Bir Hadis

Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir gece yanımdan çıkıp gitmişti. (Benim nöbetimde) hanımlarından birinin yanına gitmiş olabilir diye içime kıskançlık düştü. Geri gelince halimi anladı ve:

Kıskandın mı yoksa?” dedi. Ben de:

Evet! Benim gibi biri senin gibi birini kıskanmaz da ne yapar?” dedim. Aleyhissalatu vesselam:

Sana yine şeytanın gelmiş olmalı” dedi. Ben:

Benimle şeytan mı var?” dedim.

Şeytanı olmayan kimse yoktur” dedi.

Seninle de var mı?” dedim

Evet, Ancak ona karşı Allah bana yardımcı oldu da müslüman oldu!” buyurdu.”

Müslim, Münafikün 70, (2815); Nesai, İşretü`n-Nisa 4, (7, 72).
“Amigdala kızgınlık, kıskançlık ve korku deneyimlerinin işlemlendiği beyin bölgesi.”
Öncelikle insanların genel olarak karanlıktan niçin korktuklarını merak ediyorsak, bunu geleceği bilme güdümüzle açıklamamız gerekiyor.

Doğal hayat içerisinde soyunu devam ettirmeye ve sağlıklı nesiller yetiştirmeye uğraş veren bir canlı türü olarak çevremizde ne olup bittiğini, bir sonraki aşamadaysa ne olup bitebileceğini bilme eğilimimiz bulunuyor.

Daha açık konuşmamız gerekirse, herhangi bir tehlike durumuna karşı hazırlıksız yakalanmamak adına sürekli ve tutarlı şartlar altında geleceği az çok tahmin ederek yaşamak istiyoruz. Anatomik ve fizyolojik yapımızsa karanlıkta iyi görüp çevremizi değerlendirmeye uygun değil.

Çünkü biyolojik döngüsüne göre sabah uyanıp gece uyuyan bir türüz. Örneğin, kimi hayvanlar, gece görüşü ya da başka türlü bir avantaj sağlayan farklı duyulara sahip olduğundan geceleri avlanabiliyor. Onların karanlıktan korktuğunu söylememiz mümkün değil, değil mi.

Dolayısıyla, tehlikeleri karanlıkta duyumsamamız oldukça güç olduğundan karanlıktan korkma eğilimimiz zaten bulunuyor. Ancak, karanlık fobisi bambaşka bir durum. Fobiler, genellikle kalıcı ve kişiyi olağanüstü kaygılara sürükleyen mantık dışı korkuları kapsıyor. Fobilerin psikolojik ve biyolojik birçok nedeni olabiliyor.

Psikologlar, fobilerin nedenini diğer kaygı rahatsızlıkları çerçevesinde değerlendirmeye çalışsalar da kişisel farklar fobilerin nedeninde büyük rol oynuyor. Genellikle söz konusu korkuyla ilişkili travmatik bir durumdan söz edebiliyoruz. Ancak yine de kişiye özel nedenleri bulabilmek, bir terapi sürecini gerektiriyor.

Psikanalitik kuramın babası Freud, nedeni belirsiz fobilerin bir tür bastırılmışlık olduğunu ileri sürer. Kişi, kendisini rahatsız eden düşünce ve hislerini bastırarak unutmuş ve geriye yalnızca mantık dışı korkular kalmıştır.

Fobilerin biyolojik nedenlerine baktığımızdaysa, fobik bireylerin beyinlerindeki limbik bölgedeki seratonin ve dopamin seviyelerinin düşük olduğunu görüyoruz.

Bunun yanı sıra amigdala da büyük rol üstleniyor. Limbik sistem ve amigdalanın işlevsel kontrol alanlarına göz attığımızda aslında bu bulguların hiç de şaşırtıcı olmadığını görüyoruz. Çünkü limbik sistem beynin bellekle ilişkisi kurulan duygusal ve motivasyonel işlevlerin kontrolünden sorumlu.

Bu bölgede duygusal elemanların bellek oluşumuna olan etkisinden bahsediyoruz. Dolayısıyla, herhangi bir duygusal olay karşısında verilen bir tepki ve korku olduğu düşünülen fobilerin beynin bu bölgesiyle ilişkilendirilmesi doğal.

Amigdala ise kızgınlık, kıskançlık ve korku deneyimlerinin işlemlendiği beyin bölgesi.

TÜBİTAK

Check Also

İkinci beynimize dikkat ediyor muyuz?