İnsan-ı Kamil – 40. Bölüm (Fatiha-i Kitab)

İnsan-ı Kamil                                 Abdûlkerîm Ceylî


Bu eserden beklenen odur ki; 
Salik için , en yüce refikîne ileten ola..
Ama, ince, düşünceli, nazik, kibar arkadaş gibi..

 

 40. BÖLÜM

F A T İ H A – İ   K İ T A B

Bilesin ki..

FATİHA – İ  KİTAB:  Seb’ü Mesanidir..

Seb-ü mesani ise.. yedi sıfat-ı nefsiyedir..

O sıfatlar ise, şunlardır: Hayat, İlim, irade, kudret, sem’ basar, kelâm..

Resulullah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

–  “Allah, FATİHA’yı kulu ile kendi arasına taksim eyledi..”

Bu, şu manaya işarettir: Bu varlık Hak ile halk arasında bölünmüştür..

Burada misal için, insanı ele alalım..

İnsan, zâhiri itibarı ile, halktır..  Batını itibarı ile, Hak’tır..

Varlık ise.. aynı şekilde, zâhir batın arası bölünmüştür..

Sıfat-ı nefsiyeye bakarsan, bu manayı görürsün..

Onlar, kendileri ve aynı oluşları itibarı ile:
Resulullah S.A. efendimizin sıfatlarından ibarettir..

Meselâ yüce Hak için:

–  Hayy, âlim..

Denildiği gibi.. Muhammed S.A. için de:

–  Hayy, âlim..

Denilir.. ki, diğer sıfatlar da aynıdır..

İşbu mana: FATİHA’nın Hak’la kulu arası pay edildiği manasıdır..

FATİHA:  Delâlet ettiği manaya göre; insana nisbet edilen bu yapıya işarettir.

O insan ki: Allah-ü Taâlâ, varlık kilitlerini onunla açmaktadır..

FATİHA’nın: Kulla Rabbı arasındaki taksimi ise..
İnsan, her ne kadar halk olmuş ise de; Hak onun hakikatı olduğuna işarettir..

Zira insan: Kulluk vasıflarını kapsamına aldığı gibi, rububiyet vasıfları da
 kapsamındadır..

Çünkü, Allah onun hakikatıdır..

Burada, bahsedilen insandan: Muhammed S.A. murad edilir.. Bu makamda
 ondan başkası yoktur..

Her iki mertebede de, muteber olan odur.. Her iki memlekette de, o mevcuttur..

Yani: Hak ve halk memleketlerinde..

Nitekim, bu manayı: FATİHA suresine baktığın zaman, görürsün..

Hele bir bak: Allah-u Taâlâ onu nasıl iki paya ayırdı:

a)  Allah’a sena arası ile..
b)  Kula duâ arası..

Kul da, ikiyi ayrılmıştır:

a)  İlâhî hikmetlere bağlı gaybî varlık arası ile..
b)  Halkî noksanlara bağlı gaybî şuhud arası..

NETİCE:  O, FATİHA-İ  KİTAB’dır.. O, Seb’ü mesanidir..

O mübarek surenin nice nice sırları vardır..

O kadar çoktur ki: Bu sayfalara sığması imkânsızdır..

Kaldı ki: Onları açıklamak, bizim de imkânımız dışındadır..

Durum anlatıldığı gibi olunca, bizim için gereken, o surenin zâhiri üzerine
 kelâm etmek olacaktır..

Haliyle, tabir ve tefsir yolundan gideceğiz..

Teberrüken:

–  “A l l a h..”

Kelâmı ile başlayalım.

Allah-u Taâlâ şöyle buyurdu:

–  “Rahman Rahim Allah adı ile..”

Bu ayetin adı: Besmeledir.. Bu besmele için ayrı bir Kitab yazdık..

O kitabın adını:

–  EL-KEHF’Ü VER-RAKİM Fİ ŞERH-İ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM..

Koyduk..

Besmelenin şerhini isteyen, o kitaba baksın..

Ancak, bu eserde de işaret yollu, öbüründen alıp söyleyeceğiz.. Çünkü yeri gelmiştir..

Arab âlimleri der ki:

–  Besmeledeki (b) harfi, istiane içindir.. Yani: Yardım..

Durum anlatıldığı gibi olunca, manası şöyle olur:

–  Allah adına dayanarak, şöyle şöyle yapacağım..

Bu besmelede yapılacak işin, anılmaması, yardım talebi,her şeyi
kapsamına alması içindir..

İşin takdiri ise.. işaret dili ile gelmektedir..

Sonra..

Allah adı ile Allah bilinir..

Zira, bu ismin tecellisi sana gelmedikçe, Allah’ı bilme yolu yoktur..

Kaldı ki o: Kemâl durumları için bir ayna olarak konmuştur..Onda yüzünü, 
müşahede edersin..

Zira, yüzünü ancak orada görmen mümkündür..

İşaret ettiğimiz manayı anlamaya çalış..

Çünkü:

Senin aynan hakikat denizinin bineğidir.. Onun için:

–  “Onun duruşu ve akışı Allah’ın adı iledir..”   (11/41 )

Buyuruldu..

Yani: Başkasının adı ile değil..

Kalb gemicisi, tevhid denizinde, isim gemisine bindiği zaman..Rahmaniyet rüzgârı:

–  “Ben rahmanın nefesini Yemen canibinden alıyorum..”

Hadisinin mana boşluğunda esmeye başlar..

Burada:

–  “N e f e s..”

Lafzının manası:

–  “R a h i m..”   (1/1 )

İsminin delâleti ile.. zat sahiline varmaktır..

Oraya ki varıldı: Yüce Hakkın isimlerinde ve sıfatlarında tenzihini koruyarak,
varlık FATİHA’sının açılmasını taleb eder..

İşte.. o zaman: Âbid, mabudun aynı olarak tahakkuk eder..

..Ve söyler:

–  “Hamd, Allah’a mahsustur..”   (1/2 )

BuradaAllah-u Taâlâ, kendisine hakkı üzere sena etmektedir..

Onun kendisine olan senası ise.. aynen zuhurudur..Kendi namına olan
şeydeki tecellisidir..

Bu âyetteki, ELİF ve LÂM, yani: Harf-i tarif, şümul için konduğu kabul edilirse..
o zaman şu manaya itibar edilir:

–  Bütün hamdler Allah’a mahsustur..

Bu manada: Halka ve Hakka bağlı olup beğenilen bütün sıfatların
tümü ile murad edilen Allah’tır..

Aynı manada bulunan yüce Hakkın kendisine senası ise..
İlâhî mertebelerde ve halka bağlı mertebelerdeki zuhurundan ibarettir..

Yani: Varlığın içinde bulunduğu hal üzere..

Ehl-i sünnet mezhebinin hamd LÂM’ı için kavli:

–  Ş ü m u l..

Manası taşır.. Beyanı da geçtiği gibidir..

Mutezile imamları ile, bazı ehl-i sünnet imamları bu LÂM’a:

–  A h d i ç i n..

Derler. Bu durumda manası şu olur:

–  Allah’a lâyık olan hamd, Allah’a mahsustur..

Bu itibara göre:

–  “El-hamdu..”   (1/2 )

Lafzındaki işaret, ilâhi azametin hakkı olduğu şekilde Allah’ın kendisine senasıdır..

Hamd makamı, makamların en alâsıdır..

Bu mana icabıdır ki, Muhammed S.A. sancağı: Hamd sancağıdır..

Çünkü o:

Yüce sübhan Allah’ın zatına, ilâhî azamete lâyık bir şekilde sena etti..
Hak mertebelerinde de, halk mertebelerinde de zâhir oldu..

Bu varlığın bulunduğu hal üzere..

Allah ismi, hamd işinde, özel bir durum almıştır..

Bunun sebebini şu yoldan anlayabiliriz:

Ulûhiyet, varlığın bütün mana ve mertebelerine şamildir..

Bu manada, Allah ismi ise.. varlık hakikatlerinde,her hak sahibine
hakkını verendir..

Bu mana ise.. bu isimden başkasında yoktur..Hamd ona tahsis edilince,
hakkını alır..

Nitekim, bu manadaki açıklama: Ulûhiyet bölümünden geçti..

Böylece, Allah ismi: Hamdla özel bir durum aldı..

Sonra.. bu Allah ismi bir başka mana aldı.. Ki o mana:

–  İnsanın hakikatıdır..

Ve.. Çünkü o:

–  “Âlemlerin Rabbıdır..”   (1/ 2 )

Bu şu demeğe gelir:

–  Âlemlerin sahibidir.. Onları yaratandır.. Onlarda olandır..
Onlar kendisinin zuhur yerleridir..

Gerek ilâhî âlemlerde;gerekse, kulluk âlemlerinde ondan başkası yoktur..

Zâhir odur; batın odur..

–  “Rahman Rahim..”   (1/3 )

İsimleri ile de, murad olunan odur..

Nitekim bu manalar: Rabb isminin ve Rahman isminin tefsiri yapılırken,
önceki bölümlerde geçti..

Orada görülebilir..

Bilesin ki..

–  “R a h i m..”   (1/3 )

İ s m i :

–  “R a h m a n..”   (1/3 )

İsminden daha özel bir duruma sahiptir..

–  “R a h m a n..”   (1/3 )

İ s e :

–  “R a h i m..”   (1/3 )

İsminden daha şümullüdür..

Bu âyet-i kerimede, Allah-u Taâlâ:

–  “Rahmetim, her şeyi kapsamına aldı..”   ( 7/156 )

Buyurdu.. Allah’ın her şeyi kapsamına alan bu rahmeti:

–  “R a h m a n..”   (1/3 )

İsminin feyzinden ibarettir..

B i r d e:

–  “Takva sahibi olanlara, zekâtını verenlere..”   (7/156 )

Cümlesi ile beyan edilen zümreye has olarak yazılan rahmet var ki bu da:

–  “R a h i m..”   (1/3 )

İsminin feyzinden gelir..

Biraz açılalım..

Yukarıda anlatılan manaları bazı yönleriyle açalım.. Şöyleki:

–  “R a h m a n..”   (1/3 )

İsminden gelen rahmete bazan sıkıntı, azab karıştığı olur..

Meselâ: Çocuğun terbiyesi işinde olduğu gibi..Ona rahmet olsun, diye
 dövmek gibi..

Bir de, kötü tatlı ilâcı içmek gibi.. o ilâç, her nekadar şifa ise de..
ona zahmetten de, azaptan da karışmıştır..

H â s ı l ı:

–  “R a h m a n..”   (1/3 )

İsmi, rahmet çeşidini hep kapsamına alır.. Nasıl olursa olsun..
İçinde üstte anlatılan biçimden azab osun veya olmasın..

A n c a k:

–  “R a h i m..”   (1/3 )

İsmi öyle değildir.. Bu, sırf rahmettir.. Hiçbir şekilde, ona azap karışmaz..

İşbu mana icabıdır ki:

R a h i m..”   (1/3 )

İsminin ahiretteki zuhuru çok şiddetlidir.. Zira cennet nimetlerine,
hiçbir şekilde azap karışmaz..

Çünkü o, sırf:

–  “R a h i m..”   (1/3 )

İsminden doğar..

Her iki isim için, Resulullah S.A.efendimizin şu hadis-i şerifinde
mana vardır:

–  “Ümmetimin şifası şu üç şeyledir:

a)  Allah’ın kitabından bir âyet okumakta..
b)  Bal sommakta..
c)  Ateşle dağlanmakta..

Ancak, ümmetimin ateşle dağlanmasını sevmem..”

İşbu hadis-i şerif anlatıyor ki: Resulullah S.A. efendimiz, katıksız rahmet
taleb ediyor..

Nasıl taleb etmesin ki, Allah-u Taâlâ ona:

–  “R a h i m..”   (9/128 )

İsmini vermiştir..

Nitekim bu mana bir başka âyet-i kerimede şöyle anlatıldı:

–  “Sizin sıkıntıya uğramanız, ona çok ağır gelir.. Size düşkündür..
Müminlere rauftur.. RAHİM’dir..”   (9/128 )

Sebebine gelince: Onun rahmet suyuna azab kederi katılmamıştır..Kaldı ki o:

–  “Âlemlere rahmettir..”   (21/107 )

Aşağıda, hakikat-i Muhammediye’nin vasfı vardır.. Bu hakikat ise.. ilk başta:

–  İ n s a n ..

Olarak nam alan her ferdin zatının aynıdır..

İşte.. onun vasfı şöyle yapılıyor:

–  “Din günün sahibi..”   (1/4 )

Burada:

–  “S a h i b i..”   (1/4 )

Manasına aldığımız kelimenin aslı:

–  “M e l i k..”   (1/4 )

Olarak geçmektedir.. Ki:

–  Hakim, çok güçlü..

Demektir..

Aynı âyette geçen ve:

–  “G ü n..”   (1/4 )

Manasına alınan lafzın aslı:

–  “Y e v m..”   ( 1/4 )

Olmaktadır.. Burada:

–  İlâhî tecelli..

Manasınadır.. Tecelli ise.. Allah’ın günlerinden biridir..

–  “D i n..”   ( 1/4 )

İse..

–  Boyun eğip kabul etmek..

Demektir..

Durum, anlatıldığı gibi olunca:

–  “Din günü..”   ( 1/4 )

Ruhani tecelliden ibarettir..

İşbu tecelliye bütün mevcudat, orada boyun eğmektedir..

Durum anlatıldığı gibi olunca, onlarda istediği gibi tasarruf eder..

Çünkü: Onların hâkimidir..

Bu âyet-i kerimede bizim:

–  “M E L İ K..”   ( 1/4 )

Olarak aldığımız lafız:

–  “M A L İ K..”   ( 1/4 )

Şeklinde olduğu da olur.. Böyle okunduğu zaman:

–  Batınî âlemin sahibi..

Manası çıkar.. Bu Batınî âlemden:

–  Kıyamet ve kıyamet günü..

Diye bahsedilir.. Ayrıca, şu manaya da gelir:

Hisle bilinenlerin sureti.. Ruhanî mevcudatın suret mahalli..

Bu manayı anla..

Bundan sonra, kendi kendine hitaplaştı:

–  “Ancak, sana ibadet ederiz..”  (1/5 )

Yani: Senden başkasına değil..

Bir şair nefsini muhatab alarak şöyle dedi:

Kalb seni dahi aldı;
Güzel şenliğe daldı..

Arap edebiyatında, bu tür sözlerin adı: İltifattır..

Çünkü, konuşma mekânından intikal vardır..

Üstteki sözün:

Kalb beni dahi aldı;

Şeklinde söylenmesi lâzım gelirken, öyle demedi:

Kalb seni dahi aldı;

Dedi ve muhatab makamına nefsini ikame etti..

Misali yukarıda anlatıldığı gibi.. Allah-u Taâlâ da, şöyle buyurdu:

–  “Ancak, sana ibadet ederiz..”   ( 1/5 )

Bu şekli ile, kendisine hitab ediyor..

Yani: Mahluklardaki zuhur yerleri ile, kendisine ibadet etmektedir..

Zira: Onları yapan odur.. Hareket ettiren, durduran yine odur..

Onların kendisine olan ibadeti, onun kendisine ibadetidir..

Sonra.. yüce Hakkın onları icadı, ancak: İsimlerine ve sıfatlarına
hakkını vermesidir..

Durum ki böyledir: Onlarla, ancak nefsine ibadet etmektedir..

Bundan sonra, halk dili ile, hakkına hitab etti:

–  “Ancak, senden yardım isteriz..”   ( 1/5 )

Haktan ve halktan murad, kendisidir..

Dilerse.. nefsine, Hak kelâmı ile hitab eder ve onu halk kulağı ile işitir..

Dilerse, nefsine halk kelâmı ile hitab eder ve onu Hak kulağı ile işitir..

Yukarıda anlatılan mana ile, yüce Hak bize: Mahlukat ile kendisine
ibadet ettiğini öğretti..

Aynı mana üzerine, bize de şu tenbihte bulundu: Aynı şeyi kendimizde
müşahede etmek..

İşbu mana icabı olarak, şöyle buyurdu:

–  “Ancak senden yardım isteriz..”   ( 1/5 )

Ama şunun için: Kendimizde vehmettiğimiz güç, kuvvet ve kudretten
sıyrılmamız için.. Bunun sebebi de:

Bütün bunların tasarrufu Sübhan olan Yüce Allah’a kalsın, diye..

Bir de bu tasarrufları, bizden ve bizde mülâhaza etmek..

Böylece, yüce Hak’tan gafil olmamak..

Bütün bunları elde ettikten sonra da, onun vahidiyet mertebesine yükselmek..

Onun tecellileri ile şerefe nail olmak..

İşte.. anlatılan yoldandır ki: Bizden; geçmişinde saadet olanlar,
saadete nail olurlar..

Üstte manasını vermeye çalıştığımız iki âyet için, verilecek o kadar çok
mana vardır ki: O manalara doğru açılınca, bu sayfalar dar gelir..

Onun için, bu kadarı ile yetiniyoruz..

Onun için, bu kadar konuşmamız yeter..

Çünkü: Kasdımız, kısa yazmaktır.. Uzun etmek değildir..

Daha sonra, yüce Hak, halk dili ile şöyle buyurdu:

–  “Bizi, sırat-ı müstakime hidayet eyle..”   ( 1 /6 )

Bu surenin birinci kısmı şudur:

– “Rahman Rahim Allah adı ile..Hamd, âlemlerin Rabbı olan Allah’a mahsustur..
Din gününün sahibidir..”   ( 1 / 1-4 )

Buraya kadar olan kısım: Halk dili ile kendinden haberdir..

Bundan sonra gelen ikinci kısım ise.. Halk dili ile, Hak’la konuşmaktır..

Bu kısım da şudur:

–  “Ancak sana ibadet ederiz; ancak senden yardım isteriz..”  ( 1/ 5 )

Daha sonra gelen ve:

–  “Bizi sırat-ı müstakime hidayet eyle..”   ( 1/6 )

Meâlinde aldığımız âyet ise.. bir müşahede makamı yoludur..

Yüce Allah işte.. bu yoldan kendisi için tecellisini yapar.. Bunun manası ile:

–  “Allah’ın yolu..”   ( 42/53 )

Âyetine işaret edilir..

–  “Allah’ın yolu..”   ( 42/53 )

Demek:

–  Tecellisi için, zuhur yolu..

Demektir..

Daha sonra, bu zümre bir başka nam aldı..

Yani: Yukarıda anlatılan makam ehli.. Ki bunlar:

–  Yüce Hakkın kendisi için tecelli eylediği bir müşahede makamı..

Cümlesi ile, anlatılan müşahede makamı sahibidirler..

Evet.. anlatıldığı gibi: Hemen hepsini, Allah yolunda topladıktan sonra,
tefrika dili kullandı ve onlara ayrı bir nam verdi:

–  “Kendilerine in’am eylediğin kimselerin yoluna..”  ( 1/7 )

Yani:

–  Varlığınla, şühudunla, ilâhî yakınlık nimetinle tecelli eylediğin
kimselerin yoluna..

–  “Gazaba uğramışların yoluna değil..”   ( 1/7 )

Çünkü bunlar, uzaklık ehlidir..

Kendilerine müntakim isminle tecelli eyledin..

–  “Sapıkların yoluna da değil..”   ( 1/7 )

Bunlar da, Hakka hidayet babında sapmışlardır.. Onu, bulamamışlardır..
Ancak, bu son zümre:

–  “Gazaba uğramışlar.”   ( 1/7 )

Zümresi gibi değildir.. Bu zümreden Allah razıdır.. Civarına almıştır..
Ama katına almamıştır..

Bunlar, o zümredir ki, bir kudsî hadiste belirtildiği gibi, Allah-u Taâlâ,
onlara şöyle buyurur:

–  “Ey kullarım, benden isteyin..

Onlar da şöyle derler:

–  Rabbımız, senden rızanı isteriz..

Bunun üzerine, Allah-u Taâlâ onlara şöyle buyurur:

–  Sizden razı olduğumun delili, sizi civarıma iskân etmemdir..Onun dışında
başka şey isteyiniz..

Ve.. onlar, onun rızasından başka bir temenni de bulunmazlar..”

Ve.. bunlara Allah, zatı için olan tecelli ile tecelli eylemez..

Çünkü onlar, Hakka karşı bir irfana sahib olmamışlardır..

Eğer ona karşı bir irfan duyguları olsaydı; elbette onun zatını temenni ederlerdi..

Ve.. bu zümre, yaratılan nimetler bedeli, cennet bahçelerindedir..

Böyle olunca, Rahman’dan yana sapmış olurlarlar..

Cennetin lezzeti ile nimete dalarlar.. o kadar..

Bu manadaki inceliği anla..

Allah.. Hak söyler..

Bu yola hidayeti nasib eden Allah’tır..

<– geriileri –>

Check Also

İnsan-ı Kamil – 64 / 1. Bölüm (İbadetlerimiz)

İnsan-ı Kamil                               Abdûlkerîm Ceylî Bu eserden beklenen odur ki;  Salik için , en yüce refikîne ...