Herkes Lâyıkıyla İdare Edilir !.
Ahmed Baki


Bizi kimler bu hale getirdi gibi bir soru “insana” yakışmayan, en tutarsız sorgulama biçimidir!..

Güdülmek üzere varolmuş mahlûkun, güdüldüğünü farketmesi ve güdenini sorgulaması muhâldir!..

Öte yandan, güdülen bir mahlûk olmadığının farkında yaşayan için ise, kendini güdeni aramak gibi bir sorgulama, sadece akılsızlıktır...

Her birey gibi, her toplum da kendi elleriyle yaptıklarının neticesini hakkeder ve hakkettiğini yaşar; kim, kimi neyle suçlarsa suçlasın... Çünkü ne gökte, ne de yerde insanlarla veya toplumlarla uğraşan bir tanrı yoktur!..

İnsansılar ve onların mukallitleri, varlığın özü ve aslının “ALLAH” ismi ile işaret edilen Hakikat olduğunun bilincinde olamayacaklarından, kendi hayallerinde varettikleri “tanrıları” tarafından güdülürler...

Hakikatten gafil yığınlar geçmişte tapınma duygularını kendi dışlarındaki nesnelere “güç” atfedip, onları put edinerek tatmin bulmuşlardır...

Bu zamanın güya zeki, gelişmiş, aydın(!) —ama ne yazık ki Rasûlullah (aleyhisselâm)’ın bildirdiği ALLAH ismiyle işaret edilen Hakikati öğrenmeye yanaşamayan— nesli de, taştan, topraktan putlar yerine, kendi zihinlerinde yaratıkları putlara tapar olmuşlar; onları “güç” sahibi değerli varlıklar olarak benimseyerek...

Kiminin mevkisi, mertebesi... Kiminin malı, mülkü, parası... Kiminin sevdiği, eşi veya işi... Sahip oldukları, şan, şöhret, ünvanı, saltanatı...

Her kim, nede “güç” görür ve ona herşeyden öncelikli değer verir, üstün görür, sahip olmak isterse, o şey “putu” olur... Sahip olma duygusu, geçekte o şeyi tasarrufu altına almanın değil, o şeyle “bağlanmış olmanın” sonucudur. Bu hal, “ALLAH” ismiyle işaret edilen hakikatten gafletin ve bilinçsizliğin cezasıdır...

Ve herkes neye taparsa, o taptığının ardına koyulur ve onun sopasıyla dövülür... Para sopasının dövebildiği, paraya tapan ve paranın ardında olandır... Şöhret sopası, şöhrete tapanı döver... Mal-mülk sopası, saltanat sopası her biri, kendilerine sahiplenip, vazgeçemeyenleri döver. Tanrılar ve sopaları saymakla bitmez... Oysa tanrı edinmemeyi başarabilenin sopası da olmaz, dayağı da!

Her kim neye tapınmakta ise, onun elinden alınışını ve yokluğunu görüp —la ilahe—, nihayetinde “ancak ALLAH”ı itiraf etmeyi yaşayacaktır...

Cehennemin kuyuları sayısızdır; birinde yanmasını tamamlayanlar, bir diğerine aktarılır...

Kevser ırmağına varabilenler ise, tapınmaktan arınan, bilinci pâk olanlardır...

Bedensel arzu, istek ve korkular ile şartlanma ve duyguların yön verdiği yaşam biçiminden kurtulan, özündeki bilinç boyutunun değerlerine yönelebilen “insanlar” ise, gaybında ALLAH’a ait güçlerin bilincine varmak suretiyle, cennetini yaşar...

Bilinç, cehaletini ve gururu yenip de, “mülkün sahibinin ALLAH olduğu” gerçeğini itiraf edene dek, tanrı edindiği şeyin sopasıyla dövülmekten —zebaninin topuzuyla o cehennem çukuruna atılmaktan— kurtulamaz.

Taa ki, kuşatan bu “rahmet” sonucu, yana yana tanrısını ve ona tapınmasını terkede!..

 

.. ana sayfa