Dost Okyanusundan Kalbe Yansıyanlar (14)
Ülkü Özgür
 

19-) MÜKAFATA HAK KAZANANLAR SADAKAT SAHİPLERİDİR !..

Sadakat ; “Resulullah (SAV) ’ın getirdiği her şeyi bilgi, söz ve fiil olarak en güzel şekilde tasdik etmektir.”  
Bunun nedeni  ; sıddıkın , ayna olan kalbinin, aralarındaki mükemmel frekans uyumundan dolayı Resulullah (SAV) ’in kalbine yakıyn oluşudur.

Hz. Muhammed (SAV)’in Allah’ın Rasûlü olduğunu ilk defa kabul eden ve bu hususta başkalarına da örnek olan Hz. Ebubekir’e de özellikle sıddîk denir.

Burada sıddîk  Hz. Muhammed’in (SAV) her dediğini hiç tereddüt etmeden derhal tasdîk eden mü’min anlamına gelir.
Hz. Resulullah (SAV) ın özellikle miracını bu şekilde tasdik ettiği için O’na sıddîk-ı ekber denmiştir.

"SIDDIKİYET", velâyet mertebeleri içinde en üst mertebedir ki, onun üstünde sadece "nübüvvet" vardır..(A.H)

-Sana danışmaya geliyordum Ya Eba Bekr!...

-Ben de sana danışmaya geliyordum ya Muhammed!... Ama önce sen anlat... Zira benim anlatacaklarım hayli uzun...

-Dün akşamüstü Hıra tepesindeki mağarada iken, bir melek göründü!.. Bana, "İKRA" dedi!...
Sonra dün gece evde iken gene geldi; ve beni, insanları hak yola davet etmeğe memur etti!... Benim ahir zaman nebisi olduğumu bildirdi...
İnsanları, Kainatın Yaratıcısı olan ALLAH`a imana davetle görevli olduğumu tebliğ etti!..
Ben de sana geliyordum, danışmak için... Kimleri bu hak dine davet edeyim?.. Kime bunları açayım ki?...

-İzin ver ilk davet ettiğin kişi ben olayım..?

Rasûlü Ekrem bu sözlere çok sevinmişti... Hemen Kelime-i Tevhidi öğretti Ebu Bekr`e..

-"L  İLAHE İLLALLAH !. "
-"TANRI YOKTUR, YALNIZCA  ALLAH VARDIR !."

Bu sohpet ile ilgili olarak çok sonraları şöyle bir açıklama yapmıştı:

-Hak Dine girmeleri için kendilerine davette bulunduğum insanların hepsi ilk anda tereddüt ettiler, zorluk çıkarttılar; sadece Ebu Bekr müstesna!..
Kendisine Allah`a imanı teklif ettiğim zaman, bir an dahi tereddüt göstermeden Islâm`ı kabul etti!.."

Keza bu husus Allah tarafından Kur`an-ı Kerimde şöyle açıklanmıştır:

-"SIDK`I GETİREN VE ONU TASDİK EDEN... İŞTE BUNLAR, KORUNANLARIN TA KENDİLERİDİR!."


Cürcani, sıddîkı, şöyle tanımlar:
 
“Dili ile söylediği her şeyi kalbi ve davranışı ile gerçekleştiren kişiye sıddîk denir.”

Ebû Ali Dekkak:
 “Sadakat, Hakk’a karşı, olduğun gibi görünmen veya göründüğün gibi olmandır.” demiştir.

Cüneyd (KS):
"Asıl sadâkat, yalandan başka bir şeyle kurtulmak imkânı olmadığı yerde, doğruyu söyleyebilmektir." buyururlar.

Zünnûn-u Mısrî (KS) Hazretleri:
"Sadâkat Allah'ın kılıncıdır, nereye konsa onu keser" buyurur.

Muhyiddin Arabi(KS) ;
Sıddîkiyet: “Habercinin kerem nuru ile gayb perdesinin arkasından verdiği haberi temaşa etmektir.

Ebu’n-Necîb Sühreverdi ;
Sadakat bütün tasavvufî hal ve makamların temelidir. Uyanış, tevbe, inabe, takva, nefs muhasebesi, zühd, fakr, sabır, rıza, tevekkül gibi tasavvufî hal ve makamları doğru bilmek ve doğru yaşamak, sıdkın ve kâmil bir insan olmanın gereğidir.

Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec'al liy min ledünke sultanen nasıyra;
İsra-80-)
Rabbim girdiğim yere (vahdet’e) sıdk üzere girdir ve (tafsil için) çıktığım yerden sıdk ile çıkart... Ve bana ledünnünden nasıyr (zafere erdirici) bir sultan (kudret-kuvvet-hüccet; fetih, baka) kıl (oluştur).

Muhyiddin Arabi “Tevilat” ta der ki ;
“Ve şöyle niyaz et; Rabbim!..girmemi sağla..” Ve aynında vahdet huzuruna girmemi sağla, “ dürüstlükle (sıdk ile) girmemi.” Güzel ve hoşnut olunan bir girişle girmemi sağla. Gözün başkasına kayması, benliğin zuhuru şeklindeki azgınlık ve ikililik şaibesi olmaksızın sıddıyk halde sıdk ile…yine “ çıkmamı da sağla…”  Hakkani varlıkla tafsile dönüş sırasında kesrete çıkmamı “dürüstlükle…” güzel ve hoşnut olunmuş bir şekilde olarak, sıdk ile çıkış sağla. Nefse ve sıfatlarına meyletmek şeklinde telvin afeti ve istikamet yolundan ayrılmak suretiyle hidayetten sonra sapma sözkonusu olmaksızın sıddıyk olarak çıkmamı sağla.

“ Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir sultan kuvvet gönder.” Tespit ve temkinle yardım edici bir kuvvet gönder ki, fena sonrası beka halinde seninle eşya arasında olayım, nefsimle değil.

Nitekim Resulullah (SAV) şöyle buyurmuştur;
“Beni bir göz açıp kapama anı kadar bile nefsime bırakma.” Ve .. “ Bana izzet ve seninle kahretme kuvveti ver ki, bununla senin dinini güçlendireyim.”

Mükâfata hak kazananlar sadâkat sahipleridir..... 

Hangi işe, hangi konuya sıdk ile yönelse insan; neticesi başarıdır. Farkındalığını veriyor çünkü. Dikkatini vermek, çaba sarfetmek ; ışık vermektir, ışık akıtmaktır o konuya. Işığın vurduğu tüm karanlıklar aydınlık olur. Kişi o mana ile hallenen olur.
Tüm kuvveleriyle, tek bir noktaya yaptığı yoğun bir yönelim ve O noktası ile “ B Hakikatinin bilincinde” yeni bir gerçekle dönüşümün tamamlayıcısıdır ,  sadakat.

Ve özüne  yaptığı secdesi neticesi hiçlenişiyle ilk getirdiği mana olan “ sıdkı” tasdik edici  aynada görmesidir  ; Hz. Ebubekir olarak..

İnsan kendini öz noktası olan Resulullah’a bıraktığında çeşitli direnme kalıpları olan şartlanmışlıklar, duygusal karışıklıklar biter. Birçok mana kalmaz. Sadece sadakat olur sevdiğine. Diğer yapageldiklerine yön veren de sıdkıdır. Risaletin eminliğinde erimiş insandır sıddık.

Öz noktasına sadakatten nasibi olan insan hem özünde hem yüzünde görür, bilir risaleti ; görür , bilir sıdkı..

“Sıdk” gereği secde ettiği “Resul”de hiçlenip “Hay” ve “Baki” olduğu idrakinin oluşum sürecidir sadakat..

Hayatı “B gerçeği ile” ortaya koyduğumuz “değerlendiricilik” ile okuyabilmektir sadakat..

Sürekli sevdiğiyle “BİR” lik şuurunda olabilmek için yapılan eylemlerdir sadakat.

Sadakatin zaten kendisidir, mükafat ki ; şükür halini oluşturuyor.

"Allahumme inniy euzü "B"irızake min sehatike, ve "B"imuafatike min ukubetike ve "B"irahmetike min gazabike ve euzü "B"ike minke. La uhsiy senaen aleyke ente kema esneyte ala nefsik." (hadis)

 
Allahım, sığınırım B gerçeğince (görünmeyen) öfkenden Rızana, cezalandırmandan affu afiyetine, gadabından rahmetine;
ve gene sığınırım B sırrınca senden sana!.. Senin senânını ihsa edemem(Subhansın)!.. Sen nefsini senâ ettiğin gibisin!..


“ B gerçeğince”  bu işi yapıyorum demek ; “Ben özüm ile secde ettiğim mahalde sabit ve O’ na sadıkım..” demektir.. O’ nun ile yapıyorum demektir.. Bende yapan eden O’dur demektir.

Sadık olan insan tüm melekelerini O’ na verir..Kendini ifna eder O’nda.

Sıdk ile secdesini yapmış olan, “B gerçeğince” iş gören insan ;
görüp fark edemediğimiz öfkeyi rızaya, cezayı affa ve afiyete, gazabı rahmete dönüştürebilecek kudrettedir. Çünkü özünün farkındalığını yansıtır kuvvelerine. Ve ışık vuran her şey cennet olur.  

Maksat “hiç” lenip öyle kalmak değilki, maksat “Muhammedi “ olmak.

Kendini kurtarmak değilki , ümmet bilincine ermek..

Bütünsel , herkesin hayrını düşünüp hisseden bir dönüşüm bu..

Sadece hissedilesi bir şey değil.. Şükredilesi bir şey ..

“Bildiklerimle amel edersem bilmediklerim açılır” gibi ..  Oturup birgün oluşmasını beklemek değil.. Ne yapabiliyorsan onunla başlamak B hakikatiyle..

Resulullah (SAV) bu duayı secdede yapmıyor.  Kelimeler bize bir şey anlatmak içindir. Daima  “Secde” halinde yaşadığını belirtiyor. Secde halinde olan bir  insan ancak tüm esmasını, efalini , sıfatlarını kullanıp kontrol edebilir tahakkuk edebilir demek bu.  Madem secdedesin bunu her AN a taşı. Secdenle nüfuz edici ol.

Ümmetini yani tüm boyutlarını kendiyle varedip yaşaması.. Onlarla yaşadığı bir hayat neticesi ; secde – sıdk – şükür.. 

Bir boyut yaşanılırken diğer boyut kapanmaz ki , örtülmez ki.. Çünkü O nu zaten öğrenmişsin. Hiçlenişi sıdkın ile bilmişsin.. O zaten var..

Sıdk ile bir yerden çıkmak demek ; ümmeti ile yaşamak demek tüm boyutsallığıyla...

Yaşadığı sıdkı , yaşadığı secdeyi yaşatmak demek..

Şükrünü ortaya koyarken yaşamda ; ümmetine sormak, danışmak demek , aklı küll olduğu bilinciyle..

Çünkü bütünsel bir şükür bu, bütünsel bir yaşam..

Kafayı yere koyup secde değil. 

Karşında gördüğündeki hakikate secde şuuruyla, hizmet şuuruyla yaklaşabilmek..

Çok boyutlu yaşamak demek.. Evrensel bakışa sahip olmak demek..

Şükür nimeti değerlendirebilmektir. En büyük nimet “Resulullah (SAV) ın rabbi olan Allah ile olma” nimetidir.

İnsan, her an farkındalığını öz noktasından hareketle canlı tutar ise; yapılması gerekenin ne olduğunu okur ve ona göre davranır, şükretmiş olur.
Özüne secdenin mükafatı olarak özünden getirdiği sıdkı yaşar, sıdkı yaşatır.

Okur eşyada..  -ki şükrü olsun içsel gerçeğinin.. Okumaktan kastedilenin tefekkür olmadığını , yaptığı savaşlara, çektiği açlığa , gördüğü zulümlere bakarak anlayabiliriz. 

Bunlar neticesi olan bir idrak.. Bunlar neticesi olan vahy.. Bunlar neticesi kendinden kendine sığınmak.. Hayali bir Allah değil..   her noktada Resulullah Muhammed Mustafa nın bilinciyle HAYY olan Allah.

Yapılması gerekenin ne olduğunu görüp değerlendirebilme mekanizmasının nasıl işlediğini sadakat sahiplerinde  bilip yaşayan Allah...

Sübhanallah !...

 Hayata Kuran’ı şükrüyle yazmıştır Resulullah (SAV).

Yaşamındaki daimi namaz halinin secdesinden  yağdırdığı rahmetle ( Her yönüyle küll olarak zuhur buluşuyla) ;

Secdede döktüğü gözyaşlarıyla “Şükreden bir kul olmayayım mı?”..  derken bütün alemlere rahmet oluşunu , her şeyin özündeki değerlendiricilik , her şeyin özündeki yardım , her şeyin özündeki sevgi , her şeyin özündeki şefkat oluşunu dile getirmiştir..

Ve..

Sıkıntıya düşmemizi asla istemez ; çok aziz , çok rauf , çok rahiym ..

Çünkü özümüzden irsal olan.. Özümüzden duyan, bilen.. Her an bizle değerlendiriciliğiyle kendi şükrünü yapan…

Şükür O’nun şükrü.  Hayat O’ nun hayatı..

O’nun ümmeti O’nun manalarını taşır, değerlendirir ve yaşar O’nda, O’nunla..

Bir şeyi anlayıp akledebildiğimiz zaman ...

Bu, O’ndan hibe..

İdrak edebildiklerimizle sevindiğimizde, sevinen O..

Berrak bakabilmemizi sağlayan aydınlık O…

İçimizde duyduğumuz coşku O..

Neşe O..

 Muhabbet O…

Tek mükafat var ; Sadece O !..

Yeryüzünde halife olarak varedilmiş olan insan için Allah’ı bilmek, tanımak ancak Resulullah (SAV) ın yaşamımıza ve kollektif yaşama attığı “yenileme formatı” ile mümkündür..

Risaleti görüp, sıdk ile secde etmenin neticesi olan değerlendirebilme halini ortaya koyabilenlerden olabilelim her anda ve her şartta..

Bu idrakle ;
Şükrümde acizim ..

Sadece senin bildirdiğin kadarını değerlendirebilirim..

Senden sana sığınırım B sırrınca..

Değerlendirebilme kapasitemi daha keskin yapacak olan da ancak sensin.

Beni bir göz açıp kapama anı kadar bile sensiz bırakma Ya Resulallah !..

Selam yaşamımız olsun..

13.bölüm - 15.bölüm
.. ana sayfa