek suredir. Elmalılı
Hamdi Yazır merhum tek sure olmasalar bile mana olarak birbirlerini tamamladıklarını
zikreder. Bunalımdan çıkıs vesilesi olan surelerden ilkini gönül penceremizden okumaya çalısalım. Degerlendirmemizde Rasülullah’ın yasadıklarını yorumlamak gibi bir haddi asma
degil, sureden bize gelen hitabı anlamaya çalısmak hareket noktamız olacak.
Bismillahirrahmanirrahim:
1. VE’DDUHÂ: YEMIN OLSUN AYDINLIGA!
Duha kelimesi çogu tefsirlerde “Kusluk Vakti” olarak çevrilse de Kur’anın diger ayetlerine baktıgımızda asıl mananın GÜNESIN AYDINLIGI oldugunu görürüz. Duha, kusluk gibi geçici bir zaman dilimini degil, tüm gündüze yayılan parlak, daimî günısıgını ifade eder.Kur’anda “Ey Rasülüm, Ey Nebi, de ki” gibi hitapların hepimize oldugunu hatırdan çıkarmayalım. Bunalım içinde daralan Allah Rasülüne gelen ilk hitabın yeminle ve aydınlıkla olusu, baslı basına bir ferahlama müjdesi!.. Ey Insan, ey yalnızlık ve hüzün içinde sıkıntılar yasayan kisi; Yemin Olsun ki sen bu durumdan kurtulacaksın!..Yeminle bunun ifadesi mutlak bir kurtulus oldugu gibi, günesin aydınlıgına yemin edilmesi de insanın akıl ve idrak sonucu
hüsrandan çıkacagına isarettir.
Günes; tasavvuf literatüründe aklı-suuru temsil eder. Islam akla hitap eder. Aklı
olmayanın mükellefiyeti de yoktur. Iman nurunu degerlendirebilecek olanlar Kuran’ın
ifadesi ile ULUL ELBÂB olan TEMIZ-BERRAK-DURU AKIL SAHIPLERIDIR.
Temiz akıl; kisilere, olaylara takılan degil, fikirleri ve arka planı degerlendiren akıldır. Iman
nuru için akıl alt yapıdır.
Iman noktasına gelene kadar akıl gereklidir. Aklın kavramakta zorluk çektigi konularda iman noktasına gelinmis demektir ki, burada aklı zorlamayıp, imanın geregini yapmak gereklidir. Iman noktasını geçtikten sonra, gene aklı kullanmak gerekir. Yani; imanın gerekecegi noktaya kadar aklı kullanıp, ilerleyebilecegin kadar akılla yürüyecek ve iman noktasına ulasacaksın.. Burada aklın yapısı dolayısıyla yetersizligini kavradıgın için de “IMAN”a gerek oldugunu fark edecek ve iman kapısından içeri gireceksin! Iman noktası sende açıldıgı zaman, imanın neden, niye ve nasıl oldugunu idrak ettigin zaman;aklını fikrini durdurup; imanının gerektirdigi bir biçimde o fiili ortaya koyacaksın!
Imana dayalı bir biçimde gerekli çalısmaları yaptıktan sonra, gene aklını kullanıp, o imanadayanan olayın hikmetini kavramaya çalısacaksın!… O olayın da hikmetini kavradın mı ,artık imanla akıl kenetlenmis olur ki, onu cinnin ilhamı yada vehim yıkamaz !. Senin içinsaglam bir kale meydana gelmistir!(1)
Akl-ı Küllün mazharı olan Cebrail(a.s)ın Mirac hadisesinde öteye geçemedigi SIDRE
noktasından ilerisi Hakikat turunu tamamlamak dileyenler-dilenenenler için; ASKla geçilir.
Askın tezahürü; iki sekilde cerayan eder:
a- Bir kuldan vechini göstermesi.
b- Kul, mahal olmaksızın gönülde duyulan Ask.
Içinde, özünde hissedilip açıga çıkaramadıgını karsısındakinde buldugun anda onu sevmeye baslarsın... Özünde sevgin kadardır karsısındakine askın!.. Çogunlukla karsısındakinden, ondakinin yüzünü göstermesinden gelir sevgi insana!.. Bazen de özünden gösterir yüzünü O!… O zaman onlar için derler ki, “Allah’a âsık oldu”!.. “Kendine seçtikleri”dir sevenleri bir
çehreden!… Özünden sevgiyi yasayanlardır, “mukarreb”leri!… Hünerlerini sergilemekiçin yaratmıstır her seyi… Sevmek için yaratmıstır sevilenleri!. Gözlerinde seyretmek içingözleri olarak yaratmıstır “ask”ı yasattıklarını!.. Avam anlamaz ve bilmez bu askı!.
Bunun ask oldugunu!.. Oysa gerçek “ask” O’nun atesine pervane gibi atılıp; varlıgını O’nda yitirip; O’nun “Bâki”ligini yasattıklarıdır gerçek “âsık”lar!..(2)
Hz. Uveys El Karani, Hz. Rabiatül Adeviyye(k.s) gibi Zevat-ı Kirama özünden gösterir
yüzünü. Hz. Mevlana’ya Tebrizli Sems’ten, Yunus’a Taptuk’tan, Kays(Mecun)a Leyla’dan
göstermistir. Kisi diye görülüyor sanılan; aslında Duhadır. Görünen; gönül aydınlıgıdır.
Görünen; Iman nurudur! Görünen Onun kendini göstermesi oldugu için orada
irade-istek-beklenti düser, mıknatısın çekim alanına girmis demir tozları gibi kendinden
geçer asık.
Duha; ısık anlamının yanı sıra yine Kur’anda “Yakıcı atesin harareti” olarak da kullanılır.
(Taha-119) Askın yakıcı atesi aynı zamanda arıtıcıdır!.. Yandıkça arınacaktır benlik
yüklerinden, bukagılarından, kelepçelerinden… Ask; dısarıdan bakınca bir birime kölelik
gibi görünen ama hakikatte gerçek hürriyetin ta kendisi yegane haldir!..
Nurunu böylece seyrettikten sonra aklın çalısması, gönlün hissiyatı, duyuların harekete
geçisi zirvededir artık. Açıga çıkan feyzi-enerjiyi ifadede kelimeler iflas eder. Adeta fitili
ateslenmis gönül füzesi; iç alemini geçmeye, benlik atmosferini delmeye, vahdet
uzayında yörüngeye oturmaya hazır hale gelmistir. Berrak Akıl açıga çıktıgında iman nuru
ile bütünlesen insan; bunalımdan kurtulusun ilk sinyalini, ilk ısıgını almıstır artık. Isık
parladıktan sonra neler olur, devam edelim.
2- VELLEYLI IZÂ SECÂ: YEMIN OLSUN SÜKÛNA ERDIGINDE GECEYE!
Geceye yemin edilirken LEYL kelimesinin SECÂ zarfı ile birlesmesi oldukça anlamlı. Kur’anın degisik ayetlerinde geçen “Gece ile gündüzün pes pese gelisinde düsünenler için ibretler vardır” hitabı dogrultusunda sükuna ermis gece üzerine tefekkür edelim.
Aydınlıgın yerini karanlıga bıraktıgı zaman dilimi gece. Gürültü, kosusturmaca, telas içinde
akan gündelik hayatın sona erdigi an!.. Gündüz; Kesreti, Gece; Vahdeti betimliyor.
Gündüz etrafınız çok kalabalık. Gece ise sadece siz varsınız özünüze yönelmis biçimde.
Gündüz, çalısma ve gayret, gece dinlenme ve sükûn timsali.
Nurun potansiyel enerjisini kusanan insanın, özüne yöneldigi,adeta yeniden sarj oldugu
zamandır gece… Allah’a yakiyn vesilesi ibadetler için gece yarısı seçilir. Gece uyku
tutmayan kisilerdir asıklar. Mevlana’mız söyle der: ”Asıklar masuklarına gece gider insanlargörmeden. Sen de Rabbine geceleyin git ki, askını doya doya yasa araya kimse girmeden!..”
Temiz aklın iman nurunu degerlendirip kendini fark edecegi zamandır gece. Teheccüd
vakti, Mirac Vakti, Kadir Anıdır gece!.. Kur’anın Rasülullah’a inzalinin baslangıcıdır.
Acziyetinizi fark edeceginiz, Kur’an sırlarını OKUmaya baslayacagınız andır gece!..
Allah Rasûlü Muhammed Mustafa aleyhisselâm merkezli “DIN” anlayısına göre “KADR”gecesi anlatımının desifresi, yorumlanması ise ehlullah indinde söyledir: “Kurân” ismiyleisaret edilen “sırlar bütününü” ve “özündeki hakikati” (enzalna HU) kisinin, kendivarlıgının “yok”lugunu (LEYL) yasadıgı anda, suurunda açıga çıkardık. “Kurân ve insan ikizkardestir”, uyarısı hatırlanmalı. Bu hakikatin, sırrın (KADR) ne oldugunu bilir misin? KADRsürecinin yasandıgı “yok”luk karanlıgı (gecesi), bin ayda (80 küsur yıllık insan ömrüsürecinden) yasanabileceklerden daha hayırlıdır. Melekler (melekî kuvveler-kanatlar bukuvvelerin 2-3-4 yönlü olması) ve ruh (varlıgındaki hüviyetin ”HU” hakikatin anlamı),kisinin rabbinin (esma terkibinin-varlıgını olusturan Allah isimlerininin bilesiminin) izni(kapsamı-kapasitesi) kadarıyla, suurunda açıga çıkar; böylece o anda, kendi “yok”luguhissi yanısıra, mutlak var olan “ALLAH”ı hissedip yasar! Her hükümden “Selâm”ette olarak!.(3)
* * *
Gecenin ilk anı degil, sükûna erdigi, duruldugu ana yemin ediyor Rabbul Alemiyn… Gökte
Kamer ve Yıldızların da çekildigi, Kuranın ifadesi ile “Yıldızların battıgı vakte”(Tur-49) isaret
ediyor. Nasıl anlayalım bu vakti? Türkiye saati ile 03 suları demek kolay, ya hakikati ne bu
saatin?!..
Günısıgı gibi berrak-parlak aklı ile iman nurunu degerlendiren insan, acziyetini fark ederek özüne döndü. Duyguyu temsil eden kamerle; rahimiyyeti ile yogurdu düsüncelerini,
terkibini olusturan yıldızlarla; esmalarla degerlendirdi manaları… Hepsinin hakkını vererek
okumaya çalıstı. Iste simdi kesrete dair ne kadar mesguliyeti varsa hepsi düstü
gözünden… Dünya, içindekiler, hesaplar, planlar, istekler ne varsa eridi bir bir...
Artık öyle bir noktadaki titriyor, kendinden geçiyor… Allah Hasyeti denilen sey bu olsa
gerek! Mevcut esmaların açıldıgı an belki de. Belki de o güne degin hiç fark etmediklerini
fark ettigi an..
Degerli Mütefekkir Sn. Ahmed Hulusi vesilesi ile ögrendigimiz bir hadis-i serif vardı: ”Herhükmün(ayet-hadis) Zahiri, Batını ve Matlaı vardır!..”
Iste o hiçlik anı, iste o hasyet titreyisi zahir ve batını yasayan kisiye Matlaın açılması
demek! Yeni bir dogus anı gece vakti…Manalar doguyor özünüzden, sizden size inzal
oluyor ilk defa fark ettiginiz hakikatler…
* * *
Gece karanlıktır… Rabbul Alemiyn; HAYY esmaını SETTAR örtüsü altında isletir genellikle!..
Bebek doguran rahim, yıldız doguran uzay, su fıskıran magara, tohum filizlendiren toprak
hep örtü altında, hep karanlıkta!... Vahiy alaca karanlıkta gelir Allah Rasülüne!
Geceniz sükuna erince erersiniz sırlara… Karanlık gibi üzerinize çullanan sıkıntı ve dertler
bogacak gibi oldugunda, geceyi kusanırsınız… Niyaz eder, el açarsınız Alemlerin Rabbine!..
Naz u niyaz içinde duygusal yakarısların bittigi, derdin gözünüzden düsüverdigi bir an
vardır!
Iste o andır sükuna eren gece!... Iste o andır acziyetini fark edis!... Iste o andır, Birimsel
Benlik perspektifinden bakısı terk edip açımızı genisleterek Rabbul Aleminin Cilve-i
Rabbanilerini hayret ve hayranlıkla seyir vakti!..
Yasanabilecek, zevk edilebilecek doruk noktadır orası!... Saatler sürsün istersiniz. Ama
sürmez, bir andır, bir fark edistir gelir geçer! Fakat manalar oturdugunda yeni ufuklar
açılır bilincinizde. Görelim neymis fark edilen?!
3. MÂ VEDDE’AKE RABBÜKE VE MÂ KALÂ: RABBIN SENI NE TERK ETTI NE DE
BIRAKTI. Rasülullah vahyin kesintiye ugradıgı süreçte derin bir yalnızlık duyarak, Rabbinin kendini terk ettigi veya darıldıgı zehabına kapılır. Bu; Rasülullahın yasadıgı bir hal. Biz ayetten neanlayacagız?..
Aydınlık misali yeni ufuklar açan aklıyla iman nurunu kesfeden, sonra da özüne dönerek
acziyetini fark eden insan, zaman zaman bosluk hissine kapılsa da asıl potansiyelin özünde mevcut oldugunu fark etmeli!.. Iste ayette bize bu söyle fark ettiriliyor:
Ey Insan! Sen çaresiz, yalnız, garip ve güçsüz hissediyorsun kendini öyle mi?.. Rabbin
ZATen sende!.. Hem de öyle bir seninle beraber ki; seni terki yada senden kopmasını
düsünmek bile muhal!... Nasıl mı? Rab ve Terkip kavramlarını önce dogru anlayalım:
"RAB" Rubûbiyet mertebesi sahibi olan anlamındadır. “Rubûbiyet” ise ilahi isimler diyebildigimiz Esmâ-ül Hüsnâ’nın, hükümlerini âsikâre çıkartma özelligidir. Bedendehükmeden, bedeni yürüten, bedeni götüren Rab, bu ilâhi isim terkibidir. Her birim içinrabbına tâbi olmak, mutlaktır! Rabbına tabi olmayan, hiçbir zerre yoktur! Her zerre
Rabbının hükmünü yerine getirir. Insanın Rabbî, kendi varlıgını meydana getiren bu"Allah" isimlerinin isaret ettigi ilâhî güçtür! Bütün isimlerin mânâları, kuvvede, sendemevcut! Ama senin terkibin bu isimlerin degisik kuvvetlerde, fiil mertebesinde, fiillerolarak ortaya çıkısına yol açıyor.(4)
Sen kendini nasıl basıbos, yalnız sayabilirsin ki?... Su ayetleri derin tefekkür edenler; hiç
de serbest ve kontrolsüz olmadıgımızı anlayacaklar:
"Sizinledir, nerede olursanız olun!"(Hadid-4)
"Sizden her biriniz için bir seriat ve bir program meydana getirdik"(Maide-48)
"De ki: Tümü de programları [sâkileleri] dogrultusunda fiîller yaparlar"(Isra-84)
"Hiç bir canlı yoktur ki, Rabbim <alnında> çekip götürmesin!."(Hud-56)
"Gerçekten biz, her seyi kaderiyle halk ettik!"(Kamer49)
Insan, kendisinin basıbos bırakılacagını mı zanneder.(Kıyame-36)
Evet, ey insan, bütün kuvvelerin sende belli bir program halinde yüklü oldugunu ve açıga çıkmak üzere bekledigini fark et!... O kuvvelerin senden ayrı olusunu düsünmen bile
sirk!..
Iyi de, ben o kuvvelerimi en kolay ve en çabuk nasıl fark ederim?!.. Yada bir baska
deyisle RABBIMI NASIL TANIRIM?... Iste anahtar soru bu!.. Rasülullah(s.a.v) ne zaman
sahabeye bir soru sorsa onlar cevap vermek yerine söyle derlerdi: ALLAH VE RASULU
DAHA IYI BILIR!..
Iste sifre bu cevapta gizli. Rabbimi bana bildirecek bir mahal, perdemi yırtacak bir usta,
gafletten çıkaracak bir uyarıcı gerek! Ayetler o uyarıcıların her devirde is basında
oldugunu haber veriyor:
”Size içinizden, kendinizden Rasul yolladık”(Bakara-151)"
Biz bir Rasûl göndermedikçe, kimseye azap edecek degiliz."(Isra-15)
Rasuller; Hakikati Açıklayan Kutlu Görevliler her dönemde olacaklar.
Bazen bir
mürsidin rahle-i tedrisi, bazen bir muallimin terbiyesi, bazen bir düsünürün paylastıkları
ile Rasülüm dile gelecek!... Dile gelecek ki, özümde örtülü boyut, ”Benden içeru ben”
açıga çıksın!..
Rabbimi tanımam yeterli mi?.. Hakikati kavramama sadece kendimi bilisim yetiyor mu?...
Rabbimden yola çıkıp Rabbul Alemine varmam için hangi yolu izlemeli, neleri yasamalı,
hangi usullerle özüme yönelisi sürdürmeliyim?!....
Notlar
1- AH’de Kavramlar -Akıl: http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/
kavramlar/akil/akilveimannasilkenetlenir.htm
2- Sevgi: http://www.ahmedhulusi.org/turkce/onemlikonular/sevmek.htm
3- Kadir: http://www.ahmedhulusi.org/turkce/onemlikonular/tanrininkadiri.htm
4- AH’de Kavramlar-Rab:http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/
kavramlar/rab/index.htm
4. VE LEL ÂHIRATU HAYRUN LEKE MINEL ÛLÂ: SONRASI, SENIN IÇIN ÖNCESINDEN ELBETTE DAHA HAYIRLI OLACAKTIR.
Bunalımdan çıkısın ilk asamasında bütün kuvvelerin potansiyel olarak özünde mevcut oldugunu fark eden insanın, hayata ümitle bakması için sırlı bir gerçek, yemin ve pekistirme edatı LAM ile (ve Le) seklinde vurgulanıyor: Sonrası öncesinden daha hayırlı olacak!..
Zaman zaman yasadıgınız sıkıntı-bunalım hallerini düsünün. Üzerinize çöken
karamsarlıgın ana nedeni; o anki duruma kilitlenip, ileride gelisebilecek hayırlı olgulara
fırsat tanımamanız, ümit ısıklarını kendi elinizle söndürmenizdir. Oysa ne insan, ne dünya,
ne de evrende mevcut unsurlar hiçbir zaman aynı hal üzere kalmamaktalar. Kainat sürekli
devinim-dönüsüm halinde. “O HER AN YENI BIR SA’NDADIR” ayeti baslı basına bir ümit
aslında. Çünkü hiçbir hal kalıcı degil!..
Sonrasının öncesinden hayırlı oldugu bakısı; hayata tutunmayı, ayakta kalmayı saglayan
ciddi bir motivasyon unsuru. Çesitli biçimlerde gözledigimiz bir gerçek bu. Karanlık-kısıtlı
rahimde kordondan beslenmeye nispetle anne sütü, anne sütüne nispetle yeme içme,
bebeklige nispetle çocukluk, çocukluga nazaran gençlik daha hayırlı degil mi?.. Topraga
düsen tohuma göre filiz, filize nazaran fidan, fidana nazaran agaç daha hayırlı degil mi?...
Her gecenin sonu sabah, her kısın sonu bahar degil mi?... Kainatta sürekli tekamüle
dogru yol alan bir akıs söz konusu. Öyleyse ümit var olmak gerek!
-Umduguna ermek istiyorsan; Ümidinde sabit ol!..
-Geçmis, nasıl bugün hayal ise; bugün de, yarın öylece hayal olacak. Öyle ise hayalugruna sonsuz mutlulugu feda etme!..
-Beser gözü ile bakan hayrı-serri, Hak Gözüyle bakan sonsuz kemali seyreder.(1)
Iste bu bakısı muhafaza etmemiz sürekli ümit halini dogurur ki bu da yasam enerjimizi diri
tutar. Kur’an bu hale söyle deginir:
O’na korkarak ve umut tasıyarak dua edin. Dogrusu Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara pek
yakındır. (Araf-56)
De ki:"Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü tasıran kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Süphesiz Allah, bütün günahları bagıslar. Çünkü O, bagıslayan,
esirgeyendir." (Zümer-53)
Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler toplulugundan baskası Allah’ın
rahmetinden ümidini kesmez.(Yusuf-87)
* * *
Allah, hiçbir kula takatinin üstünde agırlık yüklemez. O kullarının aleyhine bir seyi ister mi?
Hayır! Basımıza gelen bela ve -bize göre- aleyhimize halleri nasıl izah edecegiz peki?
Aslında her gelisme hayrımıza! Olayın aleyhimize veya zararımıza görünüsü, o anki bakıs
açımıza göre. Insan, günlük hayatın yogunlugu içinde bir an gaflete düsüp ümitsizlige
kapılır ve yıkım yasar. Iste o an en büyük güç kaynagı; SONRASININ DAHA HAYIRLI
OLACAGI teminatıdır.
Hakikatte de durum böyle. Kur’anda hayatı zikredilen Rasül-Nebilerin çektiklerini
düsünün. Onca çile ve ıstıraba ragmen sahil-i selamete çıkmıslar imanlarının verdigi
güçle… Ilk müminler ve Allah Rasülünün hayatlarını hatırlayın. Agır sınavlara düçar olsalar
da yarından ümit kesmemisler. Iskenceden hicrete, hicretten fethe uzanan gelisim süreci
hep sonrasının öncesinden hayırlı olusuna, apaçık-yasanmıs delildir.
Özetle; bir sonraki anımız bir öncesinden, Ahiret hayatımız Dünyadan daha hayırlı. Ebedi
bir yasam nasılsa önümüze gelecek!... Her hal yeni bir hale dönüsmede ise, kısacık dünya
hayatında üzüntü ve yıkımların açtıgı isyan bataklıgına saplanmaya deger mi?!..
5. VE LE SEVFE YU’TIYKE RABBUKE FE TERDÂ: RABBIN SANA VERECEK DE SEN RIZAYA ERECEKSIN (HOSNUT OLACAKSIN)
Sonraki gelismelerin öncesinden hayırlı oldugu ifadesinden hemen sonra, ”Rabbinin verecegi ile rızaya erme” teminatı da yine yeminle, vurgulu biçimde gelmis. Rabbinin verecegi nedir? O verme ile rıza nasıl olusur?...
Gün ısıgı misali parlayan idraki sonucu acziyetini anlayan, Rabbinin kendini terk
etmedigini ve darılmadıgını bilen, sonraki anın bir öncekine göre daha hayırlı gelismelere
sahne olacagını ümit eden insan için olusacak durumun adıdır Rıza!... Bu da öncelikle
kendinde mevcut esmaları fark etmek, fark ettiklerinin hakkını vermek, nefsini tanıdıktan
sonra bütün nefislerde hükmünü icra edenin; her birimin Rabbinin; Rabbul Alemin olan
Allah oldugunu fark etmekle mümkün. Bu fark edisin yasama dönüsmüs hali; ALLAH
AHLAKI!... Nedir Allah Ahlakı?
Allah’ın ahlâkıyla ahlaklanmak demek, Allah’ın varlıklarına bakıs açısıyla bakmaya çalısmakdemek. Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaktan mânâ; rubûbiyetin meydana getirdigi sendekirubûbiyet sırlarından, rubûbiyet kemâlinden olusan, “nefis” adını verdigin nesnede, ilâhîhükümlerin mânâsını âsikâre çıkartman demektir! Olabildigince Allah’ın esmâsı’nın özelliklerini cem edip, o gözle âlemleri ve içindekileri degerlendirmektir!
OKU”yabilirsen Ümmül Kitabı; “Allah” adıyla isaret edilen’in ahlâkıyla ahlâklanırsın!“Seriat” dedigimiz ilâhi hükümler bütününe uydugumuz zaman, ”terkibi kayıtlardan”kısmen çıkmıs ve o nisbette “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmıs” oluruz!. (2)
Rabbul Alemini fark edisin esası olarak Kur’anı OKUyabilme ve Ser’i Hükümlere baglı
kalarak yasamanın temel oldugunu böylece ögrendik!
Bu ayette verme-karsılıksız ihsan etme ifadesine dikkatlerinizi çekmek istiyorum:
Rabbimiz, bize bagısladıklarını karsılıksız, bedelsiz, beklentisiz vermekte. Verdiklerini fark
etmek, hakkını vermekse bizi rıza ikliminin hosnutluguna tasır. O halde söyle bir tespitte
bulunabiliriz: Madem ki ayette “Rabbin sana verecek de hosnut olacaksın” buyruldu;
RIZANIN ILK VE ÖNCELIKLI SARTI; VERMEKTIR. Verebildiginiz, paylasabildiginiz ölçüde
hosnutluk yasarsınız. Vermek-paylasmak, birimselligin dar açısından sıyrılıp, evrensel
perspektifle ufkumuzu genisletme vesilesidir. Sahiplik duygusu azaptır. Paylasmak razı
olmayı, razı olmak da cennet bilincini getirir. Rızanın zirvesi RIDVAN’ın Cennet Kapısındaki
melege isim olusu manidar degil
mi?(http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/tefekkurek.html)
“MUHAMMEDΔ anlayıs, en basta insanlarla elindekini KARSILIKSIZ paylasmaktır!.
Elindekilerden çıkar saglamak degil!. Iste “Muhammedî” anlayısı yeryüzüne yayan veinsanlara bu gerçegi fark ettirmeye çalısanlar, ellerindeki degerleri çevreleriyle karsılıksızyaymaya baslarlar hangi inancı kabul etmis olurlarsa olsunlar,dünyanın neresindeyasarlarsa yasasınlar!.(3)
Bu açıklamalardan sonra ayeti bir de söyle okusam sanıyorum mana sınırlarını zorlamıs
olmam: RABBININ SANA VERDIKLERINDEN SEN DE VER KI; RIZAYA ERESIN!
Kamil manada rıza; Allah ahlakı ile ahlaklanma sonucu Muhammedi Bilince ermektir. Bu
bilincin gelisimi için neler lazım?
Notlar
1- Dosttan Dosta/793-608-501: http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/dost/
2- Kavramlar/Allah Ahlakı:
http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/ahlak/ahlak_fihrist.htm
3- Paylasmak: http://www.ahmedhulusi.org/turkce/onemlikonular/yenileyici.htm
Rıza halinin olusumu, daha dogrusu hakikatimizi fark edisimiz için gerekli safhaları Duha
Suresinden ilhamla okumaya devam ediyoruz.
Önceki satırlarda, özüne yönelen insanın suurundan aldıgı aydınlatıcı etkilerin Duha, acziyetini hissettiginde yasadıklarının Sükuna Ermis Gece olarak isaret edildigini tespit
ettikten sonra, Terkip-Rab kavramlarının önemine vurgu yaptık. Bu terimler anlasıldıgında terk etmeyen, darılmayan, bizden uzak olmayan Rabbimizden aldıgımız güçle, öncesininsonrasından hayırlı oldugu ümidi içinde, Onun bize bahsettigi kuvvelerden azami ölçüde
vermek-paylasmakla rızaya erilecegini fark ettik. Simdi Muhammedî Bilincin gelisimi için
nelerin, nasıl olusacagını su ayetlerden okumaya çalısalım:
6. ELEM YECIDKE YETÎMEN FEÂVÂ: SENI BIR YETIM OLARAK BULUP DA BARINDIRMADI MI?..
Bu ayet ve devamındaki iki ayette Ve-Ce-De kökünden BULMAK fiili ile sorular soruluyor. Bir yetim olarak bulup barındırmak, yol bilmez bulup hidayete kavusturmak, yoksul bulup zengin kılmak ifadelerinde ana eksen; Ve-Ce-De fiili.
Ve-Ce-De fiili ile bu soruları soran; EL-VÂCID olan Rabbul Alemindir!.. Nedir Vâcid
esmaının manası?
EL-VACID: Bulan, açıga çıkaran, yok iken varlık sahnesine süren, öne çıkaran demek! Bu öylesine bir bulus, öylesine bir veris ki; ne bagıslarsa bagıslasın varlıgından hiçbir sey
eksilmeyen Mutlak Zatın ihsanı!..
El-Vâcid ismi; tasavvufun ana gayelerinden VÜCÛD bahsinin alt yapısı sanki. Öyle bir
varlık ki; vermesi ile eksilme yada çogalma söz konusu degil. Zatından baskası yok ki;
dısa dogru bir çıkıs yada içe dogru alıstan bahsedilsin! Vacibul Vücûd olan Rabbul Alemini,
vücûd bahsi dogrultusunda açıklamaya girismek bizim haddimizi asar. Iyisi mi ayete
dönelim.
“Seni bir yetim olarak bulup da barındırmadı mı?” Yetim; babasını kaybetmis kimse.
Rasülullah dogmadan önce yetim kalmıs. Baba; insan yasamı-gelisimi için ana dayanak,
temel sıgınak. Babasız hayata atılmak baslı basına mahrumiyet demek!..
Dayanak ve sıgınakların faydalı oldugu kadar, perde ve gevseklik vesilesi oldugunu hiç
düsünmüs müydünüz?... Sürekli ardında güvence-dayanak hissedenler yeni arayıs içine
girme ihtiyacı duymayacak, saglanan imkanları tepe tepe kullanmaya devam edeceklerdir.
Atılım göstermeleri, yeni ufuklar kesfetmeleri çogu kere mümkün olmayacaktır. Öyleyse
sunu tespit edelim: Hakikatini arayan; gelismek, perdeleri açmak; SISTEMI OKUMAK
isteyen; öncelikle temel baglantılarından sıyrılmalı, kendini bagımsız, öz, yalnız, salt
degerlendirmeyi hareket noktası seçmeli. Baglantısız ve yalnız oldugunu hissetmek bu
isin temeli:
- Yarın zorunlu olarak terk edecegin her seyi bugün suur boyutunda ihtiyarınla terketmedikçe, onlardan bagımsızlıgını elde etmedikçe, gerçek kimligine ulasamazsın!.
- Kıyamette ana-baba, evlattan; koca, karısından kaçacaksa, Kur’ana göre... Cennetteherkes aynı yasta olacaksa... Dünya yasamı gerçekte yalnızca saniyeyle tanımlanırsa...
Bundan ne çıkar?!...
- Yalnız geldin, yalnız gideceksin ve dahi uykun hep yalnız geçiyor... Yalnızlıgının bilincindemisin ve yalnızlıga hazır mısın?..
- Neye baglanırsak ondan kopmanın acısını ve ızdırabını duyacagız. Allah yalnızcakendisine baglanmamızı istiyor, kendisine teslim olmamızı istiyor!..
- Yalnızlıgı tatmadan asla Vahdete eremezsiniz!..
- Yalnızlık, Allah’a mahsustur, derler... Niçin?.. Düsündün mü hiç?..(1)
Kendini arayısta anne-baba, evlad u ıyâl, mal-ürünler hep ayak bagı ve perdedirler!..
Sınav öncelikle bunlarla baslar ki; kisi yalnız olan öz varlıgına yol bulabilsin! Baglarından
kurtulabilenler hakikate kosmuslar… Hz.Muhammed (s.a.v)i düsünün… Yetim dogmus, altı
yasında anneden öksüz, sekiz yasında hâmîsi dedesinden mahrum kalmıs. Yusuf(a.s)ı
hatırlayın… Küçük yasta kuyuya atılısı ve 40 sene süren baba hasreti. Musa(a.s)ın hayata
baslangıcındaki mahrumiyetlerine ragmen Firavun sarayında cesurca atıldıgı mücadeleyi
düsünün.
* * *
Ana-baba ve diger yakın baglardan kurtulalım, derken bunlara sırt çevirmeyi, terk etmeyi
ve yüzüstü bırakarak basını alıp gitmeyi mi kastediyoruz? Hayır!.. Kastımızın ne oldugunu
GAVSIYYE AÇIKLAMASIndan bir bölümle açalım:
“Yâ Gavs!... Kullarımın faziletlisi ve sevgilisi onlardır ki; evlâdı ve ana-babası olup dakalbi onlardan fârigdir! Eger, ana babası ölse hiç hüzün çekmez!. Kulum bu mertebeyeve menzile eristiginde, benim indimde “ana-babasız ve evlâdsız”(lem yelid ve lem yûled)ve “ve lem yekûn lehu küfüven ehad” olur!”
Normal bir insanın, elbette ki ana-babası ve çocukları vardır ve kendisinin, bunların birparçası olması hasebiyle de onlara büyük baglılıgı mevcuttur. Kezâ çocuklar yönünden de böyle...
Ancak burada belirtiliyor ki, kisi bu tür bagımlılıktan da kendini kurtarmalıdır... Ancakburada kavranılması gerekli ve hattâ zorunlu olan su husus mevcuttur... Onlardan yâni ana-baba ve çocuklardan kopmak, kalbinden onları atmak demek; Fiilen onları terk etmek demek degildir!...
Bilâkis, onlara elinden gelen her türlü hürmet ve sevgiyi gösterip; her türlü hizmeti bedeninle onlara verirken; kalbinde de Allah’tan gayrına yer vermeyeceksin demektir!.(2)
Demek ki; yetimlikten maksat; Allah’tan gayrının gönülde yer isgal etmemesi imis!...
Vahdet Yasamına giden yolda LEM YELID SIRRI; ana-baba baglantılarından, VE LEMYÛLED SIRRI da, evlat-ürün baglarından kalben sıyrılmakla yasanırmıs!..
* * *
Yetimin bir manası da saklı-korunmus, emsalsiz cevher demek. En kıymetli inci için;
DÜRR-I YETÎM tabiri kullanılır. Biz, bizdeki o yetim boyutunu kesfettigimizde bazı
kazanımlara hak elde etmis olacagız. Ayette “Yetimken barındırılmak” ifadesi oldukça sırlı.
Demek; yetim olanlar barındırılıyor. Demek, mahrumiyetleri olan kollanıyor. Demek;
yetimligini fark edenin etrafında koruyucu bir kalkan, Rabbânî bir hisar olusuyor!...
Dayanaklarından kopanlar kollanmadı mı Tevhid sürecinde?!... Ibrahim’i Nemrut
atesinden koruyup selamete çıkaran kim?!.. Meryem’i onca baskı ve asagılanmalarda
kollayan, Yusuf’u kuyuda koruyan, sarayda onca entrika, desise arasında barındıran
kim?!... Musa’yı Firavun’un kucagında büyüten kim?... Muhammed’imizi müsrikler elinde
büyüten, sonra da Alemlere Rahmet kılan kim?!...
Sizi ve bizi korumaz, barındırmaz mı sanırsınız?.. Koruyacak, barındırarak büyütecek
elbet!.. Koruyacak ve asama asama nefs mertebelerinde gelistirecek olan sadece O!..
Fakat bir sartla; YETIMLIGIMIZI FARK ETTIGIMIZ ÖLÇÜDE, BAGLARIMIZDAN SIYRILDIGIMIZ DERECEDE, ÖZÜMÜZDE CEVHER MISALI SAKLI INCIYI BULABILDIGIMIZ ÖLÇÜDEBARINACAGIZ; GELISMEK ÜZERE KOLLANACAGIZ…
Yetimligimizi fark ettik… Kalbimizi sair sevgi ve ilgilerden de sıyırıp bosaltmaya çalısıyoruz.
Ama küçük bir saskınlık yasıyoruz. Yolumuzu nasıl bulacagız?.. Devam edelim okumaya.
7. VE VECEDEKE DÂLLEN FEHEDÂ. SENI YOL BILMEZ, SASIRMIS BULUP DA YOL GÖSTERMEDI MI?
Kendini aramak üzere özüne dönen; terk ettigi baglantılar sonrasında ufak bir saskınlık yasar. Yönelis istegi var. Yol bulma arzusu hat safhada. Istiyak ve sevk zirvede. Ancak gidilecek yol, yönelecek kıble nerede?!..
Kıble arayısına girenlerden kimi tenzih, kimi tesbih çukurlarında EL-MUDILL tecellisini
yasarken sırat-ı mütaskim nasıl bulunacak?.. Dalalettten kurtulus Hidayetle olusuyor.
El-Mudill esmaı EL-HÂDÎ esmaı ile dönüsüm yasatıyor. Iyi de dalalet nasıl hidayete
dönüsecek?!..
Anahtar soru burada. Simdiye kadar iç alemine(Enfüsüne) yönelen insan, simdi dıs
dünyaya (Afaka) yönelecek ve turunu böylece sürdürecek. Ibrahim(a.s)ın önce yıldızlara,
sonra aya, sonra günese bakısı ile sistemde deveran edenin farklı ama tek-bir
mekanizma oldugunu fark edisini Kur’andan okuduk. Yine; ”Düsünenler için ayetlerimizde
ibretler vardır” seklindeki ayetlerde geçen AYETLERIMIZ ifadesinin Rabbul Alemiynin
sistemdeki çesitli tecellileri oldugunu da biliyoruz.
Allah Rasûlü, ALLAH Adıyla Isaret Edilen’in yaratmıs oldugu SISTEM ve Düzenin isleyismekanizmasına baglı olarak, gereken bilgileri sana duyurmus… Senin, bu bilgileridegerlendirip, geregi sekilde yasaman, sana Allah hidâyetinin ve Rasûl Sefaatinin ulasması demektir.(3)
Düsünen, akleden, özüne yönelen insan rahmet nazarı ile kainata baktıgında HER SEYIN
ONU TESBIH ETTIGINI görecek!.. LEM YELID VE LEM YULEDi fark edenin VE LEM YEKUN LEHU KUFUVEN AHADi seyridir Hidayet! Zatı için denk benzer-misil düsünmek muhal olan Teki; Allah’ı fark edistir Hidayet!.. Korunmak, barındırılmak isteyene ulasır Hidayet. "KUSKULANILABILIR HIÇ BIR YANI OLMAYAN O KITAP, KORUNMAK ISTEYENLERE HIDÂYETTIR..." (Bakara-2)
Hidayet, bir mekânın kabulüne mazhar olmak degil, yola koyulmak, aydınlıgın izinisürmektir.Insanın kendi ısıgı ve iç atesiyle kendi istikametini bulmasıdır hidayet. Mühtedininkimsenin ısıgına ya da koltuk degnegine ihtiyacı yoktur. Çünkü o hızını kendinden alır.Ulasma, varma ya da gelme durumu degil, modern lügatlerin yabancısı oldugu ‘erme’
halidir. Hidayete ermek! Herkesin U Dönüsü yaptıgı bir dünyada “Hû Dönüsü’’negeçmektir.(4)
Kimi özünden bir yönelisle bulur HÂDI’sini kimi de arayısı sonucu karsısına çıkarılan bir
mahalden yansıyan tecelli ile!..Celaleddin-i Rumi’ye Sems, Kadı Mahmud’a Üftade,Harun
Resid’e Behlul Dâne adı altında görünen; EL-HÂDÎ esmaıdır.Bu mahallerden yansıyan
Duha ile yönlendirilirler SIRAT-I MUSTAKIMe. Onlarda ikili iliski gibi görünen hidayettir. Çünkü;
Ikinin, Teklige yönelisinin adıdır ask!(5)
“Ask” yasanmadan; “ask” ugruna tüm varlık feda edilmeden, “vahdet” yasantısı kesinlikle açıga çıkmaz!(6)
* * *
Hidayete ön hazırlık olarak yasanan saskınlık esnasında da nice tecellileri seyreder insan.
Önce bela-kahır olarak gördüklerinin daha sonra hikmetini kavrayacak, altında yatan
sebebi çözdükçe hayranlıgı artacaktır. Yusuf’u Mısır Sultanlıgına, (Firavun benlik
egemenligindeki Mulhime Nefsin, Mutmainneye dönüsmüs huzuruna) götürmek üzere
kıskançlık-terk-hasret-dıslanma-gurbet-zindan ve hatta iftira safhalarının kademe
kademe hidayetin açıga çıkısı oldugunu da sezecektir!..
Madem ki hakikatine yönelen korunmakta, madem ki saskınlık hidayetin zeminini
olusturmakta; yasanan her mana, her olay, kemalat binasını yükseltmek için konulmus
tuglalardan baska bir sey degil. Hidayet bulan kimsede daha neler olusur, görelim.
8. VE VECEDEKE ’ÂILEN FEAGNÂ. SENI YOKSUL BULUP ZENGIN ETMEDI MI?..
Yoksulluk, salt mâlî anlamda fakirlik degil. Tasavvuf literatürüne FAKR olarak geçen halin
batıni anlamı üzerine tefekkür edelim. Allah Rasülünün
"FAKR"ımla iftihar ederim"!.diyerek isaret ettigi "ALLAH" varlıgı yanında "hiç"ligine isaret de mevcuttur!... Bahsi geçen "FAKR" da yanlıs olarak bildigimiz fakirlik diye anlasılmıstır; ki hiç ilgisi yoktur bu anlayısın,isaret edilen husus ile!.. Fakîr parası-pulu, malı-mülkü, evi-barkı olmayan anlamında kullanılmaz tasavvufta. "FAKR" hâli "Yokluk" hâlidir!. Fakîr de, "yokluk" hâlini yasayan kisidir. Mutlak bilinçli kulluk ancak "FAKR" ile tamam olur!. "Fakîr"; “ALLAH’a sıgınmıs, garîb, zavallı, “ene” si yok olmus kul” demektir; ki tasarruf edeni Allah’tır!..(7)
Yetim olarak ayak baglarından kurtulan, özünden hidayete ulasan kimse fakr; yokluk
halini yasamaya baslamıstır. Yoklugu hissedis, gönlü isgal eden unsurlardan bir bir
arınmak, kemale aday olmaktır. Fenâyı hisseden Bekâya namzet olur! Var sandıgı her
seyden geçen kisi; derin bir yalnızlık ve bosluk yasarken aynı zamanda
zenginlestirilmenin kapısına gelmistir.
Fakr halini bi hakkın yasayan insan; GANÎ esması mucibince zengin edilmeye,
donatılmaya hazırdır artık.
Eger kisi, bes duyu esaretinden ve sartlanmaların olusturdugu kabullerden arınıp, vehminin kabul ettirdigi göresel benlikten kurtulabilirse, görür ki kendisi yoktur, sadece Allah vücud sahibidir!. Nitekim, bu yoklugunu idrak etme sadedinde de "fenâfillah" deyimi kullanılır. Bunun mânâsı, Allah’ın varlıgı yanında kendi yoklugunu hissetme ve yasama halidir. "Fenâ Fillah"yani Allah varlıgı yanında kendi "yok"lugunu yasama mertebesi; ki "velâyet" dahi burada baslar.(8)
Fakr halini yasayanın elde edecegi zenginligin ne oldugunu bir de hadislerden okuyalım:
"Bir kul yararlı çalısmalar ile bana yakîn elde eder. Artık ben o kulumun görür gözü, isitir
kulagı, söyleyen dili, tutan eli yürüyen ayagı olurum."(H.S) Bundan daha muhtesem bir
zenginlik olabilir mi?.. Fakr halinde Hakkın su beyanları tecelli eder: “O’nun emri, bir seyi
dileyince ona sadece "Ol!"demektir. O da oluverir.”(Yasin-82) Olusturma kuvvesinin
tecelligâhı fakr yasayanlardır.
Benlikleri ve buna baglı arzu, istek, sehvetleri kalmamıstır. Onlar artık yepyeni bir Zat
hüviyetiyle açıga çıkarlar: “O GÜN YER BASKA BIR YERDIR, GÖK DE!..” (Ibrahim-48)
. . .
Dolu arsaya bina yapılmaz. Dikenli, taslı arazi temizlenmeden bostan ekilmez. Eski ekin
biçilmeden yeni tohum atılmaz. Gecekondu yıkılmadan gökdelen insa edilmez. Anladık
mı?...
Gayrından yoksul olmadan Allah’a ermek mümkün degil!... Her seyden bosaltırsak
gönlümüzü ne mi olur? “Yoksul bulup da zengin etmedi mi” sırrı mucibince FENÂda kemali;
BEKÂ sırrının zengin, çok boyutlu tecellilerini kusanırız.
* * *
Bu ay, Askın Sultanı Mevlana’mızın SEB-I ARUSu ile dügün söleni, sem’â nesvesi yasadık.
Yoksulken zenginlestirilmeye bir de Mevlana askınca nazar edelim:
Kamıs, ney olana dek neler çeker?... Köklerinden koparır, boynunu vururlar. Güneste
kurutur, hatta yetinmez bir de fırına atarlar. Bununla da kalmayıp bıçakla içini
BOSALTIRLAR! Salt hale gelse de rahat bırakmaz, 7 delik oyarlar!.. Sonra ehil bir nefes üfürünce HU sesini isitiriz kamıstan!... Kamıs, artık kamıslıktan çıkmıs, Vahdet terennüm
eden Neye dönüsmüstür.
Ne anladık?.. Köklerimiz biçilecek, baglarımız kopacak… Içimiz, varlık atfettigimiz her
seyden bosalacak. Nefs Mertebeleri adedince açılımlar elde edecegiz. Bosalan özümüze
Hakkın Nefesi dolacak. Dolacak ki; özümüzdeki HU yu bulalım! ONA RUHUMDAN ÜFLEDIM
ayetindeki üfleme tabirine bir de bu cihetten bakın!.. Içi dolu olana üfürülmez!.. Fakrı
yasayan, Allah’tan gayrından bosalandan çıkar Hakkın Nidası!..
. . .
Yetimken barındırıldık. Yol bilmezken yola yönlendirildik. Yoksulken zengin edildik.
Kusandıgımız bu hallerle vahdet yolculugumuzda daha ne gibi seyirlere sahit olacagız?
HIÇLIK okyanusuna karısmak için daha neler lazım?!..
Notlar:
1- Dosttan Dosta: http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/dost/
2- Gavsiye Açıklaması: http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/gavs/
3- Sistemin Seslenisi: http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/sistem/
4- http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=writersnews&id=3662
5- Dosttan Dosta: http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/dost/
6- Mesajlar: http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/mesajlar/
7,8- Kavramlar/Fakr-Fena: www.allahvesistemi.org
Duha Suresini okumayı sürdürüyoruz.
Birinci bölümde suuru perçinleme ve acziyeti hissedisle birlikte Rabbimizi tanımayı, ikinci
bölümde ümit bahseden ahiret kavramıyla bütünleserek, paylasmakla rızaya erilecegini
gördük. Üçüncü bölümde Yetimlik, Fakr, Hidayet, Fena ve Beka sırlarına dair ipuçları
yakalamaya çalıstık.
Son bölüm surenin en can alıcı sırrını saklıyor. Taradıgımız tefsir ve açıklamalarda
bulamadıgımız o sırrı son ayetin son kelimesinde hissettik. Ama önce ilk iki ayeti
anlamaya koyulalım ki; sondaki mesajı hazmetmek kolay olsun.
9. FE EMMEL YETÎME FE LÂ TEGHAR: ÖYLE ISE, SAKIN YETIME KAHRETME
(HORLAMA)! FA-I TAKIBIYYE dedigimiz bir edatla baslıyor ayet. Takip edatı FEnin, EMMÂ ile birlesip FE EMMEL seklinde gelisi; Türkçe’mizde “Bunun üzerine”, ”O halde” gibi anlamlar tasır. Yani su denmek istenir; ”Bak ey dinleyen kisi sana sunları sunları anlattık, bunları bunları kavradın, o halde haydi geregini yap!..”
Sure akısına dönecek olursak hitap su; Berrak aklın, temiz suurun, arınmıs bakısınla,
acziyetinin farkında olarak Rabbinin daima seninle oldugunu ögrendin. Özündeki yetim
boyutunu açabildiginde degerli bir sıgınak elde edecegini, hidayetle sırat-ı mustakime
yönlendirilecegini, fakrı yasadıgında zengin kuvvelerle donanacagını da kavradın. O halde
tüm bunları biliyor, hissediyorsan sunu derhal yapmalı, hemen hayata geçirmelisin! Iste
9.ayetle birlikte neleri uygulama planına koymamız, fiile dönüstürmemiz gerektigini
okuyacagız.
“Sakın yetime kahretme!..” Ne demek acaba? Zahire göre “Yetim çocukları kolla, onları
dıslama!” anlamı açıkça okunuyor. Fakat biz özde düsünme açısından ayete
yaklastıgımızda “Yetime kahretme” ne demek?!.. Dısarıdaki yetim degil herhalde
kastedilen!.. Özüne yönelen için, dısarısı var mı ki?..
TEGHAR ifadesi EL-KAHHAR isminden fiil. Kahhar; kahreden, zorla hükmü altına alan,
kudreti karsısında herkesi, her seyi perisan eden, güçsüz kılan demek. YETIM ifadesinin
de kök baglantılarından sıyrılmıs, yalnızlıgını hissetmis, özünden Hakkın sesini duymaya
hazır hale gelmis insan oldugunu geçen yukarıda isledik. Ayeti bu çerçevede okuyalım:
SAKIN OLA KI;SENDE SAKLI YETIM BOYUTUNU, ÖZÜN HITABINI, BESERI YAKLASIMLARLA BASTIRMA,EZME, AÇIGA ÇIKISINA ENGEL OLMA!.. VICDANININ SESINI BASTIRIP, NEFSININ HÜKMÜ ALTINA VERME!…
Diyeceksiniz ki, insan içinden gelen o sesi bastırır mı?.. Her insan halife sırrı ile
yaratılmısken, herkes o görevi icra edecek donanıma sahipken niçin ortalıkta zalimler,
gafiller, namertler, merhametsizler cirit atıyor?!.... Esrefi mahlukat olan insan savaslar,
entrikalar, ayak oyunları ile neden seytanın oyuncagı oluyor?..
Ne acı ki; herkeste yetim boyutu olmasına karsın çogunluk bastırmayı, kahretmeyi
seçiyor. O boyut Hakkı sesini haykırıyor ama dünyevi menfaatler, nefsi tercihlerle büyük
bir kitle onu kahrediyor!.. Daha dogrusu EL-KAHHAR(c.c), sisteminin isleyisi için çogunlugu
perdeli kılmayı uygun görüyor!...
Adına vicdan denen o boyut daha önceki bölümde isledigimiz EL- VACID esmaı ile
dogrudan baglantılı. Nedir vicdan? Insan niye onu bastırır? Vicdanı bastırır, kahredersek
ne olur, dinlersek neler gelisir?..
- Vicdanın sesi, Hakkın seslenisidir!..
- "Vicdan", "insan"da bulunan ve Hak ile batılı ayırt eden muhakeme gücünün adıdır!.
- Yargıcınız, vicdanınızdır!.
- Cehlin bürüdügü vicdanlarda, Hakkın seslenisi duyulmaz olmustur!.
- Vicdanınızla gerçekçi bir biçimde sohbet edin! Pahasını ödeyemeyeceginiz en büyük aldatma, kendi kendinizi aldatmadır!
- "Vicdan"ına hesap vermekle, Allah‘a hesap vermis olacaksın!.
- Elinizi vicdanınıza koyunuz ve kimsenin duymayacagı bir sekilde kendinize gerçegi itirafediniz... Hazır mısınız ölüm ötesi yasama?...
- Ne yapman gerekiyorsa, ilmin neyi öneriyorsa, vicdanından gelen seslenis neyse onudinle!..(1)
Vicdanını, yetim boyutunu bastırma, bırak konussun, dinle ondan gelecek hitabı!.. Sen
zaten 9. ayete gelene kadarki asamalara iman etmis, yasamayı niyete almıssan dogal
olarak o sesi duyacaksın!.. Ya içinden gelecek o hitap, yada içinden duyamadı isen
karsına çıkacak bir aynadan!.. Bazen bir kitap olacak sana seni anlatan, bazen bir dost
gönlün sefkat eli. Yeter ki bırak kendini özüne, özünün sesini sana tercüme edecek ”Allah ’ın Dininin Yardımcısı” kutlu mahallere!.. Vicdanının sesini dinleyen yasar vecd halini!.. O
sesi dinleyen geçer kendinden!..
Bıraktın, dinledin, yeterli mi? Degil… Daha neler yapmalısın?... Okuyalım.
10. VE EMMES SÂILE FE LA TENHAR: ÖYLEYSE ISTEYENI DE AZARLAMA!
“Isteyeni, dilenciyi azarlama” ifadesini de özde düsünecegiz. Dısarıda dilenci falan yok,
ne varsa içimizde, her ne arar isek özümüzde bulacagız!.. Hakikat Yolcusunun metodu
bu!..
Isteyen-Dilenci kim?.. Ayetteki orijinal ifade SÂIL… Sâil sadece dilenen-isteyen degil, aynı
zamanda SORAN-SORGULAYAN demek! TENHAR, azarlama demek oldugu kadar NEHAR,kelimesinin anlamı geregince AYDINLIK manasına da geliyor. Ayeti okuyalım: SENDEKISORGULAMA MEKANIZMASININ ÖNÜNÜ KESME!.. AKLINA DÜSEN SORULARI BASTIRIP ONLARDAN GELECEK AYDINLIGI SÖNDÜRME-ILMI KESME!..
“Soru, Ilmin yarısıdır” buyurdu Allah Rasülü. Soru ilmi, ilim sorgulamayı getirecek. Bu
bizde neleri açar?..
-Soru sormayan beyin için "Allah"a giden yol, kapalıdır!
-Neye inandıgınızı sorunuz kendinize... Ardından da "ne kadar?" deyin.!
-Yönelisinizin, kime ve niye oldugunu sorun kendinize. Isabetinizin isareti, huzurdur.
-Soru sormak, düsünce ve muhakemenin sonucudur.. Soru soran toplum insanca yasamaya baslar!.
-Toplum, huzur ve saadeti, düsünmek ve soru sormakla elde eder!..
-Her an, ne yaparsan yap; niye yapıyorum sorusunu sormaya alıstır kendini!..
-Sorgulamak, düsünebilme yetenegi olan beyinlere has bir özelliktir!.
-Süphecilik ve vehim yasamınızı cehennem ederken; arastırmacılık, sorgulama, ilim ile cennetinizi genisletir.(2)
Ilk vahyin hemen gelmedigini, OKU hitabına karsılık Rasülümüzün; ”BEN OKUYANLARDAN
DEGILIM, NEYI OKUYAYIM?” sorusu ile Kur’an inzalinin basladıgını hatırlarsak sorunun önemi daha net anlasılacaktır.
Vicdanın sesine kulak verdik, sorularımızın cevabı için ilim arayısına giristik. Vahdet hali
için bunlar yetiyor mu? Geldik en son ve en sırlı ayete.
2.bölüm |